Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

Müslümana karşı gavurla işbirliği

MÜSLÜMANA KARŞI GÂVURLA İŞBİRLİĞİ

Günlük yazılarımı, ayrıntılar üzerine kurmaktan çok genel kanaatlerimin çizgilerini ve çerçevesini ortaya koyacak tarzda yazdığımı biliyorsunuz. Okurlarımızın zaten olma biçimleriyle olayların detaylarına vakıf olduklarını da ben biliyorum. Bu anlamda çok politize olmuş bir halkız. Bana sorarsanız, canlı, çevik siyasi bilinç adına bunda bir sakınca da görmüyorum. Ama zihni aktüel siyaset içine gereğinden fazla salmanın, varoluşumuz ve hakikatin temel konularından uzak kalmasına yol açmak gibi bir zararının olduğunu da söylemeliyim. Ne yapıp edip bu zararı telafi etmeniz, etmemiz gereğini belirttikten sonra, özellikle Musul üzerinden bölgemizde, bütün bir Ortadoğu’da oynanan oyunlara ilişkin biraz ayrıntılı bilgilerle çıkarımlar yapalım.*

ABD'nin planlamak istediği Musul operasyonu yeni etnik ve mezhep çatışmalarını alevlendirmeyi amaçlamaktadır. Ta baştan DAEŞ’in Musul’a yerleştirilmesinin arkasında, bu hain, sinsi amacı da içeren korkunç planlar vardı. Bu planların bir kısmı bugün Suriye’de, Irak’ta ve çoğu ümmet coğrafyası olan dünyanın birçok yerinde uygulamaya kondu. DAEŞ demek ABD’nin terör kolu demektir. DAEŞ’i gizlemeye bile gerek duymadıkları açıklıkta ABD ve onun arkasındaki Siyonist güçler desteklemekte, kurgulamaktadır. DAEŞ ABD’nin istediği zaman ve yerde var olmakta, istediği zaman ve yerde yok olmaktadır. Yani DAEŞ ihtiyaca göre konuşmakta veya susmakta, görünmekte veya gizlenmekte, var veya yok olmaktadır. ABD’nin sözde DAEŞ üzerinden Musul ve Irak’ı özgürleştirme veya kurtarma planlarının ne vahim, ne korkunç sonuçlar doğuracağını bilen Türkiye, planlama hatalarına işaret ederek olaya önce teknik boyut ve nesnel açıdan baktı. Bu kapsamda Türkiye, ABD'nin Musul operasyonunda yeni tehditlere sebep olmaması için tehlikeleri kalem kalem ortaya koyarak, tepkisini dile getirdi.

Oyunun deşifre olmasından huzursuz olan işbirlikçileri bir telaş sardı ki sormayın. Ne güzel Musul’u kurtaracaklardı! Oysa Musul’daki bu durumu bizzat onlar hazırlamışlardı. Ayrıca Körfez Savaşı ve birinci Irak İşgali ile başlayan süreçte ABD’nin Irak’ı nasıl kurtardığı, nasıl özgürleştirdiği son derece iyi anlaşılmış olmalıdır. Özellikle eğer kaldıysa Iraklı vicdanlı aydın ve öngörülü siyasileri tarafından iyi anlaşılmış olmalıdır. Ancak yerli, milli olması gereken unsurların ölümcül gafleti, insanı şok etmektedir. Ya da tehdidin, kuşatmanın boyutu düşündüğümüzden de çok derin ve tehlikeli boyuttadır. ABD’ye direnmeye cesaret edemiyor olabilirler. ‘Direnip canımız yanacağına direnmeyip yaşayalım, üstelik ABD’nin himayesinde rahat ve bolluk içinde yaşayalım’ diye düşünüyor olabilirler. Veya Müslümanlara karşı Gâvurla güç birliğini stratejik ittifak gereği de sayabilirler.

Mümin kardeşini öldürmenin, evini başına yıkmanın, vatansız, yurtsuz bırakmanın hangi stratejik ittifakla açıklanır gerekçesi olabilir? Türkiye bu noktada tarihi ve gerçek manada stratejik hamleler yapmaktadır. Her bir hamlesi Türkiye’yi kendi içinde ve bütün dünya Müslümanları nezdinde daha da büyütmekte, haklı ve güçlü kılmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle Suriye'de Fırat Kalkanı Operasyonu ile oyunu bozulan başta ABD olmak üzere İran ve Irak, Musul operasyonunda Türkiye'yi masanın dışında tutmak için her yolu deniyorlar. Etnik ve mezhep çatışması tehlikesine dikkati çekerek operasyona katılmak isteyen Ankara, diplomatik ayak oyunları ve sözde fetvalarla engellenmek istenmektedir. Bir Şii imam Türklere karşı savaşmanın farz olduğunu söyleyebilmektedir. O imam İran devriminin ilk döneminde bir zamanlar Humeynî’nin ‘Büyük Şeytan’ diye adlandırdığı Amerika’ ya savaşmak veya onun hizmetinde olmakla ilgili de bir fetvası vardır muhakkak. Kâfirin kılıcını sallamayı biz hiçbir Müslüman’a yakıştırmayız. Bunlar olsa olsa dini literatürde ‘Bel’am’ veya ‘Münafık’ diye karşılığını bulan casuslardır. Kim ne derse desin, nasıl fetva verirse versin Türkiye artık sahada, kendi kültür ve medeniyet coğrafyasında kendi insanları iledir. Türkiye eski Türkiye değildir. Bizi buradan atmaya, sürmeye Allah’ın izniyle kimsenin gücü de yetemeyecektir. Kim kimi nereden çıkarıyor? Kim nereden nereye gidecek? Çıkıp gitmesi gereken bir unsur varsa bu öncelikle ABD’dir. O Şii imam ve İbadi bunu biliyor mu?

ABD’li Albay Dorrian, kıtalar, okyanuslar ötesinden burnumuzun dibine gelip haddini, hukukunu aşarak, Başika’daki askerlerimiz için “Irak topraklarında bulunan Türk ordusu Irak hükümeti tarafından ve resmi izinle gelmemiştir ve illegaldir.” açıklamasında bulunuyor. Sen kimsin be adam? İznimizin sınırını, meşrutiyetimizin kaynağını senden mi öğreneceğiz? Demek Irak’la en ufak, en küçük bağlantısı olmayan sizlerin varlığı geçerli ve meşru ve fakat her şeyimizle ortak bir kaderi paylaşmamız sebebiyle zaten var olduğumuz bölgelerde var olacak olmamız sıkıntı öyle mi? Bu tenekenin çıkardığı ses önemli değil. Ama tezgâhın hangi boyutlarda yaygın bir bilinçle algılandığının ifşası bakımından önemli. Yani adamlar ciddi ciddi ve esaslı olarak vatanımızın üstelik çok kanlı bir cezalandırma ile işgal planlarını yapmışlar. Sadece yapmamış, hayata geçirmeye başlamışlar. Bizim tehlikeyi geç de olsa fark edip pozisyon almamız hesaplarını bozdu, bozuyor.

Sömürge valisinden farksız Irak’ın sözde başbakanı İbadi, süreçte kendisine verilen misyona uygun beyanatlar vermeye başladı: “Türk tarafına Irak'ın meselelerine karışmamasını birden fazla kez söyledik. Türk macerasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korkuyorum. Türk liderliğinin davranışı kabul edilemez. Biz Türkiye ile askeri bir karşı karşıya gelmenin içine girmek istemiyoruz.” Önce şu askeri olarak karşı karşıya gelme lakırdısı üzerinde biraz durun ne olursunuz? Hangi cesur askerinle bizim karşımıza geçeceksin? Sahibi adına havlayan köpek pozisyonunda bir siyasetçi olmak ne acı bir şeydir. Sen önce gerçek bir Irak’ın gerçek başbakanı ol da ondan sonra konuş. Sen olmayan bir devletin başbakanı oyunuyla gönlünü biraz eğle bakalım. Sayın İbadi bu ifadeleri ülkesinin çok sevdiği istiklâl ve bağımsızlığı için mi söylemiştir? Aynı şeyi neden İran ve ABD için söylemiyor? Üstelik Türkiye bölgede etnik ve mezhep çatışması istemediğini, Irak’ın bütünlüğünden yana olduğunu söylemesine rağmen. Yoksa İbadi ve onun gibilerin istedikleri tam da Türkiye’nin istemedikleri mi? Yani mezhep çatışmasını mı istiyorlar? Irak’ın bölünmesini, parçalanmasını mı? Hiç eveleyip gevelemeden sormak lazım: Sahibiniz bunun için size ne kadar kemik verdi? Eğer samimi değilse, İbadi içten  konuşmuyor. Hiçbir ülkenin başbakanı bu kadar talihsiz bir beyanat veremez. Memleketine ihanet içinde olamaz. Yok eğer samimiyse işgalci emperyalistlerle işbirliği yapan bir hain demektir. Aynı İbadi Irak'ta Şii milis gücü Haşdi Şabi'nin Güvenlik Sözcüsü Yusuf El Kilabi’nin, Irak'ta Türk Ordusu'yla savaşacaklarını açıklaması karşısında bunu kimden emir alarak ve hangi amaçla yapacağını soramıyor.

Bütün bu ayrıntılara Irak’ı bölme, parçalama ve bütün İslâm coğrafyasını ateşi içine alacak iç savaşların alanı yapma tezgâhında hangi aktör ve piyonların rol aldıklarına işaret etmek için girdim. Sahneye çekilen perdeyle gerideki karanlık ilişkileri engelleme girişimini Irak’ta da gören çok sayıda insan var. Hatta Irak’ın çok sayıda sağduyulu insanı oyunun farkındalar. Ama susturuluyorlar.

Bir iki gün önce Rudaw'a konuşan Irak Parlamentosu Kürt üyesi Arafat Kerem Irak’ın izlediği çelişkili, tutarsız politikayı eleştirerek "Madem ki doğru yapıyorlar, o zaman ayrım gözetmeden Irak'ın içişlerine karışan bütün ülkeleri çıkarsınlar" dedi. Arafat Kerem sözlerini şöyle sürdürdü: "Neden diğer taraflardan, örneğin Bağdat'a kadar gelen İran'dan söz edilmiyor? Neden sadece Türkiye'den bahsediliyor? Çünkü belli bir amaçları var.” Görüldüğü gibi Türk Kürt aşiretlerden, gruplardan en üst siyasilere kadar Türkiye’ye dostane yaklaşan birçok insan ve güç var. Üstelik memleketini seven hiçbir samimi Iraklı da ABD’yi istemiyor. Türkiye bu aşiret ve gruplarla çok yakın temas içindedir. Temas artarak sürmelidir. Algı yönetimi ve doğru enformasyon başta olmak üzere şimdiden köklü sosyal, kültürel çalışmalar yapılmalıdır. Bugün ve yarın için bütün gelişmelere hazırlıklı olarak örgütlenmeli, organize edilmelidir.

Bu arada ilginç bir beyanat verildi. ABD öncülüğündeki DAEŞ karşıtı koalisyonun Irak eğit-donat programından sorumlu komutanı Tuğgeneral Dave Anderson, Musul'un geri alınmasına yönelik operasyon hazırlıklarında sona gelinirken, şehirdeki DAEŞ liderlerinin kenti terk etmeye başladığını belirtti. Dikkat edin bu bir sorumlu general. Yani az önceki münasebetsiz Albay gibi değil. Siz bu beyanı, DAEŞ’in lider kadrosu kenti terk etti şeklinde anlayın. Daha da doğrusu ‘biz oradaki DAEŞ’lileri şehirden çıkardık’ demektedir. Belki ağzından kaçırıyor. Peki bundan sonra ne olacak? DAEŞ’in lider kadrosu casus dostlarını çekip aldıklarına göre, tıpkı Gazze’deki gibi, tıpkı Halep gibi şehri bombalayabilirler. Böylece DAEŞ’le mücadele adı altında masum çocukları, müdafaasız insanları paramparça edebilirler. Onlar aç, susuz, çaresiz insanlara karşı çok cesurdurlar biliyorsunuz.

İşte Türkiye bütün bunlara olabildiğince engel olacak, engel olmalı. O nedenle ne kadar oyun dışında tutulmaya çalışılsa da kendi eğittiği 5000’den fazla Peşmergeyle birlikte Musul hareketine katılacak. Hatta mümkünse bizden başka kimse katılmasın. Hiçbir sivilin burnu bile kanamadan DAEŞ nasıl haritadan silinir görsünler. İstesinler veya istemesinler biz ümmetin bütün kardeş unsurlarıyla buradayız; bir olacağız ve hep birlikte burada kalacağız.

Var oluşumuzun tehlikeye girdiği bir ortamda gireceğimiz kavganın yumruk hesabını mı yapacağız?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 230
Bu Ay : 16310
Toplam : 25568

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom