Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

AMAÇLARI TÜRKİYE’YE ÇELME TAKMAK!

AMAÇLARI TÜRKİYE’YE ÇELME TAKMAK!

-ne Erdoğan’ı ne Gül’ü düşünüyor değiller-

 

‘Genel Başkan Seçimi’ özel gündemiyle, Ak Parti 27 Ağustosta olağanüstü kongre yapacak. Ertesi gün Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak görevine resmen başlamış olacak. O gün hemen hükümeti kurma görevini bir milletvekiline verebilir. Öyle de olacak gözükmektedir. O zamana kadar her şey inceden inceye düşünüldü. Daha önceden ve daha sonrası da düşünüldü.

 

Şimdi şu konu merak ediliyor: Acaba MKYK’nın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılacağı günden bir gün önce için kongre kararı alması Abdullah Gül’e karşı bir tedbir niteliği taşıyor mu? Kimsenin nasıl düşünmesi gerektiğine hükmedemezsiniz. Hele bu Ak Parti üzerine ve onun aracılığıyla amacına ulaşmak isteğinden vazgeçmeyen cemaat veya paralel yapı olunca, öküzün altında buzağı arama yarışı başlar.

 

Bu noktada hiç olmazsa tam da istismar edecekleri malzemeyi bulmuş kesim, beyanatları olmadık yerlere çekerek bir algı operasyonu yapar. Olmadık sorular icat edilir, kuşkular üretilir. Zihinler bulandırılır, araya husumetler ekilmeye çalışılır. İşleri güçleri Ak Parti’ye tuzak kurmak olan bu malum kesimler birdenbire Ak Parti’yi kurtarmaya çalışırlar. Hemen söyleyeyim; boşa kürek çekiyorlar. Konuya yanlış yerden giriyorlar, yanlış bir dil kullanıyorlar. Buradan onlara ekmek çıkmaz; Ak Parti’nin kurtulmaya ihtiyacı gözükmüyor. Onlar gidip CHP’yi, MHP’yi kurtarmaya çalışsalar, siyasetin kendi düzlemini bulmasına belki katkı sağlamış olurlar.

 

Bu ayrıksı düşüncelerle gündem oluşturmaya çalışanlar ne Erdoğan’ı ne Gül’ü düşünüyor değillerdir. Bakın hemen söyleyeyim, bu tartışmaların Ak Parti’nin kilitlendiği yüksek idealler hedefine olumsuz etkisi fazla olmaz, hatta hiç olmaz. Ak Parti Türkiye’nin uyanık aklı, diri bilincidir. Kimse Ak Parti üzerinden abrakadabralarla sihirbazlık yapmaya, suni gündemler oluşturmaya kalkmasın. Ak Parti özellikle muhalif kanattan çoklarının anlamadığı, anlayamayacakları tarzda kendine ait yerde ve çok muhkem durmaktadır. Ak Parti için Türkiye asıl amaçtır. Asıl amaca hizmet edilirken, başka bir ifadeyle ‘Her Şey Türkiye İçin’ denirken kimse şahsi hesaplarının peşine takılmaz. Bu kıvam, bu olgunluk seviyesi, her Ak Parti’lide vardır. Bunu biliyorum.

 

Sonra Abdullah Gül ile Erdoğan’ın hem çok eskilere dayanan dava kardeşliği hem de yaşadıkları zorlu zamanlarda edindikleri tecrübenin gereği, hiç değilse ucuz komplo ve kışkırtmalara imkân tanımayacak kadar basiret sahibi olduklarını biliyoruz. Her iki lider de ülkemiz için gerçekten çok önemli değerlerdir. Bu değerlerimiz Türkiye için karşılıklı olarak fedakârlıkta yarışmışlardır. Dün böyleydi. Bugün de böyle olacaktır. O nedenle kimse yanlış hesap yapmasın. Sanki aralarında bir mesele, bir sıkıntı armış, birbirlerini ekarte etmeye çalışıyorlarmış gibi bir yaklaşım kesinlikle ilgisiz ve yanlış yaklaşımlardır.

 

Türkiye hepimizin tasavvurundan çok başka, çok yüksek amaçların adıdır. Türkiye her birimizin sahip olduğu gerçekliklerden daha ileri, daha yüksek gerçeklikler içerir. Türkiye’yi kaybedersek kazanacağımız ne bir gerçeklik ne bir değer olabilir. Amacımız kazanmaktır. Ak parti kazanacak; millet ve ülke kazanacaktır. O nedenle Erdoğan sıklıkla “Ülke kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız” demiştir kaç kez. Yani ülkenin kaybetmesi üzerine veya ülkeye kaybettirecek bir formül üzerine ne Erdoğan ne Gül, bir çaba içinde olur. Siyasetin insanın kendini aşma becerisi olduğunu herkesten fazla ikisi bilir. Başarı kendimizi aşmaya bağlı, kendimizi aşmayla orantılıdır. O nedenle her iki liderimiz de kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarları önüne koymayı düşünmeyecek kadar erdem sahibidir. Kazancın, kaybetmenin en iyi hesabını yapacak olan iki isim de yine bu şahsiyetlerdir. Önce bunu tespit edelim.

 

Öyleyse bu tartışmalar, bu dedikodular nereden, niçin çıkıyor?  Bana sorarsanız beyanatları ve hadiselerin akışını kendi bağlamlarında yorumlamamaktan: Sayın Gül’e bundan sonra ne yapacağı, siyasete girip girmeyeceği soruluyor. O’da siyasete ve Ak Parti’ye döneceğini söylüyor. Bundan daha doğal ne olabilir? Sayın Gül’ün dönüşü Ak Parti’ye güç ve değer katar. Bunu herkes biliyor. Bu sırada parti 27 Ağustos’ta kongre kararı alıyor. İşte bu iki durumu kendi kurgularına göre birbiriyle ilişkilendirenler, bunu Erdoğan’ın Gül’ün önünü kesme hamlesi olarak yorumluyorlar. Yanlış. Külliyen yanlış. Çünkü kongreye gidileceği önceden tasarlanıyordu. Peki, kongre daha sonraki bir tarihte yapılsa? Bu da mümkün ancak eğer bu sadece Abdullah Gül’ün genel başkanlığı için düşünülüyorsa bana göre sakıncalı bir durum.

 

Sakıncası sadece teknik sebeplerle: Bir kere Sayın Gül’ün siyasete dönmesi ağırlığına uygun bir pozisyon ve görevle olmalıdır. Diyelim ki söylendiği gibi birkaç gün sonra Gül’ün partiye üyeliği ve ardından genel başkanlığı gerçekleşti. İyi de bu arada geçen süreç Türkiye’de bir boşluk oluşturacak. Sonra genel başkan ayrı, başbakan ayrı, bir de halkoyuyla doğrudan seçilmiş daha güçlü bir Erdoğan… Sonuçta bir karmaşa, bir gölgelenme söz konusu olacak. İyi ama partinin iktidara geldiği ilk dönemde de böyle olmamış mıydı? Olmuştu ama o istenen, arzulanan bir durum değildi; istisnai ve mecburen yaşanmış bir durumdu. Bu istisnai durumu genelleştirmemek gerekmektedir diye düşünüyorum. Bu saiklerle Ak Parti kongre kararı aldı. Doğru da yaptı. Çünkü Türkiye bir gün bile iktidar boşluğunu kaldırmaz. Yani gelişmeleri, Sayın Gül’ün önünü kesmek gibi bir amaçla ilgisi kurulmamalıdır. Ak Parti’nin zihni yapısı, olaylara ve kendi iç gelişmelerine böyle sorunlu bir anlayışla bakma yeteneğine sahip değildir.

 

Bu patide istişare, uzlaşma, anlaşma, fedakârlık ve kardeşlik her zaman belirleyici olmuştur. Hırs bu partide var mıdır? Hırs, siyasetin doğasında vardır. Ancak ne hırs, ne kapris mesela CHP’de olduğu gibi bu partiyi felç eden bir virüs değildir, hastalığa dönüşmemiştir. Önümüzdeki günler toz duman dağılınca hadiseleri daha rahat görme açısına sahip olacağız. Hem sonra Sayın Gül siyasete başka bir kapıdan ve elbette Ak Parti kapısından tekrar girecekse, bu en azından başbakan rolüyle olmalıdır. Bunun için de önce önümüzdeki yıl Haziran seçimlerinde milletvekili olur. Güçlü bir başbakan adayı olarak, zaten ara vermediği siyasete görkemli bir dönüş yapar. Bana sorarsanız iyi de olur. İslâm Bankası’ndan, milletvekilliği, komisyon başkanlığı ardından dışişleri bakanlığı, parti genel başkanlığı, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı tecrübeleri ile son derece başarılı sınav vermiş bir Abdullah Gül’e sadece ülkemizin değil, bütün bir İslâm dünyasının, dünyamızın ihtiyacı var. Evvela herkesten fazla Erdoğan’ın ihtiyacı var. Türkiye bu değeri heba edemez. Edemez.

 

Bu anlattıklarımız daha çok işin teknik taraflarıyla ilgili. Ama buna rağmen herkes bir şeyler söylüyor. Kimsenin düşüncesine istikamet verecek değiliz. Eğer bu bir sorunsa, bu, hiç olmazsa Ak Parti için sorun olmaz diye düşünüyorum. Ak Parti politika üretme ve kaynakları (özellikle insan kaynağını) kullanma kapasitesi son derece verimli bir partidir. Sayın Gül’ün ileride başbakanlığı sadece partiye değil ülkeye de kazandırır. Gül’ün siyasete döneceği beyanı üzerinden manşetler ve köşe yazıları üretenlerin kimileri kendilerince yeni bir oyun kuruyorlar. Ak Parti etrafında kenetlenmiş milli irade bütünlüğünü parçalamak için fitne ateşine odun taşımanın gayreti içindeler. Aslında onların Abdullah Gül diye ne amaçları, ne davaları var. Asıl amaç durmaksızın yola devam eden Türkiye’ye çelme takmak! Merak edilmesin bunu en iyi Sayın Gül ve Erdoğan biliyor.

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 591
Bu Ay : 17498
Toplam : 26756

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom