Şevket Başıbüyük

Şevket Başıbüyük

sbasibuyuk@hotmail.com

BİR ŞEHİDİN ARDINDAN…

BİR ŞEHİDİN ARDINDAN…

 

Geçtiğimiz günlerde Suriye’de şehit düşen hemşehrimiz Mustafa Sürmeli için, Hanımınçiftliği’nde taziye çadırında bir İftar yemeği verildi.

Halk tabiriyle; mevlidi okundu…

Katılımcılar Şehidin akrabaları, yakınları, dost ve arkadaşlarından oluşuyordu…

Konuşmacı Ramazan Keskin Hoca idi…

“Muhterem kardeşlerim;
Bugün burada toplanmamızın sebebi birkaç gün önce aramızdan ayrılan ve ahirete irtihal eden Mustafa Sürmeli kardeşimizin şehadeti nedeniyledir. Rabbim ona rahmet eyle, şehadetini kabul eyle, hassaten annesine, kardeşlerine, akrabalarına, yakınlarına, dostlarına ve sevenlerine sabrı cemil ihsan eyle!” girizgâhıyla başlayan Keskin Hoca konuşmasını iki bölümde sundu…

Konuşmasının birinci bölümünde; “Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor” diyerek başladı:

 “Ve Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin! Bilakis (onlar) hayatdârdırlar, fakat (siz) anlayamazsınız.”(Bakara 154) Bilindiği gibi Mustafa kardeşimiz takriben bundan 13 gün önce Türkiye’den Suriye’deki mağdur, mahrum ve mazlum kardeşlerimize yardım etmek ve onlara maddi ve manevi katkıda bulunmak üzere Suriye’ye geçmişti. Ve daha sonra orada sizler gibi iftarı beklerken, bir mescitte iftar hazırlığı yapılırken canlı bomba diye ifade edilen intihar bombacısının içeri girmesiyle kendisi ve Türkiye’den giden 3 arkadaşı ve 40’ka yakın insan orada iftar öncesi oruçlu iken Rablerine yürüyorlar. Allah kendilerine rahmet eylesin. Şehadetlerini kabul eylesin.” 

Ancak ben Keskin Hoca’nın ikinci bölümdeki konuşmasından daha çok etkilendim…

Bazı gençler tarafından cep telefonlarından çekim yapılıp konuşmayı kayıt altına alınmasına sessiz kaldı Keskin Hoca ancak ikinci konuşmasının çekilmesine/kayıt altına alınmasına müsaade etmedi…

İşte tam da o sırada benim gazetecilik merakım devreye girdi…

Çekim yapmasına müsaade etmeyen Keskin Hoca’nın ikinci bölümdeki konuşması tamamen gençlere ayrılan tarihi bir sesleniş olduğu için yazmadan edemezdim…

Yakınında oturduğum için Kekin Hoca’nın ses tonundan tut, hitabet ve duruşuna kadar tüm davranış ve mimiklerine dikkat kesildim.

Konuşurken ayak parmaklarının üzerine basarak, Hanımınçiftliği’ni (Malatya Battalgazi İlçesi’nde bir mahalle ismi) titreterek arşa bir ağıt gibi yükselen o davudi sesiyle adeta kendisi de yükselip, Kur’an’ın indirildiği bu mübarek Ramazan’da iftara çeyrek kala yaz mevsiminin akşam serinliğiyle birlikte gökyüzünün sonsuz maviliğinden kaybolmak istiyordu Keskin Hoca…

 “Söz uçar yazı kalır” deyimi mucibince istedim ki Keskin Hoca’nın gençlere yaptığı bu nasihatler unutulmasın…

“Gençler, İslami mücadelede hiçbir zaman kendi başınıza karar vermeyiniz. Büyüklerinizle istişare yapmadan duygusal ve fevri verilen kararlar bugüne kadar Ümmetin hep kaybı olmuştur…

Ve ey siz Ümmetin çocuklarını yanlış yönlendirilenler!

Yapmayınız, yazıktır-günahtır!...

Kendi çocuklarını cephelere sürmeyen ve ümmetin çocuklarını çeşitli cephelere sürenler bu büyük vebalden nasıl kurtulacaklar?! Çünkü  -bazı- dernek, vakıf ve benzeri kurum ve kuruluşlar ümmetin çocuklarını çok rahat bir şekilde buralara göndererek harcıyorlar!

Şahsen ben, -son gelinen konum ve ortam gereği- güven ve emniyet içerisinde çocuklarımı gönderebileceğim hiçbir dernek, vakıf ve benzeri kurum kuruluş tanımıyorum…

Ve ümmetin çocuklarına da buradan seslenerek ne idüğü belirsiz kurum ve kuruluşlara gitmeyiniz!, diyorum…

Komşu ülkemiz Suriye’nin konumuna gelince…

Suriye halkı ile biz kardeşiz, onların derdi bizim derdimiz. Düne kadar aramızda ‘sınır’ diye bir şey yoktu, İngilizler bu sınırları belirleyip koydular!...

Kaldı ki, Suriye’nin şimdiki durumu çok karışık, adeta kaos ortamı oluşturulmuş dış mihraklı güçler tarafından. Saflar belli değil, dışarıdan giriş yapan ajanlar tarafından tespit edilip kontrol altına alınıyor ve Suriye’deki Müslüman halklara maddi ve manevi katkı sağlamak amacıyla gidenler amaçlarına ulaşmadan öldürülüyorlar…

Yazıktır-günahtır, yapmayınız!...

Siz Müslümanlar, öncelikle kendi aile fertlerinizden sorumlusunuz. Ailenizin maddi ve manevi sorunlarından sonra, kendi akrabalarınızdan, komşu, dost ve yakınlarınızdan, mahallenizden, kasabanızdan, şehrinizden ve ülkenizden sorumlusunuz, eğer diğer İslam ülkelerinde de maddi ve manevi mücadele edecek kimseler kalmadıysa sorumluluk size geçer. Bugün kendi çocuğuna ayakkabı alacak güçte olmayan bir Müslüman başkalarına ayakkabı almaktan sorumlu değildir!...

Ey Müslümanlar!..

Sahi ne zaman görev sorumluluklarınızın bilincine varacaksınız?!

Kaldı ki İslam önce kelam, sonra kalem ve en sonunda kılıç kullanmayı tavsiye etmiştir…

İslam’da  ilim adamlarının savaşa katılması en son merhaledir!... Bilmenizi isterim ki, bir ülkenin manevi yönde yok olmasını istiyorsanız önce o ülkenin ilim adamlarını, fikir adamlarını, sanatçılarını, tüccarlarını ve bilim adamlarını savaşa gönderin, ülke kendiliğinden bitmiş olur, Başkalarının gelip müdahale etmelerine gerek kalmaz…

Şimdi Mustafa Sürmeli kardeşimizin, bir ömür verip geride bıraktığı ilim-irfan ve medresesini  kim devam ettirecek?!..”

Yaklaşık bir saat devam eden Keskin Hoca’nın bu hararetli konuşmasından sonra -gayrı ihtiyari- kendi kendime; “kim devam ettirecek, yazık-günah değil mi?, ümmetin çocuklarını harcayanlar; bu vebalden nasıl kurtulacaksınız?!” şeklinde tekrarladığımı anladım…

Sahi, İslami görev ve sorumluluklarımızı ne zaman öğreneceğiz?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 65
Bu Ay : 16145
Toplam : 25403

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom