Veysel Tay

Veysel Tay

veyseltay@gmail.com

Kandilli’nin Hesabı, Suud’un Hilâli

Veysel Tay (veyseltay@gmail.com)

Kandilli’nin Hesabı, Suud’un Hilâli

İslam Âlemini, farz kılındığından bu yana, 1436. kez Ramazan Orucu ile şereflendiren Rabbimize, sonsuz şükürler olsun. Rabbimiz Ramazan Orucu ile günahları temizlediği gibi, tüm İslam Âlemini de içinde bulunduğu, fitnelerden, bu Ramazan Ayı ve içinde saklı olan Kadir Gecesi vesilesiyle temizlesin inşallah.

Bu yıl, yani Hicri 1437 yılının Ramazan Ayına, Allah’ın bir lütfuyla, tüm İslam Âlemi aynı gün başladığı için Âlemlerin Rabbi olan Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Bu yıl tüm İslam Âleminde gerek astronomik hesaplama yöntemleriyle, gerekse de gözle hilâlin gözetlenmesi yöntemiyle, aynı gün Ramazan ayına başlanmasına karar verilmiş olması, bu konuyu gündemimizden geçici olarak çıkarmış olsa da kuvvetle muhtemel, çok değil bu ayın sonunda, Ramazan Bayramının ne zaman olacağı konusunda, aynı tartışmaların yaşanması mümkündür.

Ben bu konunun İslam Hukukundaki yeri ile ilgili tartışmalara dâhil olmak istemiyorum. Zaten bu tespitin, Kur’an ve Sünnet ışığında, hesaplama yöntemiyle mi, yoksa gözetleme yöntemiyle mi yapılması gerektiği konusundaki tartışmalara, müdahil olacak veya bu konularda söz söyleyecek bir haddim ya da hakkım da yoktur. Benim değinmek istediğim nokta, Türkiye dâhil, İslam Âleminin bu konudaki zavallılığı ve özellikle de Türkiye Müslümanlarının çaresizliğidir.

Bu konuda gerek hesaplama, gerek se de gözlem yolunu tercih edenlerin tamamı, Allah Resulü (S.A.V.)’in “Biz ümmi bir toplumuz hesap ve yazı bilmeyiz…” diye başlayan ve neden hilâli gözetlediklerini açıklayan, hadisi şerifini delil göstermektedirler. Aynı hadisi şerifi farklı şekilde anlayan/yorumlayan iki kesim, Ramazan Orucu ve Bayramının zamanının tespitinde, iki farklı yöntem takip ettikleri için, İslam Âlemi hemen hemen her yıl gerek oruç tutmaya, gerekse de hem Ramazan hem de Kurban Bayramlarını idrak etmeye, ne zaman başlayacağı konusunda büyük bir mağduriyet yaşamaktadır.

Tamamen İslam Dünyasının iç meselesi durumunda olan ve siyasi hiçbir yönü olmayıp, sadece bir ibadetin başlangıcıyla ilgili olan bir konuda bile, bu kadar ihtilafa düşen ve bunu siyaset malzemesi yapan bir İslam Dünyasının, siyasi konularda birbirlerinin kanını akıtacak noktaya gelmeleri, çok da garipsenecek bir durum değil gibi görünüyor maalesef.

Bu kadar basit bir konu da bile birlik olamayan, Müslümanlara ağız tadıyla bayram ettiremeyen ve yanı başımızdaki beyinsizlerin biz Müslümanlarla alay etmelerine sebep olan, İslam dünyasının âlimleri ile yöneticilerinin bu konuda siyasi fikir ayrılıklarını bir kenarda bırakarak, olaya İslam’ın ve Müslümanların İzzeti yönünden bakmaları ve birlik olmaları da pek yakın gözükmüyor maalesef.

Bizim açımızdan asıl önemli olan ise Türkiye ve dolayısıyla Diyanet bu işin neresinde? Diyanet de tıpkı bir dönem Suudi yönetimi ve Mısır arasında Arap/İslam Dünyasının liderliği yarışında, arkasından gelecek ülkeleri tespit edebilme adına, bu konuyu siyesi bir malzeme olarak kullanmalarında olduğu gibi; ‘Birlik olsun ama benim fikrimde birlik olsun’ mu diyecek, yoksa Yeni Türkiye ile bu konuya yeni bir açılım ile bakabilecek mi?

Dünya Müslümanlarının bu konudaki vahdetine vesile olması pek mümkün gözükmese de Diyanet’in, yeni bir açılımla, Türkiye Müslümanlarının çaresizliğini bitirmesinin zamanı gelmemiş midir? Geçmiş yıllarda, Diyanet Teşkilatının başına,siyasi gerekçelerle, bu işin hassasiyetini kalbinde taşımayan insanlar atanmış olsa da, hem bugün o dönem geride kalmış, hem de o dönemlerde bile Türkiye Halkının Diyanet bünyesindeki, Din İşleri Yüksek Kuruluna duyduğu güven, hep üst düzeyde olmuştur.Şahsen ben de bugün Diyanet İşleri Başkanı olan Mehmet Görmez Hocayı, Allah için seviyor ve güveniyorum, güvenmek de istiyorum.

Ancak benim asıl sormak istediğim soru; Diyanet İşleri Başkanlığının, Oruç ve Bayramın başlangıcının tespiti işinin, neresinde olduğu sorusudur.Yani gerçekten bu tespitler Diyanet tarafından, Kur’an ve Sünnet ışığındaki verilere göre mi yapılmaktadır? Ya da diğer bir deyişle, mevcut sistemi, her zaman sahiplenmelerine rağmen, bu tespitin yetkisi gerçekten Diyanet teşkilatında mıdır?

Diyanet Teşkilatının sahiplendiği ve Türkiye’de Diyanet Takvimi olarak bilinen,dini gün ve gecelerin tespiti aslında yasa ile Diyanet Teşkilatına değil, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı bir kurum olan Kandilli Rasathanesine verilmiştir.

26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı “Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun” ile kameri aybaşları ve dini günlerin saptanması görevi Kandilli Rasathanesi'ne verilmiştir.

22.6.1965 Tarih ve 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’unun 7. Maddesinde 1975, 1979 ve son olarak 2010 yılında yapılan değişiklikler sonucunda; ‘İlgili birim, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak namaz vakitleri ile dinî gün ve geceleri tespit ve ilan etmek, bunun için gerekli çalışmaları yürütmek’ hükmü yer almışsa da Kandilli Rasathanesi halen bu yetkiyi elinde tutmaktadır ve Diyanet İşleri Başkanlığının, bu konuda kurumsal bir çalışması olmamıştır. Yani Diyanet Teşkilatı, Kandilli Rasathanesi tarafından tespit edilen takvimi sadece ilan ederek, karar vermediği bir olayda, tüm sorumluluğu üstlenmektedir.

Bundan birkaç yıl önce Türkiye ve Pakistan dışında tüm İslam Dünyası, Ramazan ve Kurban Bayramlarının başlangıç tarihini,gerek hesaplama gerekse de gözlem yoluyla, ülkemizden bir gün sonra ilan edince, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, katıldığı bir televizyon programında, bu konudaki rahatsızlığını; ‘Dini gün ve gecelerin tespiti yetkisi, teşkilatımızda değil, Kandilli Rasathanesindedir’ sözleriyle ifade etmiştir.

Peki, Kandilli Rasathanesi hangi dini hassasiyetlerle dini gün ve geceleri tespit etmektedir. Bir ibadetin başlangıç ve bitiş tarihinin tespiti, ancak o dinin âlimleri tarafından yapılmalı değil midir? Biz Türkiyeli Müslümanlar olarak Diyanet İşleri Başkanı ve Teşkilatına, dini konularda duyduğumuz güveni, Boğaziçi Üniversitesi ve Kandilli Rasathanesine nasıl duyabiliriz. İster gözlemle, isterse de hesaplama yoluyla olsun, bu ibadetin başlangıç ve bitişi tarihinin tespitinde, Kandilli Rasathanesine mahkûm olmamız ne derece doğrudur?

İşte bu şartlar, biz Türkiye Müslümanlarını,hem ümmi hem de gözetleme yapamayan, kendi ibadetini ne zaman yapacağını kendisi belirleyemeyen,çaresiz bir toplum haline getirmektir. Biz Türkiyeli Müslümanlar olarak, kendi ibadetimiz için hesap veya gözlem yapma hakkımız olmadığı için Kandilli Rasathanesinin hesabı ile Suudi Yönetiminin gözlemlediğihilâlin, aynı güne denk gelmesi için dua etmekten başka hiçbir çaremiz kalmamaktadır. Artık bu garabetin sona erdirilerek, Müslümanların bu çaresizliğinin giderilmesinin zamanının gelmiş olmasını ümit ediyorum.

Artık Diyanet İşleri Başkanlığının, Kandilli Rasathanesinin sözcülüğünü bırakmasının ve kurumsal olarak bu işin sorumluluğunu almasının zamanının, çoktan geldiği kanaatindeyim. Siyasi iktidara da düşen bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapmak ve mali açıdan gerekli destekleri vermektir. Aksi takdirde Yeni Türkiye Müslümanları, bu zavallılığı yaşamaya devam edeceği gibi İslam Dünyasında da bir inandırıcılığı kalmayacaktır diye düşünüyorum.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 193
Bu Ay : 3334
Toplam : 3334

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom