Dr. Mehmet Akif Şahin

Dr. Mehmet Akif Şahin

makifsahin@hotmail.com

PERDESİZ PENCERE

PERDESİZ  PENCERE; BATILILAŞMA SERÜVENİ

         İslam ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bu ideolojilerin toplumu ciddi olarak etkileyen olaylara sebep olmuştur. Osmanlının bekasının engellenemediği ortaya çıkınca bütün ideolojik unsurlar yeni kurtuluş mücadelesini içinde yer almıştı. Kurtuluş sonrasında mücadelenin önderleri topluma yön verirken muasır medeniyet denilen batı medeniyetini dile getirmiştir. Bu medeniyet sadece bilim ve teknolojiden ibaret değildi. Batı medeniyeti farklı bir zihniyetin adıydı.  Mücadelenin önderleri bu kültürel ve toplumsal zihniyeti bütün yönleriyle benimsediler. Geçmişe ait olan ne varsa inkar edilip yasaklanmalıydı. Ve öyle yaptılar.  Geçmişe ait ideolojik tercihleri olanlar ötekileştirildi.  Bu hususta en büyük hayal kırıklığı İslamcılar yaşamaya başladı.

                   Sekülerleşmenin kabulü dini toplumsal hayatın dışına bireysel yaşama mahkum etmeye başladı.  Bununla birlikte kültürel alanda da benzer etkiler ve toplumsal yansımaları oluşmaya başladı. Yeni devletin önderleri Türk kültürüne ve dini anımsatan olgulara tahammül etmiyorlardı. Geçmişle olan kültürel ve dini bağların tamamen kesilmesi gerekiyordu. İnkılapları bunu hedeflemişti.  Yeni devlet İslamcıları ve kültürel sosyal gurupları sınamaya başladı. Din yaşam tarzı değil kültürel bir unsur olarak toplumda var olmalıydı. Din ve ona ait bütün geçmişi yok saydılar. İslamcılar ve muhafazakar milliyetçiler bir hoşnutsuzluk ve huzursuzluk çıkarsalar da seslerini anlamlı bir şekilde yükseltemediler. İslamcılar rıza göstermeseler bile itiraz edecek bir toplumsal muhalefeti oluşturamadılar.  Çoğu İslamcılar ve milliyetçiler yeni devletin ve onun çağdaş yaklaşımının yanında yer almaya başladılar. Onların sözlerini nakarat gibi tekrarladılar. Oluşturulan otoriter sertlik İslamcıların bir kısmının kendi köşelerine çekilmelerine sebep oldu. Kültürel oluşumların kendi kendi yok eden bir yalnızlığa terk edildi.

               Milliyetçi muhafazakâr kesimlerde benzer bir sonla kendi kabuğuna çekilmişti. Bir kısım aydın ve İslamcı batılılaşma medeniyeti olmadıkça yaşanmayacağına inanmaya başladı. Batıyı taklit etmek değil batı medeniyeti içinde  kendimizi bulmak fikrine kapılmışlardı. Türk milletinin geleceğini kuşatan sorunları çözmek için batı medeniyetinin özüne inmek gerektiğine inanmaya başladılar. İdeoloji ve din kaynaklı düşünce odakları sert bir rüzgâr gibi toplumları önüne katmış bir bilinmeze doğru sürüklemişti. Yeni kurulan devleti zaman zaman mazinin gevezeliği tedirgin ediyordu. Bunu kökten çözmek zaruret olmuştu. Bunun için kaybolan mazi unutulmalı, meçhul atinin bilinmeyen kurgusuna koşulmalıydı. Mazi tamı tamına bir kutsal bir vesikaydı. Bunun için dil devrimi gerekliydi. Bu Ankara’nın İstanbul’a karşı isyanı değil, Selanik’in İstanbul’a isyanıydı. Geçmişin mimarisi ve kültürü bir kalemde yok edilemezdi. Ancak harf devrimiyle poşetlenip bir çekmeceye kapatıldı. Anahtarı Lozan’da uluslararası sularda okyanusa atılmıştı. Bununla birlikte beyinlerin içini tanzim eden şapkayla gelen itaat gerçekleşecekti. Kalabalıkların yerine şefler düşünmeye başladı. Her şey öndere emanet edilmeliydi. Önder önüne gelenin kellesini alıyordu. Demokrasi denemeleri fırka gibi muhalefet bir anlam ifade etmiyordu. Bu kalabalıkların tamamen suskunluğa mahkum olmasını sağlamıştı. Ortada dalsız budaksız bir devlet ve ona atfedilen garip bir din ve kültür anlayışı kalmıştı.     

                 Aydınların bir çoğu zimni bir tavır içine girmişlerdi. Bu dönem aydınlarının başına gelenler herkes tarafında bilinmekteydi. Onun için birçok aydın ve dindar kişiler eleştirilerinde çok dikkatli bir dil ve tavır ortaya koymak zorunda kaldılar. Hayatının bir döneminde kovuşturmalar yargılamalar mahkumiyetler ve daha ötesi idamlar aydınların ve dindar alimlerin endişe duyması makul karşılanmalıydı. Cumhuriyet kendini inşa ederken Osmanlıyı ve geçmişe ait bütün mirası inkâr etmeyi cumhuriyete bağlılıkta önemli bir meziyet olarak görmeye başlamıştı. Türk insanın kimliğini geçmişi inkâr ve ret etmek üzerine kurgulamaya başlamıştı. Oysa hiç toplum ve medeniyet tarihsiz olmazdı.    

             Cumhuriyet ve onun yeni önderleri batılı olmak zorundadır. Çağdaş bilime inanmış pozitif bilimlerin rehberliğinde akılcı dinden arınmış laisizme iman etmiş bir toplum yaratmak amaçlanmıştır. Dünya işleriyle din ilerinde birbirinde ayıran bir toplum oluşturmak en birincil hedef olarak tayin edilmiştir. Dolayısıyla cumhuriyete göre İslam dinine inanmak ve dine bağlı olmak çağın dışına çıkmak ve geri kalmaktır.  Osmanlı döneminde de batılılaşma serüveni var idi. Ancak bunun cumhuriyet dönemindeki farkı İslam dinine inanan bir toplumun kapitalist bir dünyada kendisine yer açabilme ihtimaliyle olan bir batılılaşma denemesiydi. Ancak kökleri İslam da olan bir toplumun batıda yer bulması o dönemde imkânsızdı. Onun için cumhuriyetin önderleri doğrudan doğruya yenidünyanın kabul edeceği bir toplumu inşa etmek için kolları sıvamıştı. Cumhuriyetle birlikte yol yürüyecek ve katı bir birliktelik oluşturacak laiklik en temel ideolojik unsur oldu. Batılılaşmanın hedefi seküler bir toplum yaratmaktır. Bunun en bariz öğesi olan harf devrimi: kelimelerin belini kıran düşünceleri köklerinden koparan entelektüelliği bilinmez bir dehlize terk eden vahşi bir Vandalizm’dir. Köksüzleşen ve tarihiyle ilgisini ve bilgisini kesmiş bir toplum yaratılmış olacaktı.  Geçmişe açılan bütün kapılar sert bir şekilde kapatılmış tarihsel ve kültürel mesafe tamamen açılmıştır.  

 DR M AKİF ŞAHİN

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 169
Bu Ay : 5151
Toplam : 5151

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom