Ziya KESRİKLİOĞLU

Ziya KESRİKLİOĞLU

ziyakesriklioglu@hotmail.com

VAHAP SALT HOCA’NIN ARDINDAN...

VAHAP SALT HOCA’NIN ARDINDAN...                                     

 

Malatyamızın tanınmış şair ve yazarlarından Vahap Salt, nam-ı diğer Kul Vahap Hocamız Hakk’a yürüdü.

Gerek, ölümünün sevgili annemin vefatı ile aynı güne tevafuk etmesi, gerekse araya taziye ziyaretleri ve bayramın girmesi nedeniyle, çok arzu etmeme rağmen Hocamız hakkında yazı yazmak ancak bugüne kısmet oldu.

O, seksen yaşına rağmen hemen her hafta ziyaretimize gelen, bizi sohbetiyle, okuduğu şiirlerle, ayrılırken yaptığı özgün dualarla iyiye, güzele, huzura sevk eden Vahap Hoca yok artık. Koltuğunda çantası, elinde kalemi ile her zaman bir şeyler yazmaya, üretmeye hazır, düşünen beyin, akleden us durdu, yazan kalem sustu, yaşamıyor artık o seksenlik delikanlı...

Nereden başlayayım bilmiyorum. Kısa biyografisi ile başlayacak olursak Vahap Hoca, 1934 yılında Battalgazi ilçesinde doğmuştur. Babası yörenin tanınmış şahsiyetlerinden Hacı Bayram Efendidir. Hacı Bayram Efendi yörenin tanınmış Kadiri şeyhlerinde Hayri Baba adıyla tanınan Mustafa Hayri Öğüt’e bağlılığı ile bilinen, ehl-i kalp, ehl-i tasavvuf bir zattır. Misafirin eksik olmadığı Hacı Bayram Efendi’nin evi bir fikir akademisi, bir kültür yuvası niteliğinde olduğundan Salt’ı besleyen manevi atmosferin ‘baba ocağı’ olduğunu tahmin etmekteyiz.

Salt böyle bir ortamda yetişti ve ilk şiirlerini böyle bir atmosferde yazmaya başladı. 1953 yılından beri şiir yazan Salt’ın bugün 68 defterden oluşan kütüphanesinde çoğu yayımlanmamış 150 bin beyit şiiri olduğu bilinmektedir. Şiirlerinin tamamına yakınını ezberden okuyabilen nadir şairlerden biridir.

Badıllı, Battalgazi/Meydanbaşı ve Karahan Camii gibi camilerde müezzin ve imam hatip olarak görev yapan şair 30 yıla yakın sürdürdüğü imam hatiplik görevinden sonra 1982 yılında emekli oldu. İlkokul 3. sınıfa kadar okuyabilen, ilkokul diplomasını yıllar sonra dışarıdan imtihanlara girerek ancak alabilen Vahap Hocanın resmi tahsili bundan ibarettir. Fakat başta Kur’an-ı Kerim tilaveti olmak üzere dini ilimleri, önce babasından, sonra Alacakapı Merkez Camiine İmam hatip olarak gelen Ağınlı Ahmet Efendi’den, bölgede bulunan diğer meşayih ve Hocalardan almıştır Sadece Battalgazi’de değil, Malatya’da da gerek kıraati gerekse okuduğu özgün hutbelerle dikkatleri üzerine çekmiş, halkın ilgi odağı olmuştur.

Onun klasik din görevlisi kimliğinden öte Malatya’da öne çıkaran en önemli vasfı, sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı ayrımı yapmaksızın hemen her kesimle kurduğu diyalog ve neredeyse rutin bir uğraşı haline getirdiği çarşı, pazar, resmi, özel demeyip yaptığı rutin gezi ve ziyaretlerdi. Hemen her hafta birkaç resmi ya da özel bir iş yerine (mağaza, ofis, dükkân. vb) uğrar, bir süre oturur, çay kahve içer, şiir okur, muhabbet eder ayrılırken kendi ifadesi ile ücretini (dua ile) verir ve kalkardı. Vahap Hoca bu sayede toplumdaki hemen her kesimle sıcak ilişkiler kurmuş, dostluklar edinmiş, çevresinde sevilen, aranan biri oluvermişti.

Onun bu ziyaret ve sohbetlerinden hoşnut olmuş, etkilenmiş birçok şair,  yazar, vali, kaymakam, bürokrat,  garnizon / ordu komutanı ilden ayrıldıktan sonra da zaman zaman Hocayı arar, hâl hatır sorar, ona bir şeyler danışır, dua talebinde bulunurlardı. Yani bu seçkin insanlar Vahap Hocada, yakınında bulunanların bile belki farkına varamadıkları bir şeyler bulmuş, bal alacak çiçekten yararlanmayı sürdürmüşlerdi.

Bana göre Vahap Salt için sadece ‘din görevlisi’, ya da ‘şair’ ifadesi eksik bir tanımlamadır. Onu anlamaktan, anlatmaktan hayli uzak ifadelerdir. Vahap Hocayı farklı kılan en önemli özelliği onun sosyal yönü ve bir gönül insanı olmasıdır. Ameli, yeni tabirle yaşantısı ve kalbi hayatı fikri hayatının önünde giden, konuştuğunu yaşayan, yaşadığını (kimi zaman sesli) konuşan nadir insanlardan biri olmasıdır.

Yıllar önce ‘Binbir Vecize’ adını verdiği kitabını ilk okuduğumda, bu sözlerin sıradan bir imamın kaleminden çıkmış olabileceğine ihtimal vermemiş, birçoğu orijinal olan etkili sözlerin ‘alıntı’ veya en azından ‘esinlenme’ olacağını tahmin etmiştim. Daha sonraki okumalarımda şüphelerimin yersizliğini, kitapta bulunan hemen bütün vecizelerin kendisine ait olduğunu, çok az bir kısmının ‘esinlenme’ diye nitelendirilebileceğini gördüm, öğrendim. Ardından bütün bu etkili, özgün sözlerin çıktığı yüreğin ciddi bir resmi eğitimi dahi olmayan birinin kaleminden nasıl çıkabildiği konusunda araştırmalara başladım.

Onunla ilgili birçok anım var... Burada bir tanesini paylaşmak istiyorum. Çünkü bu anekdot yukarıdaki can alıcı soruya cevap bulmamda yardımcı olmuştu. Yıllar önce bir gün bu denli özgün, etkili sözler söyleyen birinin hayatını ve günlük 24 saatini nasıl geçirdiğini merak edip Battalgazi’deki evine gitmiş, misafiri olmuştum. Beni girişteki oturma odasına almış, henüz sohbete başlamıştık ki karşı duvarda bulunan iki adet, çerçeveli, yaşlı fotoğrafları dikkatimi çekmiş, sormuştum: “Vahap Hocam, soldaki fotoğraf biraz sana benziyor, babanız  olmalı, diğeri kim?” diye..  Bu soruma verdiği, birazdan okuyacağınız cevap, bana onu fikri anlamda besleyen, yetiştiren asıl kaynağın ne olduğu konusunda önemli bir ipucu vermişti. Dedi ki Vahap Hoca, “... o fotoğraf Haceli’ye ait... (Haceli gerçek adıyla Mehmet Keleş-Yeni Cami önünde nane şekeri, çuvaldız, çatallı iğne vb. satan, kesinlikle karşılıksız sadaka, para kabul etmeyen, kimine göre veli, kimine göre deli, kimsesiz bir zattı).  Haceli, kimsesiz olduğundan, kalacak bir evi, ailesi olmadığından Battalgazi’ye her gelişinde (yaklaşık 20 yıldır) bizde kalır, özellikle hastalanarak yatağa düştüğü son zamanlarda bizde yatar, ben ve oğlum (Yasin) ona bakardık...”

Burada durmuş, Vahap Hocayı sıra dışı şair ve mütefekkir yapan bir ipucu yakalamıştım. O gün ona söylemedim ama o manzarayı görüp, bunları dinledikten sonra dedim ki içimden;“Aman Allahım, günümüzde dindarlıklarıyla, merhametleriyle tanıdığımız, bildiğimiz insanların çoğu kendi anne babalarına bakmaz, bakıcıya teslim ederlerken, adam hiçbir kan bağı olmayan yabancı bir ihtiyara, sırf Allah rızası için, sadece, “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belalar yağmur gibi yağardı üzerinize…” buyruğunu dinleyerek gereğini yerine getiriyor... Var mı hâlâ dünyada böyle adamlar? Kaldı mı ya!..” demekten kendimi alamamıştım.

Sonra, bütün mesaisini başta Battalgazi ilçesinde yapılan 5 katlı müftülük binası ve Kur’an kursunun yapımı olmak üzere, çevredeki birçok cami, Kur’an kursu, vakıf ve derneklere yardıma hasretmesi, nerede bir yoksul, sahipsiz, kimsesiz varsa yardımına koşması ve hepsinden önemlisi bütün bunları en yakını olan eşine, çocuklarına bile duyurmadan yapması, onu özel ve ayrıcalıklı kılan niteliklerin başında geliyordu.

O, hayatı ve ölümü iyi okumuştu. İnsanlığı, merhameti, îsarı iyi okumuştu... Okumaktan öte içselleştirmiş, hayatına hayat yapmıştı…

MÜTEVAZI VE MÜTEVEKKİL BİR İNSANDI.

Bazı şair ve yazarlarda birazcık ‘narsist’ diyebileceğimiz özellikler bulunur. Basın ve edebiyat tarihimizde kişiliklerinde egonun tavan yaptığı şairlerin sayısı az değildir. Kimileri bunu özgüvenle izah etmeye kalkışsalar da sonuç değişmez. Necip Fazıl, Yaşar Kemal, Sezai Karakoç, İsmet Özel gibileri bu cümleden sayabilirsiniz.

Vahap Hoca onca müktesebatına ve duası makbul az sayıdaki şairlerden biri olmasına rağmen, bir iltifat cümlesi karşısında sürekli olarak; “Estağfurullah, ben kimim ki... demek ki duanın vakti dolmuş, Allah da beni aracı kılmış... Ben eğer Allah katında makbul biri olduğuma inansam -ki asla öyle biri değilim- o dakika elimden alır o nimetini...” der, kerameti kendisinden bilenleri asla hoş görmez, lütfen nefsime atfetmeyin... dua ettiren de, kabul eden de, vakti gelmemişse etmeyen de o...” derdi.

Oturup kalkması, konuşması, susması hep bir vakar ve tevazu üzerine idi. “Gurur” en sevmediği vasıf olup, onun ifadesiyle “küfür sıfatı“ idi.

DUASI MAKBUL KULLARDAN BİRİYDİ.

Çok duyarsınız, dua ediyorum, bir türlü kabul edilmiyor... Cumada ettim, bayramda ettim, falanca mekânda ettim yine olmadı, diye… Sekülerizmin kıskacındaki günümüz insanının önemli şikâyetlerinden biridir bu serzeniş… Dua edenin mi niyeti halis değildir, yoksa çevrede işlenen şeytanları kıskandıracak türden günahlar, cinayetler mi mani olmaktadır bilinmez ama günümüz daisinin yegâne şikâyetidir bunlar…

Vahap Hoca, duası kabul olan ender insanlardan biriydi. Bu satırların yazarı olarak bendeniz onun duasının adeta daha elini indirmeden kabul edildiğine hem de birkaç kez tanık olduğumu söyleyebilirim. Bunlardan sadece bir tanesini paylaşmak istiyorum.

BU SURATA KİM GELİR?

Babası da arkadaşım olan 34 yaşında bir memur kızımız vardı. Babası onun bu yaşına kadar evlenememiş olmasına üzülüyor, adeta kahroluyordu. Bir gün çalıştığı birimin şefiyle bunları konuşurken dedim ki, “Bir de Vahap Hocaya dua ettirseniz...”

Odada bulunanlar, “Yâ, bırakın Vahap Hocayı, kimlere dua ettirmedi, hangi camide köcek açtırmadı ki! Gavs-ı Âzam mezarından kalkıp gelse de dua etse bu surata kim gelir? (Bu arada kızımızın çirkin olmasa da çok güzel biri olmadığını söylemeliyim). Dedim ki onlara, “Tamam da bir de Vahap Hocamız etsin, ne kaybedersiniz?” Aradan çok geçmedi. Bir de baktım, bizim kızın davetiyesi masamın üzerinde... Açıp baktım, evet bu onun düğün davetiyesiydi... Dedim ki içimden: “Ne çabuk istediler, ne çabuk söz oldu, nişan, nikâh oldu da yarın evleniyor...”  Sevindim sevinmesine ama adeta inanamamıştım. Meğer benden sonra Vahap Hoca gelmiş, dua etmiş. Onlar da bu duanın hürmetine bu evliliğin gerçekleştiğini görmüş, tanık olmuşlar. Ve Vahap Hocayı da onur konuğu olarak düğüne davet etmişler...

150 BİN BEYİT ŞİİR…

Vahap Hocanın İnönü Üniversitesi ö ğretim üyesi Prof Dr. Hasan Kavruk tarafından yayına hazırlanarak basılan Binbir Vecize ve Efendimiz adlı mevlit kitapları var. Fakat onun sağlığında yayımlanamayan 100 bin beyti aşkın şiirleri, (50 bin kadarının çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandığı tahmin ediliyor) çok sayıda makalesi bulunuyor.

Bunların en kısa zamanda her türlü intihal ihtimaline karşı noterden adına tescillerinin yapılarak koruma altına alınması, sonrasında ehil bir akademisyen ekip tarafından edite edilerek yayımlanması şahsen en büyük arzumdur. Keşke bunu sağlığında yapabilseydik.

Burada başta İnönü Üniversitesi ve Battalgazi Belediyesi olmak üzere resmi ve özel Malatya’daki tüm kültür ve edebiyat kuruluşlarına görev düşüyor. Bilgisayar ortamında bile yazılı olmayan çoğu daktilo ve el yazısı ile yazılmış olan bu çalışmaların bir an evvel yazılması, tashihi ve basımı yapılmalı, kültürümüze kazandırılmalıdır.

KÜLTÜR MERKEZİ KURULMALI…

Battalgazi Belediye Başkanımız Selahattin Gürkan’a da söylediğim gibi mümkünse onun adına bir kültür merkezi kurulmalı, bu merkezde sadece eserlerinin basımı ve teşhiri değil, üzerinde akademik çalışma yapacak öğrenci ve öğretim üyelerinin yararlanabilecekleri mekânlar oluşturulmalı, tıpkı Konya’da bulunan Sadrettin Konevi (Malatyalı) Kültür Merkezi gibi bir merkez inşa edilmelidir. Vahap Hocanın eserlerini okuyan, şiirlerindeki fikri değinliği ve onun gönül dünyasını bilen, tanıyan biri, bütün bu söylediklerimin, teklifimin hiç de gereksiz ve abartılı bir talep olmadığını görecektir.

Evet, Vahap Hoca da dünyada kendisine takdir edilen ömrü tamamlayarak 4 Ekim 2014 günü sabahı ebedi âleme göç eyledi. Her fani gibi o da, başta eşi olmak üzere 7 evlat ve 40’ a yakın torununu geride bırakarak Hakk’a yürüdü, Rabbine mülâki oldu.

Allah rahmet eylesin, mağfiret eylesin.

Evlatlarını böyle bir babanın ismine layık ameller (işler, eylemler) yapmaya muvaffak eylesin.

Genç şairlere de onun eserlerinden, örnek şahsiyetinden istifade etmeyi nasip ve müyesser eylesin. Biraz uzunca kaçan bu makaleyi ondan çokça dinlediğim bir şiiri ile noktalıyor, vefatından birkaç saat önce el yazısı ile yazdığı “veda gibi” son şiirini de sona bırakıyorum.

 

Şair milletlerin konuşan dili

Bab-ı tasavvufun tokmağı, zili

Bezm-i aşk semtinin vuslat menzili

Ne fayda onların kadri bilinmez

 

Bakın Necip Fâzıl, Akif, Yunus’a

Servetleri çarık, kalem ve asâ

Tarihte var nice şuara nisa

Ne fayda onların kadri bilinmez

 

VEDA ŞİİRİ

 

Ömrüm imtihanla geçti fakat kazanamadım

Sebep, sevgi, hoşgörüden yoksun olduğuniçin

Onun için nazlı gönül ömrün berhava geçti

Sabır, sevgi, hoşgörüden yoksun olduğun için

 

‘Vele neblüvenneküm’ ayetini, sen incele

Her işinde sabırlı ol, günü etme acele

Gıybet yalandan uzak ol, daim zikrettir dile

Sabır, hoşgörüden yoksun gönül olmaman için

 

Yaşın sekseni aşmakta, denge kuramadın hâlâ

Allah’tan kork, kuldan utan, yaklaştı salâ

İyi düşün, tefekkür et, yönün dönüşsüz yola

Sabır hoşgörüyü şiar et, sözüm anlamak için

 

Bakarsın ki bir an evvel Azrail kapın çalmış

Mal, evlat dostların hepsi burada kalmış

Aklın fikrin kalp ve ruha sınırsız korku sarmış

Sabır, hoşgörü ile düşün sözüm anlamak için

 

Kul Vahap, yeter artık anlayana bu şiir

Kur’an çok şey bildirdi, sana etmedi tesir

Ricam, sırrın sır eyle; sen sırrın etme, neşir

Sabır ile kafan çalıştır, sözüm anlamak için

 

Evet, sevgili okur, yukarıda ‘veda gibi’ dedim ama sanki gibisi fazla olmuş, vedanın ta kendisi bir şiir... Tekrar binler Fatiha ile ruhu şad olsun.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 283
Bu Ay : 4309
Toplam : 4309

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom