Ziya KESRİKLİOĞLU

Ziya KESRİKLİOĞLU

ziyakesriklioglu@hotmail.com

ANNE ŞEFKATİ

            ANNE ŞEFKATİ                                                             

Kelimeler ve kavramlar, edebi, dini, felsefi metinleri olduğu kadar hayatı ve hadiseleri okumada da önemli yere sahiptirler. Günlük hayatta kullandığımız kelime ve kavramların zihnimizdeki karşılıkları hadiseleri değerlendirmede adeta birer anahtar görevi görürler. Bu nedenle kavramlar önemlidir, içerik ve anlamları doğru bilinmelidir.

Örneğin tevazu ile zillet, hısset (tutumluluk) ile buhl (cimrilik) zahiren benzese de bir birlerinden ayrıdırlar. Yine ‘şefkat’ kelimesi ‘aşk’ kelimesine mana olarak benzese de farklıdır.

 Aşk - ister aynı cins ister karşı cinsle ilgili olsun - genelde karşılıkla beslenir, karşılıkla yaşar. Yani şöyle bir aşktan uzun süre söz edilesi zordur; delikanlı kızı ölesiye seviyor, lakin kızın hiç mi hiç ilgisi yok. Oğlanın sevdiği kadar kız ondan nefret ediyor. Fakat kızın nefreti arttıkça oğlanın da aşkı, muhabbeti artıyor. Böyle bir ilişkiden söz edilemez, edilse de uzun sürmesi oldukça zordur. Aşkta sevgiler genellikle karşılıklıdır, karşılıkla beslenir ve yaşarlar.

Oysa şefkat bundan oldukça farklıdır. Örneğin anne-babaların, hatta bütün hayvanatın validelerinin yavrularına olan şefkati karşılıksızdır.(*) Beslenmesi, büyümesi, devam etmesi için karşılığa ihtiyacı yoktur. Evlat sevmese de ana-baba sever. Evlat unutsa, hatta reddetse de ana unutmaz, unutamaz. Çocuğun ihmali ya da terk etmesi dünyadaki en büyük kıyametidir onun. Çocuğunun-yaşı ne olursa olsun- bir öpücüğü, bir kez sarılması, ‘anneciğim!’ demesi için elinde olsa dünyaları verir.

Şefkatle aşkın farkına dair şu örnek manidardır:

Hz. Yakup Aleyhisselamın oğlu Yusuf Aleyhisselama olan şiddetli hasret ve muhabbetini duyduğu ‘aşkla’ izah eden İmamı Rabbani’ye muhalefet eden Bediüzzaman Hazretleri konuyu Mektubat adlı eserinde şöyle izah eder;

            “Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın Yusuf Aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir, belki şefkattir. Çünkü, şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor…”  (8. Mektup)

Anne hasbidir, samimidir, içten, yürekten sever. Hele çocuklarına karşı asla riyakâr değildir, istese de olamaz. Daha düne kadar sobaların söndüğü, kaloriferlerin olmadığı soğuk kış gecelerinde kendi ihtiyaçları için bile kalkmaya üşenen anne, çocuğu için -kaç kez olursa olsun- erinmeden, üşenmeden kalkar, ihtiyacını karşılar, bundan mutluluk duyar… Bilakis yapmasa rahatsız olur, uyuyamaz. Bu şefkat, koruma ve kollama hissi bütün analarda - ırkı, dili, dini ne olursa olsun- vardır. Fıtrat harici birkaç istisna örnek bu kuralı bozmaz.

Evet, ana-baba’nın evlatları üzerinde büyük hakları vardır. Hele annelerin hakkı kolay ödenmez. Onlar her şeyi görmeseler de kalpleriyle duyarlar, yürekleriyle hissederler.

Yaşanmış mıdır bilinmez ama şöyle bir hikâye anlatılır;

“Delikanlı, katı yürekli, zalim bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemiştir. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek; “Senin sevgini ölçmek istiyorum. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere, bana annenin kalbini getireceksin.” der. Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırır ve uzun bir tereddütten sonra, kıza karşı olan hislerine mağlup olarak, annesini öldürmeye karar verir.

Annesi, belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla direnmez. Ve çocuk, onu öldürerek kalbini çıkarıp bir mendile sarar. Sonra da o zalim kızın evine doğru yola çıkar. Kızın isteğini yerine getirmiş olmanın verdiği heyecan ile yolda koşarken, delikanlının ayağı bir taşa takılir. Kendisi bir tarafa, mendil içindeki kalp bir tarafa fırlar. Canının acısından, ağzından ister istemez, “Ah anacığım!” sözleri döküldüğünde, annesinin tozlara bulanmış ve hâlâ soğumamış olan kalbinden şöyle bir ses yükselir: “Canım yavrum! Bir yerin acıdı mı?”

 

Öykünün yaşanıp yaşanmadığı çok önemli değil!

Ama verdiği mesaj tam da fıtratın sesine, doruklardaki bir şefkatin iniltisine benzemiyor mu?

……

Kuran-ı Kerim birçok ayette (**) anne-babaya iyilikte bulunmayı emreder. Kur'ân, bu emri, Cenab-ı Allah'a şirk koşmama ve yalnızca O'na ibadet etmekle bir arada anar. (17: 23; 4: 36) Bu anmada, Allah'a ibadet emri fiil, anne-babaya ihsan ise isim cümlesiyle ifade edilir. Yani, ibadet belli aralıklarla yapılır, fakat anne-babaya ihsan, bir haldir, süreklidir, daimîdir, böyle olması gerekir.

Yine İsra suresindeki ayetin devamında “Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmeyin, ana ve babaya iyi muamele edin, diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse, onlara “öff” (bile) deme. Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını (yerlere kadar) indir ve: Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse, Sen de onlara öylece merhamet et”  buyrularak, anne babayı incitmenin en hafif ifadesi sayılan ‘öf’ kelimesini bile söylemekten men edilmiştir.

 Efendimiz (sas), anne-babası veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde Cennet'e giremeyene üç defa "Burnu sürtülsün!" diye beddua ederken (Müslim, "Birr"), "Anne ve babanın çocukları üzerindeki hakları nedir?" diye soran bir Sahâbî'ye ; "Onlar, senin Cennet'in veya Cehennem'indir." buyurmuşlardır.

Âhir Zaman'da "kişinin arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaşacağı, karısına itaatle annesini inciteceği" (Tirmizî, "Fiten") hadisi de sanki çağımız için söylenmiş, zerre kadar mübalağanın olmadığı gayb-bin uyarılardır.

Ne acıdır ki dini duyarlılığı ile tanıdığımız pek çok arkadaşımız bugün bu uyarılara muhatap olanlar arasındadır. Bu da ahir zamanda -ki şimdilerde modern zaman diyorlar-yaşamanın bedeli olsa gerek.(***)

Hülasa çağımızda ana-baba evlat ilişkileri epeyce bir yara almış durumdadır. Bu yaralarımızı tedavi etmeden iflah olmamız, ayağa kalkmamız mümkün gözükmüyor. Öyleyse “kişi yıkıldığı yerden kalkar” fehvasınca anne babalarımızla ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmeye ne dersiniz?

 

(*) “ Tavuğun bütün sermayesi kendi hayatı iken, yavrusunu itin ağzından kurtarmak için kafasını ite kaptırır…” Bediüzzaman- Lemalar 17. Lem’a, Mesnevi-Zühre

(**) 13 yerde

(***) Sinema ve tv kanallarında yer alan film ve dizilerin çoğundaki ana-baba figürü ‘ huysuz, anlayışsız, hatta ‘zalim’  bir portreyi özellikle resmeder.

ziyakesriklioglu@hotmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 1
Bugün : 1
Bu Ay : 1
Toplam : 1

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom