Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

MEZHEPÇİ, YAYILMACI VE İŞGALCİ İRAN TEHDİDİ

MEZHEPÇİ, YAYILMACI VE İŞGALCİ İRAN TEHDİDİ

Gün geçtikçe mezhep çatışmalarının alevlenerek büyüdüğü Ortadoğu’da son gelişmeler dolaysıyla işler ciddi anlamda karıştı. Bölge, tam bir güç mücadelesine sahne olmuş durumda.

Önce Irak, Suriye ve Libya bir kaosun içine sürüklendi, ardından Mısır bir darbeyle ciddi şekilde istikrarsızlaştırıldı. Daha sonra Yemen de bu sarmalın içine sürüklendi.

Bölge ülkeleri öyle ya da böyle sürece müdahil olurken, en aktif rol üstlenen iki ülke daha çok öne çıktı: Suudi Arabistan ve İran.

Suudi Arabistan yönetimi, bilhassa Arap Baharı ile başlayan gelişmelerde olan biteni doğru okuyamadı, doğru politikalar geliştiremedi ve büyük stratejik hatalar yaptı. Suud yönetimi, kendisine bölge genelinde oldukça etkili olan ve tek alternatif sunabilen İhvân-ı Müslimîn Hareketi’ni birinci derecede tehdit olarak algıladı. Bu bağlamda Mısır’daki askeri darbeyi maddi olarak destekleyerek seçimle iş başına gelmiş Mursî yönetiminin devrilmesinde öncü rol oynadı. Bununla da yetinmeyerek Sudan’dan Suriye’ye kadar bütün Ortadoğu coğrafyasında etkin olan İhvân’la ciddi bir mücadeleye girişerek Müslüman Kardeşler’in önünü kesti. İhvân-ı Müslimîn’in terk ettiği bölgelerde doğal olarak büyük boşluklar oluştu.

Suud yönetimi, bütün bunları yaparken, belki de farkına varmadan bindiği dalı kesti, kendisini ciddi anlamda zayıflattı.

Suudi yönetiminin gözlerini kör eden bu stratejik hatanın kazananı hiç kuşkusuz Tahran yönetimi oldu. Zira Suudi yönetimi bir yandan Mısır’da İhvan’ın deve dışı kalmasına önayak olurken, öbür yandan İran nüfuzuna yenildiğinin farkına bile varamadı. Oysa Suud rejiminin Müslüman Kardeşler’le mücadelesi, bir taraftan bu hareketi etkisizleştirirken öbür taraftan bütün bölgeyi İran müdahalesine açık hale getirdi. Nitekim bu coğrafyada bırakılan her boşluğu Şiîler doldurdu.

İran yönetiminin, Rusya ve Çin’den aldığı destek ve tamamen mezhep kimliği üzerinden yürüttüğü stratejiyle tarihin en büyük ve etkin yayılmacı politikasına giriştiği, Basra körfezinden Akdeniz’e ve oradan da Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’e kadar müthiş bir atılıma geçtiği inkâr edilemez bir gerçek.

İran’ın bu mezhepçi ve yayılmacı politikası sonucu şöyle bir Ortadoğu haritası oluştu: Bağdat’ın da içinde bulunduğu Irak’ın güney kesimi tamamen İran’ın kontrolü altına girdi. Yine Suriye’deki Baas rejiminin hâkim olduğu bölge tamamen İran’ın kontrolünde bulunuyor. Öyle ki ABD’nin çekilmesiyle tamamen Şiilerin insiyatifine bırakılan Irak’ın ordularını da Suriye’de oğul Esad’ın askeri birliklerini de artık İranlı devrim muhafızları yönetir pozisyona geldi. Güney Lübnan’da ise Hizbullah vasıtasıyla zaten bilfiil İran’ın hâkimiyeti söz konusu.

Lübnan gibi şimdi Yemen de İran’ın ileri bir karakolu, daha doğrusu önemli bir kalkanı haline geldi. Nitekim Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin “Hizbullah'ın Lübnan’da üstlendiği rolü Husiler’in Yemen’de üstlenmesini ümit ediyorum” sözleri üzerinden daha çok zaman geçmeden Yemen’de kelimenin tam anlamıyla bir İran darbesi gerçekleşti. İran’ın doğrudan desteklediği ve İran için, Hizbullah’ın Lübnan’da üstlendiği rolü Yemen’de oynayan Şiî Husiler, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ele geçirdi ve başkent dâhil ülkenin birçok önemli kentini kontrol altına aldı.

Yemen’e yönelik bu son atakla İran, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’de oldukça stratejik bir mevzi kazanmış oldu…

İran yönetiminin, nüfusun üçte birini oluşturan Husiler üzerinden Yemen’de gerçekleştirdiği bu darbe, çoğunlukla Suudi Arabistan’ın petrol kaynakları bakımından zengin olan doğu bölgelerinde yaşayan Şiî nüfusu da ciddi biçimde ayaklanma konusunda cesaretlendirdi. Eş deyişle bu darbe, yörede Suudi Arabistan’a karşı bir iç isyanı açıkça teşvik etti.

İki ülkenin karşılıklı rol üstlendiği bu savaşta, İbrahim Karagül’ün yerinde tespitiyle ifade edecek olursak, Suudi Arabistan ne kadar körse, İran da o kadar kötü niyetli.

Sürdürdüğü mezhepçi ve yayılmacı politikalarla İran, bölgenin yeni emperyal gücüne dönüştü. 1979’da gerçekleşen İran devrimi, Humeyni’nin önderliğinde sürdürdüğü antiemperyalist politikayla bölge Müslümanlarının saygısını kazanmıştı. Ancak gelinen noktada Tahran yönetimi, fanatik mezhepçi, aşırı yayılmacı, pervasız açgözlü, saldırgan yayılmacı bir kimlik kazandı. Yüce İslâmî değerleri çirkin bir şekilde istismar ederek, komşularını tehdit eden İran rejimi, bütün bölgeyi de kendine düşman hale getirdi.

Ancak bu politika sürdürülebilir değildi. Nitekim İran tehdidi karşısında beklenen oldu ve seçimle işbaşına gelmiş meşru Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrab Mansûr Hadi’nin talebi üzerine, Körfez İşbirliği Konseyi Suudi Arabistan’ın öncülüğündeki Arap ülkeleri Husilere yönelik “Kararlılık Fırtınası” adını verdikleri bir hava operasyonu başlattı. Operasyona Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Mısır ve Fas hava kuvvetleri destek verdi.

Pakistan, Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleşecek herhangi bir tehdide sert tepki verileceğini açıklarken, Türkiye operasyona lojistik destek vereceğini açıkladı.

Bu aşamada İran’ın mezhep eksenli yayılmacı, başta komşuları olmak üzere bütün Müslümanları son derece rahatsız edici tehdidi karşısında, İslam ümmetinin toptan zarar görmesine engel olacak adımların atılması elzem görünüyor…

Bu derin kaosu ortadan kaldıracak, Müslüman kanının dökülmesini önleyecek ve yaratılan bu suni düşmanlığı sonlandıracak bir ülke gerekli.

Bütün kesimler tarafından dikkate alınacak, sözü dinlenecek ve “sözü para edecek” bir ülke gerekli…

En azından söyleyecek sözü olan bir ülke gerekli…

Tam bir fanatizmi temsil eden Vehhabî zihniyetle öne çıkan Suudi Arabistan yönetiminin bütün Müslümanlar nezdinde kuşatıcı bir vizyonu yok…

Despot Sisi darbesiyle yönetimi ele geçiren zâlim Mısır yönetiminin ise olaya müdahil olacak bir gücü yok…

İran, zaten kendi yayılmacı işgal senaryosunu uyguluyor ve mezhep kimliğinin ötesinde siyasî bir hesabı yok…

Bu aşamda söz söyleme gücü ve söyleyecek sözü olan tek ülke kalıyor geriye: Türkiye…

Ortadoğu’nun, yeni stratejiler üreten, rüzgarı tersine çeviren, Müslümanların aklını başına getirecek; akılcı, mantıklı, kuşatıcı, kısacası ayakları yere basan güçlü ve kararlı Türkiye politikalarına çok ihtiyacı var…

 

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 144
Bu Ay : 17051
Toplam : 26309

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom