Veysel Tay

Veysel Tay

veyseltay@gmail.com

Davutoğlu’nun Gidişi ve ABD Seçimleri

Davutoğlu’nun Gidişi ve ABD Seçimleri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında ortaya çıkan krizde, kimin haklı olduğunu şüphesiz tarih gösterecek,aramızdan ömrü vefa edenlere. Olaya zahire göre baktığımızda Davutoğlu’na, Erdoğan tarafından büyük bir haksızlık yapıldığı aşikâr. Bu olay ilk yaşandığında şüphesiz gönlüm Davutoğlu’ndan yana tavır aldı kendiliğinden. Ancak Gezi ve 17 Aralık olaylarında olayın sıcaklığıyla Erdoğan’ın yanlış bir tavır sergilediğini düşünmeme rağmen, geçen zaman, Sayın Erdoğan’ın her iki olayda da aldığı kararlar ve sergilediği tavırlarla ne kadar haklı olduğunu, ben dâhil herkese gösterdi. Bu olayda da aynı şekilde haklı olmasını ümit ediyorum.

Peki, Sayın Cumhurbaşkanı nasıl haklı çıkabilir bu olaydan, üstelik Erdoğan’ın haklı olduğu bu olayda,Davutoğlu nasıl haksız olabilir veya haksız bir taraftayer alabilir? Veya Ahmet Taşgetiren’in tabiriyle; ‘Davutoğlu hangi affedilemez hatayı işlemiş olabilir?’İşte beynimizi kemiren asıl sorular bunlar. Sayın Cumhurbaşkanı, Davutoğlu’nu görevden almakta, ne kadar haklı olursa olsun, şüphe yok ki görevden alma tarzıyla (MKYK da yaşanan olaydan dolayı) Sayın Davutoğlu şöyle dursun, hiç kimsenin hak etmediği bir muamelede bulunmuştur.

Aynı soruyu tekrar soruyorum kendime, Davutoğlu nasıl haksız olabilir? Başarısız olduğu iddia edilemeyeceği gibi, Pelikan Bildirisi de bir sebep olamaz, Davutoğlu’nun harcanması için. O bildiri ve devamında gelen açıklamalar, olsa olsa malumun ilanıdır ancak, diye düşünüyorum. Davutoğlu gibi ağır bir ismin harcanması için, çok daha önemli bir sebep, mesela uluslararası boyutta bir sebep olmalı, diye düşünüyorum. Zira Sayın Cumhurbaşkanı bu görev değişikliği kararıyla, kendisi ve kurucu genel başkanı olduğu parti için, büyük bir riske girmiştir şüphesiz. Bu kadar büyük bir riske de ancak daha büyük bir sıkıntı veya tehlikeden dolayı girilebilir.

Bu güne kadar çok farklı değerlendirmeler yapıldı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın aldığı bu kararla ilgili; belki de benim biraz sonra yapacağım analiz de dâhil olmak üzere, bu değerlendirmelerin tamamının gerçekle alakası yok ve bu olayın gerçek sebebi bizlerin değerlendirmelerinden çok uzak şeyler. Başta da söylediğim gibi bunu, tarih elbette gün yüzüne çıkaracaktır.

Benim yapacağım değerlendirme, kısmen basında yer bulsa da üzerinde çok durulmadı, ancak küçük parçaları, satır arasında kalan açıklamaları birleştirdiğimde, bana bu gerekçe biraz daha mantıklı gelmekte. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Uzasaydı Sıkıntı Olurdu” açıklamasının bu olayın düğümünü çözecek en önemli ipucu olduğu kanaatindeyim.Anlaşılan o ki Sayın Cumhurbaşkanı’na göre ortada acil bir durum var ve kısıtlı olan sürede tek bir çözüm yolu var, ancak Sayın Başbakan bu çözüm yolunda Sayın Cumhurbaşkanı ile aynı fikirde değil.

İşin ucunun ‘Başkanlık Sistemi’ dolayısıyla ‘Yeni Anayasa’ konusuna gittiği muhakkak; ancak bu işin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından neden bu kadar acil koduyla ele alınmak istendiği ve de mevcut meclis aritmetiğine göre bunun nasıl mümkün olacağı asıl sorun.

Anladığım kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanı ABD’deki kasım seçimlerinden önce, yeni anayasanın referandumdan geçerek başkanlık sisteminin hayata geçmesini istiyor. Zira ABD’de faşist söylemleriyle öne çıkan Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın, ABD’nin yeni başkanı olması durumunda, Batı ile İslam Dünyası arasındaki dengelerin çok değişeceği muhakkak. Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir durumda, gerek Türkiye adına gerekse, Türkiye ve Sayın Erdoğan’ın şahsından,Donald Trump’ın ve Batının yeni yüzünün karşısında, dik durabilecek Tek Lider olarak,büyük beklentileri olan, İslam Dünyasının büyük bir kısmının bu beklentilerini boşa çıkarmama düşüncesinde olacaktır. Zaten İslam Dünyasına saldırmaya hazır bir ABD yönetimi karşısında, güçlü olmayan bir ‘Yeni Türkiye’ geriye gidişin, hatta gerinin de gerisine düşüşün kaçınılmaz sonu demektir.

Bu konuda Sayın Başbakan’ın da Sayın Cumhurbaşkanı’ndan farklı düşünmeyeceği kanaatindeyim ve kanaatim odur ki asıl ayrılış noktası Kasım ayına bu işin nasıl yetiştirileceğiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın teklif ettiği çözüm yolu. Yani yeni anayasa referandumunun 2016 Kasım’ından önce yapılması konusu. Mevcut durumda Ak Parti’nin, Meclis üye tamsayısının,üçte iki çoğunluğu olan, 367 vekil sayısını bulması şöyle dursun, halk oylamasına yetecek düzey olan beşte üç çoğunluğa yani 330 kabul oyuna ulaşması bile mümkün gözükmüyor. Yapılacak olan bir erken seçim de bu sorunu çözmeyecektir.

Zannım odur ki, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu sorunun çözümü için önerdiği, ancak Sayın Başbakan tarafından sıcak bakılmayan yol, yüzden fazla milletvekilinin dokunulmazlığının ivedilikle kaldırılarak, vekilliklerinin düşürülmesi ve anayasanın 78. Maddesi gereği, bir ara seçimin yapılmasının zorunlu hale gelmesi yoluyla, Ak Parti’nin vekil sayısının, anayasa değişikliğine yetecek düzeyde artırılması yoludur.

Yüzden fazla vekilin, vekilliğinin düşmesi durumunda yapılacak ara seçimde, seçim yapılacak bölgelerde, Seçim Kanununun 33. Maddesinde tanımlanan Seçim barajını sadece iki partinin aşacağı kesin. Bunlar Ak Parti ve HDP olup, CHP ve MHP’nin bu ara seçimde, seçim yapılan bölgelerde % 10’luk seçim barajını aşmaları mümkün gözükmemektedir. HDP ise son genel seçimdeki başarıyı gösterse bile –ki bu pek mümkün gözükmüyor– Ak Parti yapılacak bir ara seçimde ilgili vekillerin en az yarısını alacaktır. Bu da Ak Partinin mevcut vekil sayısını 330’un üzerine çok rahat çıkarabileceği gibi 367’ye bile ulaştırma şansı verecektir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın dokunulmazlıklar konusundaki tavrı net olarak ortada zaten, dediğim gibi zannımca Sayın Başbakan bu konuda işi biraz ağırdan alıyor ve Cumhurbaşkanı’nın bu çözümüne inanmıyor gibi gözüküyor. Sayın Cumhurbaşkanı’na göre ise bu konunun tartışılacak, üzerinde müzakere edilecek bir yönü olmadığı gibi Türkiye ve İslam Dünyası için önümüzdeki Kasım ayından önce mümkün olan tek çözüm yolu. Bunun içindir ki Sayın Davutoğlu’nun görevi “Uzasaydı Sıkıntı Olurdu” denilebilir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın Donald Trump’ın ABD başkanı olması durumunda, yaşanacak sorunlara karşı AB ülkelerini, özellikle de Almanya’yıyanına almış olması da muhtemeldir. AB ülkelerinin, Türkiye ve de Tayyip Erdoğan’a ihtiyaç konusundaki mecburiyetlerini bilen Sayın Cumhurbaşkanı, vize serbestisi konusunda çok daha rahat konuşmaktadır son günlerde.

Önümüzdeki aylarda gerek iç politikadaki dalgalanmalar, gerekse de batı ile ilişkilerde, ABD seçimlerinin etkisini daha fazla hissedeceğimiz kanaatindeyim.

Bunun içindir ki Ankara siyasetindeki hiçbir dalgalanma, dokunulmazlıklar konusunda Ak Parti’nin hızını kesemeyecektirve Ak Partililerin dediği gibi artık ‘Güçlü Cumhurbaşkanı – Güçlü Başbakan’ Dönemi kapanmış durumdadır. Umarım bu dönemin yerini ‘Güçlü Türkiye’ daha doğrusu ‘Güçlü Yeni Türkiye’ alır.

Zamanı yaratan Allah hiçbir şeyin onun içinde kaybolmasına müsaade etmediğine göre, çok geçmeden göreceğiz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın almış olduğu bu kararın gerekçelerini. Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bundan önceki tüm kırılma noktalarında olduğu gibi bunda da, Ümmet için hayırlı olanı tercih etmiştir, aksi durumda, sadece biz değil, Ümmet üzülecektir.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 398
Bu Ay : 15828
Toplam : 25086

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom