Ğıffari Türkmen

Ğıffari Türkmen

giffari-turkmen

NERDEN NEREYE

NERDEN NEREYE

“Nerden nereye” sözünü Sayın Cumhurbaşkanı daha çok ekonomik anlamdaki gelişmeleri gözler önüne sermek için kullanıyor. Bunu birazda etik anlamda ele almanın faydalı olacağını düşünüyorum.

İlk dönemlerinde AKP’nin söylemleri ile tutumları uyum içerisindeydi. Parti programındaki üç Y söylemi ile bazı uygulamalar birbirini iyi destekliyordu. Bunların başında iktidara gelir gelmez meclis lojmanlarını satmalarıydı. Silinmez bir iz bıraktı. Diğer biri maaşı düşük olan memurların maaşını yüksek maaşlı memurların maaşına yaklaştırma uygulamasıydı. Bunu düşük maaşlı memurların maaşını daha fazla arttırarak, yüksek maaşlı memurların maaşını ise onlara nazaran daha az arttırarak sağlamıştı. Bu iki uygulama bile partinin üç Y söylemini gerçekleştireceğine, emaneti koruyacağına, kendi söylemiyle tüyü bitmemiş yetimin hakkını, yetmiş milyonunun hakkını kimseye yedirmeyeceğine bizleri inandırmaya yetmişti. Aksini işaret eden başka uygulamaları hüsnü niyetimizle yorumlamaya başlamıştık. Bu hüsnü niyet; şimdilik gücü ancak bu kadarına yetiyor, eline imkân geçtikçe daha güzel, daha adil ve daha fedakârca şeyler yapacaklarına inanıyoruz, şeklindeydi. İlk iki seçim dönemi için bu güzel niyetimizi her şeye rağmen koruduk.

2011’de üçüncü dönem seçimlerini kazandıktan sonra artık parti sistemin sinir damarlarına yerleşmiş en derin güç olan Ergenekon’u tasfiye etti. Cumhuriyet döneminin en güçlü hükümeti olma imkânını halk AK Parti hükümetine verdi. Bununla birlikte beslemekte olduğumuz güzel niyetlerimizden ciddi ciddi kuşku duymaya başladık. Hükümet kendi bürokratlarının maaşlarını normal memura göre ciddi miktarda arttırdı. Bütün bürokratların maaşını üst seviyede eşitledi. Ayrıca daha lüks imkânlar da sunmaya başladı. Bunlar daha lüks makam odaları daha lüks arabalar, lüks konaklama yerleri ve imkânları vb. Memur maaşlarına zammı yüzde 6 ila 10 arasında tutarken milletvekillerine  % 100 zam yapmaya girişip ciddi bir tepki ile karşılaşınca % 50’ye razı oldu. Kendi imtiyazlı sınıfını oluşturdu. Bu devlet böyle yönetilirmiş, biz anlamayız.

Hani biz insanlara İslam’ın sosyal adaletinden bahsederken Ebuzer-i Ğıffari’nin, Muaviye’nin karşısına geçip, yaptırdığı sarayın en hafif değerlendirmesi ile israf olduğunu haykırdığını anlatıyorduk. Asıl medeniyetimiz ve dünyalıklara yaklaşımımız bu iken geldiğimiz nokta ne yazık ki itibarı, lükste- ihtişamda aramak oldu. Kendimiz böyle davranmazsak bile böyle davranan bizden kişileri makul görmek oldu. Bir an bozulan bir davranışın düzeltilmesi pek zor değildir. Hatadan dönülür, özür dilenir, tevbe edilir fakat davranışların yeşerdiği zemin olan düşünce bozulursa o zaman iş çok daha zor olur. Çünkü bu durumda kişi hatasının doğru olduğunu savunmaya başlar. Yaptıkları kendisine süslü gelir.

Büyük filozofumuz İbn-i Haldun toplumların çöküş ve bitişinin, yöneticilerin lükse, gösterişe ve yolsuzluklara yönelişinde olduğunu boşuna söylememektedir.

AK Parti büyük paraların döndüğü devlet birimlerini kendi kadrolarına bırakırken devlet kademelerine adam yerleştirme - kadrolaşma işini tamamen Gülen Cemaati’nin tekeline bıraktı. Bunun sonucunda adalet diye bir şey kalmadı. Gülenci olmayan biri ne kadar ehil olursa olsun hiçbir nimetten faydalanamayacak, hiçbir hakka sahip olamayacak, sadece vergi verip hizmet edecektir. Tam da bir yahudi mantığı; yahudi olmayanların görevi sadece yahudilere hizmet etmektir. Önceki hükümetlerin uygulamasının aynısı hatta çok daha beteriydi bu. Sadece kişiler değişti. Hükümet yapılan bütün adaletsizlikleri çok iyi görüyor ve çok da iyi izliyordu. Fakat alan memnun, satan memnundu. Şimdi ise paralel örgütle mücadele ederken torpil olayı cemaatten alındı fakat aynı şekilde yine devam ediyor. Kişi veya cemaat ismi bir kez daha değişti fakat uygulama aynı şekilde devam ediyor. Tabi ki torpilin işlediği yerde ehil olmayan, başkasına yaranmayı iyi beceren, her ortama hemen renk uyduran renksiz kişiler daha rahat işbaşına gelir. Adalet sadece güçsüzlerin istediği bir şey olarak kaldı yine.

2010’da Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olmasıyla başlayan cemaat- hükümet çekişmesi 17 ve 25 Aralık 2013 operasyonları ile ayyuka çıktı.  Bu operasyonunun niyetinin yolsuzlukları açığa çıkarmak olmadığı apaçıktı. F. Gülen’in başında göründüğü fakat başında gerçekten kimin olduğunu benim halen tam olarak bilmediğim ihanet içerisindeki paralel örgütün devleti resmi olarak da ele geçirme operasyonun başlangıcıydı. Paralel yapı baştan beri cemaatin menfaatine olan her şeyi, caiz olsun olmasın meşru görüyordu. Keşke AK Parti de ihanet içerisindeki bu paralel örgüt ile mücadele ederken kendi yolsuzluklarının üstünü de örtme niyetinde olmasaydı. Gelinen nokta maalesef AK Parti Hükümeti’nin kendi adamlarının büyük yolsuzluklarının üstünü örtmek oldu. Hem de bir daha kimsenin bunları gündeme getirmesinin önünü de kapatarak üstünü örttü. Minare çalındı, minareye kılıf bulunamadı, bulma gereği de pek hissedilmedi. Bunu gece yarısından sonra aslında hepimizin yüzüne fırlatılan oylama zarfında gördük. Bunlar çalınan minarelerin kılıfa sığmayanlarıydı. Adalet beklediğimiz kişiler kamuoyunun gözünde bireysel hırsızlıktan çok daha beter olan yolsuzluk çukuruna düştüler. Fakat ellerindeki güç ile bu dünyada kendileri lâ-yus’al oldular. Yolsuzluk yapanlar kendilerine yakışanı yapıyorlar, fakat bunların açığa çıkmasını engelleyenler acaba nasıl bir hata işlediklerini düşünüyorlar mı? Bunu es geçmek isteyenler nasıl bir düşünce sapmasının içinde olduklarının farkındalar mı? Hz. Muhammed (a.s.)’ın “  … kızım Fatma da olsa…” sözünü, tebliğ ettikleri kişilere kaç defa anlattıklarını hiç mi hatırlamıyorlar? “Konuştuğunuzda akrabanız da olsa âdil olunuz…” En’am:152

Kendisine ümmet olduğumuz ümmetin lideri Hz. Muhammed (a.s.) vefat edince geride ailesine ne bırakmıştı? Hani ganimetten elde edilen kumaştan Hz. Ömer bir elbise yapıp giymişti de Müslümanlar O’na sormuştu; her birimizin payına düşen kumaştan bir elbise çıkmıyor, sen nasıl bir paydan bir elbise çıkartın? Hz. Ömer hesap vermişti; oğlunun payı ile birleştirerek bir elbise çıkarttığını söylemişti.

Biz başkalarına İslâmı anlatırken bu vb. örneklerle İslâm’ı insanlara sevdirmeye çalışmıyor muyduk? T. C. Devleti’nin İslami ilkelerle yönetilen bir devlet olmadığını, bunun aksine laik bir devlet olduğunu, AKP’nin de devleti laiklikle yönetmeye talip olduğunu ve böyle yönettiğini biliyoruz. Fakat bir müslümanın her yerde İslam ahlakına sahip olmak zorunda olduğunu da biliyoruz. “Onlar ki kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde namazı ikame ederler, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allaha(c.c.)’ aittir. Hac: 41

Emanet korunmadı. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kendileri dışındaki kişilere yedirilmemiş olabilirler. Kendilerine serbest mi oldu? Emanetin elinde olduğu kişilerin namaz kılmaları, cami yaptırmaları, defalarca umreye veya hacca gitmeleri, koca hayvanları kurban olarak kesmeleri bizi ilgilendirmiyor. Kendileri ile Rabb’leri arasındaki bir iştir. Fakat kendilerine emanet edilmiş olan ve kendilerinin de koruyacaklarına söz verdikleri bu mal-mülk emanetini korumaları hepimizi ilgilendirmektedir.

Yeni seçim döneminde adaylar belirlenirken inşallah bu perspektif unutulmaz ve göz önünde tutulur.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 747
Bu Ay : 17654
Toplam : 26912

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom