Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

ORUÇ: KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAN HÂLİS KALKAN

ORUÇ: KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAN HÂLİS KALKAN

“Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir... Giderken bizden de ona ölümsüzleşecek birkaç şey katılmalı…” Sezai Karakoç

Oruç, Arapça’daki savm kelimesinin karşılığıdır. Savm sözlükte “bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak, o şeyi işlemekten geri durmak ve ondan uzaklaşmak” gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak ise oruç, “mükellefin niyetli olarak imsak vaktinden (tan yerinin ağarmasından) itibaren güneşin batış anına kadar geçen süre zarfında yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak durmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır.

On bir ayın sultanı Ramazan, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından “başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtuluş” olarak nitelendirilmiş bir fazilet ve kutsiyet ayıdır. Müslümanlar bu ayda, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı” (Bakara 2/183) fermanı gereği oruç tutarlar. Bu âyette yer alan “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için” kısmından anlaşılıyor ki, orucun, sağlık ve sıhhate olan faydası ve psikolojik açıdan çeşitli yararları yanında, tıpkı “Kuşkusuz namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor” (Ankebût, 29/45) âyetinde ifade edildiği üzere, namaz gibi kişiyi kötülüklerden koruma hikmeti de vardır. Bu husus Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından, “Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye «ben oruçluyum» desin” (Buharî, Savm, 8) sözleriyle vecîz bir şekilde dile getirilmiştir.

Malum olduğu üzere “kalkan”, savaşlarda düşmanın bıçak, kılıç, mızrak vb. zarar verebilecek kesici ve öldürücü şeylerden kişiyi koruyan bir vasıtadır. Gerçekte fert, vesveseler, nefsin kötü arzuları, hevâ ve heves, duygular ve şeytanlarla sürekli savaş halindedir. Nasıl kalkan, sahibini düşmanın tehlikeli darbelerinden koruyorsa, aynı şekilde oruç da kişiyi bütün kötülüklerden ve her tür günah işlemekten korur.

Her kötülüğün başı, Allah’ın emir ve yasaklarını göz ardı etmek ve sorumluluk duygusunu yitirmektir. Oysa oruç gibi ibâdetler, kişiye daima Allah’ı hatırlatır ve onun sorumluluk duygusunu geliştirir. Bu nedenle oruç tutan fert, sadece imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsel arzulardan uzak durmakla yetinmemeli, aynı zamanda her tür kötülük ve günahtan da uzak durmaya gayret etmelidir. Çünkü İslâm nazarında oruç, şayet kalkan görevi görüyorsa, anlamlıdır. Bu nedenle kişi, kötülüklerden uzak durabildiği oranda tuttuğu orucun makbul olabileceğini asla hatırından çıkarmamalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi terk etmeyen kimsenin Allah da yemeyi ve içmeyi terk etmesine değer vermez.” (Buharî, Savm, 8) buyurarak, oruç tuttuğu halde bir türlü kötülüklerden vazgeçmeyen ve mütemadiyen günah işlemeye devam eden kimsenin ibâdetine değer verilmeyeceğini açıkça dile getirmiştir. Konuya dair bir diğer hadis-i şerîfte ise Allah Resûlü (s.a.v.), “Nice oruç tutanlar vardır ki, geriye kendilerine tuttukları oruçlardan yalnızca açlık ve susuzluk kalır. Nice gece ibâdet edenler de vardır ki, kendilerine bundan kalan şey sadece uykusuzluktur.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21) buyurarak, oruç ibâdetinin kötülüğü önlemede bir kalkan vazifesi gördüğüne dikkat çekmiştir.

Âyet ve hadislerden açıkça anlaşılıyor ki, oruç tutmak suretiyle helal olan yiyecek ve içeceklerden uzaklaşan, gece uykusundan feragat ederek namaz kılmaya kalkan bir kimse, şayet haram olan şeylerden ve kötülüklerden de uzaklaşmıyorsa, Yüce Allah tarafından onun ibâdetine değer verilmeyecek ve bunlardan beklediği karşılığı da asla alamayacaktır. Çünkü genelde bütün ibâdetlerin, özelde ise orucun bir gayesi de mü’mini kötülüklerden koruması ve günahlardan uzak tutmasıdır. Oruçlu olduğu halde günah ve kötülüklerden kendisini alıkoyamayan kimse, bu gayenin gerçekleşmesini başaramamış sayılır.

Kötülüklerden ve günah işlemekten kurtulamayan kimse, diğer ibâdetlerde olduğu gibi, orucunu da sırf Allah rızasını gözeterek, şuurlu olarak tutarsa, yerine getirdiği bu ibâdet tesirli bir ilaç gibi, kendisini günah hastalıklarından ve kötülüklerden kurtaracaktır.

Oruç, insanı bedenen sıhhate kavuşturduğu gibi, bireyin iradesini terbiye etmesine, hevâ ve heveslerine karşı koymasına, şeytanın aldatıcı kışkırtmalarından kurtulmasına, sabrı öğrenmesine ve zorlukların üstesinden gelmesine de yardımcı olur. Bu sayede oruçlu kişi, her zaman ve her yerde Allah’ın gözetim ve kontrolü altında bulunduğunun bilincine vararak hareket eder.

Ayrıca oruçlu insanda fakirlere, yetimlere, Afrika’nın birçok ülkesinde olduğu gibi bir lokma ekmek bulamayan, bu yüzden ölümle yüz yüze gelen aç ve yoksullara karşı şefkat ve merhamet duygusu gelişir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Ramazan ayı girdiğinde göğün kapılan açılır, cehennemin kapıları kilitlenir ve şeytanlar zincire vurulur” (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1, 2, 4) hadisinde ifade edildiği üzere, bu ayda bütün kötülük odakları manevî anlamda engellendiği için, Ramazan orucunu tutan kimse daha cömert olur; bu da onda fakirlere daha fazla yardım etme isteğinin artmasına vesile olur.

Bir kudsî hadiste “Oruç, benim için tutulmuştur. Onun karşılığını da ancak ben veririm” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 164.) buyrularak Ramazan ayında yapılan iyiliklerin sevabının kat kat fazla olacağı haber verilmiştir. Bu sebeple Ramazan’da oruç tutan kimse, bu ibâdeti lütuf ve keremi sonsuz Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için yaptığı için, sınırsız bir sevap ve mükâfata nail olacağı bilinciyle hareket eder..

Oruçlu kimse, “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır” (Bakara, 2/185) buyruğu gereği, Ramazan’ı yalnızca oruç tutarak değil, aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’in inmeye başladığı ay olması hasebiyle, Yüce Kitab’ımızı okuyup anlamaya ve onu pratize etmeye çalışarak da değerlendirmelidir.

Ramazan ayı bir rahmet, mağfiret, af ve bağışlanma ayı olduğu için, bu ayı oruçlu geçiren kimse, Ramazanı daha çok ibâdetle geçirmenin yollarını aramalıdır. Bu hususta Allah Rasûlü (s.a.s.), Her kim Ramazan ayının faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek, Ramazan’ı ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır (Buhari, İman, 37; Müslim, Salatü’l-Müsafirîn, 13) buyurarak, Cenâb-ı Allah’ın rahmetine, mağfiretine ve affına nail olmak için yapılması gereken ibâdetlere dikkat çekmiştir.

Ramazan ayı, bir yardımlaşma, paylaşma ve hayır ayı olduğu için, bu rahmet ve bereket ayında oruç tutarak Yüce Allah’ın sayısız lütuf ve ihsanlarına nail olanlar, “Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap” (Kasas, 28/77) buyruğuna uyarak, ellerindeki imkanları muhtaçlarla paylaşmalı, bu mübarek ayda daha fazla hayır ve hasenatta bulunmalı ve daha çok sadaka vermeye çalışmalıdırlar. Zengin Müslümanlar, Ramazan ayına mahsus sadaka-ı fıtırlarının yanı sıra zekâtlarını da bu ayda vermeye gayret göstererek, bu sayede fakirlerin yanında olduklarını hatırlamalıdırlar.

Ramazan orucunu tutanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Şâyet insanlar, Ramazan-ı Şerîf'in kıymetini lâyıkıyla bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını arzu ederlerdi” (İbn-i Huzeyme, Sahîh, III/1886) ve Cebrail (a.s.) bana göründü ve «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun» dedi. Ben de «âmin» dedim (Tirmizî, Daavât, 100) sözlerine istinaden, bu mübarek ayı bir ganimet ve fırsat görerek daha fazla sevap işlemeli ve günahlardan sakınmanın yollarını aramalıdırlar.

Oruçlu kimse, Ramazan’ı, günah ve kötülüklerden kurtulmada bir milat kabul etmeli, bu ayda tembellik ve zilletten kurtulmanın gayreti içinde olmalıdır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’i yalnızca lafzen okumaktan vazgeçmeli, onu anlayarak, tefekkür, tedebbür ve tezekkürle okumaya gayret göstermelidir.

Aynı şekilde oruçlu kimse bu ayda, daha once yapılan hata, kusur ve günahlara tövbe etmeli, bir daha aynı hataları işlememeye söz vermeli ve başta mazlumlar olmak üzere bütün âlem-i İslâm’ın kurtuluşuna vesile olması için Yüce Allah’a dua ve niyazda bulunulmalıdır.

Özetle Ramazan’ı fırsat bilmeli, bu ayda tutulan oruçla nefis arınmaya ve dizginlenmeye çalışılmalı, kötülük ve günah işlemekten sakınılmalı ve bu ayda Allah’ın rızasını kazandıracak sâlih ameller işlenmelidir. Ramazan’da imkânlar ölçüsünde hayır ve hasenatta bulunulmalı, sadakalar çoğaltmalı, başta bizlere sığınan Suriyeli muhâcirler olmak üzere, bütün fakirler gözetilmeli ve onlara yardımda bulunulmalıdır. Ayrıca anne, baba, çocuk, hısım, akraba, dost, arkadaş ve komşulara ikramda bulunulmalı, iftar sofraları bilhassa oruçlu yardıma muhtaç fakir kimselerle paylaşılmalıdır.

Unutmayalım, “Bir din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır ve afyondur!.. Bunlar olmadan kılınan namaz, tutulan oruç, gidilen hac, kesilen kurban, ihya edilen kandil geceleri, ziyaret edilen türbeler, Ebû Cehil’in hacılara su dağıtıp da yetimi ve yoksulu görmemesi gibi, yalandır ve afyondur!..” (Ali Şeriati).

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 212
Bu Ay : 20284
Toplam : 29542

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom