Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

SİYASET KAZANI

SİYASET KAZANI

 

Elli yaşına gelmiş bir insan olarak,  1979 yılından beri yazan bir yazar olarak, sivil toplum kuruluşlarında ter akıtmış bir gönüllü olarak, ülkede eğitim konusunda zaman ayırmış bir eğitimci olarak söylemem gereken çok şey var. Dünü yaşamamış, bugün ile dünü kıyaslayamayacak durumda olan genç nesil için aktarmam gereken çok bilgi var. Aynı zamanda siyasi partilerin hiç içinde olmamış ama siyasetsi hep konuşmuş, yorumlamış biri olarak dile getirmem çok şey var.

İlk olarak siyasetten başlayayım. Hangi parti olursa olsun, o partide aday olmuş, bir dönem, iki dönem vekillik yapmış bir vekilin, çıkıp “Arkadaş ben bir dönem vekillik yaptım ancak ülkeye kattığım bir şey olmadı. Ben çekiliyor ve daha üretken ve faydalı olacağını düşündüğüm arkadaşlarıma yol açıyorum” dediğini duymadım. Siyasete vekil olarak adım atmış her vatandaş, nedendir bilinmez, zamanla kendini “vazgeçilmez” sanar duruma geliyor. Buna genel müdürleri, sivil toplum örgütü başkanlarını, fazla bağlısı olmayan dernekleri ve onların yöneticilerini de katın. Oysa bloke ettikleri sorumluluk, yarın kıyamet gününde hesabını vermekte zorlanacakları bir sorumluluk. Bu makamlar mesuliyeti ağır yerler değil de statü kazandıkları yerler olarak ele alınınca, tefekkür etmeyince, iş ayak oyunlarına kadar gidiyor. Bulundukları yerleri korumak için, hiç ummadığınız kişilerden umulmadık ayak oyunları duyuyorsunuz. Aynı secdeye baş koymaları bile önemini yitiriyor.

Siyasetteki bu bloke hali ile yol almaya çalışanlar, giderek kabul edilemez bir dil kullanıyorlar. Siyasette“rakibini kötüle, yol al” sözü bir kural, bir ilke haline getiriliyor. Ülkeye, şehirlere faydalı olabilecek nice üretken insanın önü kesiliyor, küstürülüyor. Bu dün böyleydi, bugün de böyle…

Çocukluk günlerimdi, rahmetli babam ve diğer büyüklerimin ev sohbetlerini dinlerdim. Bir “asker korkusu” vardı. Büyüklerin gizli olarak kitap (Kur’an) okuyordu. Bugün aleni yaptığımız, kütüphanelerde ve derneklerde faaliyet olarak öne çıkardığımız kitap okumaları o gün gizli yapılıyordu. Çeşitli örgüt suçlamalarıyla evlere baskın yapıldığında, yakalananların önü, suç aletleri olarak kitap ve dergilerle doldurulurdu. En tehlikeli suç aletleri olarak ele alındığı için, bu ülke insanı binlerce dergi ve kitabını yakmıştır. Barbar Moğolların Bağdat’ta, barbar Avrupalıların Endülüs’te yaktıkları kitap ve yayın kadar kitap yakılmıştır o dönemlerde… Bugün kitap fuarları düzenliyoruz, dün okudukları kitaplar öne sürülerek birbirlerine düşman kılınanlar, bu gün karşılıklı olarak kendileri gibi düşünmeyenlerin kitaplarını okuyarak değerlendirmelerde bulunuyorlar. Fuarları düzenleyen belediyeler, hangi partiden olurlarsa olsunlar her türlü yayın evine, yazara kapı açıyor, okuyucularla buluşturuyorlar. Oysa dün okunan kitaplar bir kamplaşma, bu kamplaşma bir çatışma doğurmak için yeterliydi. Aynı silahla sabah “solcu” bir genç, öğleden sonra “sağcı” bir genç vuruluyordu.

Dış ülkelerde çalışanlarımız vardı; buna rağmen “cepte mark ya da dolarla yakalanmamak gerek” diyorlardı. Az miktardaki dövizle yakalanmak bile önemli bir ceza almanıza yol açıyordu.

Bir küçük piknik tüpü için, bir kilo şeker, bir paket çay, bir paket margarin için, elektirik ağı yetersiz olduğundan bir litre “gazyağı” için saatlerce kuyruklarda beklerdik. Sabahın beşinde kalkıp, hastanelere doğru, muayene kuyruğu için, ilaç kuyruğu için gidenlerimiz vardı.

Yollar iki aracın yan yana gitmesine yetmiyordu. Araç sollama sürücülerin korkulu rüyasıydı.

Uçaklara binmek statü işiydi. Anadolu’nun “ağzı çorba kokan insanı” için uçak lüksten öte bir hayaldi.

Tam yirmi iki banka, içinde halkın paralarıyla birlikte batırıldı. Ülke milyarlarca dolar kaybetti. 28 Şubat sürecinde alınan sosyal yaranın yanında, yine ülkenin kaybettiği milyarlarca doları unutmuş değiliz.

Çekilen filmlerde milletin değerleriyle sürekli alay edilirdi. Mezhebi kutuplaşma oluşturmak için oynanan oyunların haddi hesabı yoktu.

Seksenli yılların başından itibaren ülkenin doğusunu esir alan şiddet sarmalında bu ülke otuz binden fazla insanını kaybetti. Üzerinde konuşulan “çözüm süreci” ile birlikte ülkemiz yeni bir “hayat soluğu” yakaladı. Şimdilerde, her biri başka projelerin etkisi altında, bu süreci yaralamak ve tekrar çatışma ortamı oluşturmak isteyenler var.

Bunları arttırabiliriz.

Şimdi bunlar “belgesel” konusu… Aman öyle kalsın. Ve ders alalım…

Ancak ders almamak için direnenler var.

Siyaset kazanı ülke beklentileri açısından can sıkıcı kaynıyor. Şehirlerde partilerine zor anlar yaşatanlar, kendilerini sorgulamak yerine, kendilerinin dışında suçlular arıyorlar. Dün yola birlikte çıkıp “ortak hedef, ortak akıldan” bahsedenler, çok basit yönelimlerle birbirlerinin kuyusunu kazıyor sonra çıkıp “neden fedakâr ve duyarlı insanlar azaldı” diye dert yanıyorlar.

Bereket halk oy verirken, birbirlerine oyun oynayan siyasileri görüyor, dün yaşadıklarıyla bugün yaşamakta olduklarını kıyaslayarak seçimlere bakıyor. Kimin kime ne yanlış yaptığını konuşuyor. Aslında sandıkta son şeklini alacak “halk sağduyusunun” belirleyici olacağını düşünüyorum. Ve sanırım halk, karşılarına yerelde çıkan siyasilere bakarak değil, geçmişle bugünü kıyaslayarak seçimi değerlendiriyor.

Bildiğim bir şey var; herkes siyasallaşmamalı, bu ülkenin yarınlarına insan yetiştirmeli. Şu anda eksik olan bu… Seçim, yapılan propagandalar ve halkın geçmişle günümüzü kıyaslaması sonucu istikrar çizgisinde sonuçlanacak diye inanıyorum.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 148
Bu Ay : 2351
Toplam : 2351

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom