Samet Pelen

Samet Pelen

sametpelen@hotmail.com

ŞEYH SAİD NEDEN KIYAM ETTİ?

ŞEYH SAİD NEDEN KIYAM ETTİ?

13 Şubat 1925 günü Diyarbakır/Piran’da çıkan ve kısa bir süre içerisinde tüm bölgeye yayılarak, yeni yönetime karşı kapsamlı bir direnişe dönüşen Şeyh Said (1864-1925) liderliğindeki kıyamın üzerinden 89 yıl geçmesine rağmen olayın kıyam mı isyan mı, Kürtçü-ayrılıkçı bir hareket mi değil mi, İngiliz desteklimi değil mi? tartışmaları sürüp gidiyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki Şeyh Said kıyamının karakteri “etnik” değil, “dini” dir ve tamamen yeni Türk devletinin yaptığı inkılaplara karşı bir tepki hareketidir. Bunu şeyh Said’in kıyam için evden ayrıldığı ilk günden, darağacında Rabbine yürüdüğü ana kadar yaptığı her eylemde görmek mümkündür.

Şeyh Said hazırlığını yapıp evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:

“Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:

- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kâfirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kâfirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi: Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!” diyerek işin başında amacını ortaya koyar. Ayrıca Şeyh Said ile hareketin diğer önderleri arasındaki yazışmalar, Şeyh Said’in bazı bey, ağa ve aşiret reislerine gönderdiği mektuplar, kıyam sırasında halka yönelik yayınlanan beyannameler, Şeyh Said ve arkadaşlarının Şark istiklal Mahkemesi’nde verdikleri ifadeler, bu görüşü teyit eder niteliktedir.

Şeyh Said’in böyle bir karar almasında etkili olan o günün gelişmelerini hatırlayacak olursak olayı sağlıklı değerlendirmiş olacağız.

O günün Türkiye’si hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci içerisine girmiş halktan kopuk icraatlar halkın tepkisini çekmede geç kalmamıştı. Bu bağlamda TBMM’de, 03 Mart 1924 tarihinde görüşülüp onaylanan; “Şer’iyye ve Evkaf Vekâletlerinin Kaldırılması Kanunu”, “Halifeliğin Kaldırılması ve Hanedanı’nın Türkiye Dışına Çıkarılması” ve ayrıca Şeriat Mahkemeleri’ni kaldıran 08 Nisan 1924 tarihli "Mehakim-i Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun" ile dinsel mahkemeler kaldırılarak mahkemeler birleştirildi” Böylece dini ve hukuki yönden ülke genelinde köklü değişikliklere yol açacak devrimlerin  / inkılapların ilk adımları atılmış oluyordu.

Fransız yazar Paul Gentizon, devrimlerin getirdiği değişimi şu şekilde yorumluyordu: 

Osmanlı imparatorluğunun yerini bir cumhuriyet aldı. Bir Sultan kaçtı. Bir Halife sürgün edildi. Büyük bir Şef [M.Kemal] dünyanın dikkatini çekti. Onun buyruklarıyla Müslüman bir halk yeni bir plana göre şekil aldı. O, bu halkı eski Asya geleneklerine bağlayan bağları kopardı. Geçmişi sildi, süpürdü. İslam dinine kendi esprisi içinde bir yön verdi. Çok kadınla evliliği önledi. Cinsiyet ayırımını yıktı. Şeriat hukukunu kaldırdı. Avrupa’nın kanunlarını kabul etti. Kıyafeti de getirdi. Hatta başka bir alfabe oluşturdu. Ülke din boyunduruğundan kurtuldu. Hıristiyan Avrupa’nın çok kan dökerek sağladığı bu sonu Türkiye’de bu suretle kestirme yoldan (6 yıl içinde) elde edildi.. Reform halkın bir kısmını hoşnut etmedi. Hatta o kadar ki Doğu illerinde, iç isyana kadar vardı...”( Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu, (Çev. Fethi Ülkü), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983, s.9, 109, 179, 255.) 

Ve böylece, ülkenin birçok yerinde, devrimlerden hoşnut olmayan muhafazakâr kesimlerden, muhalif seslerin yükselmeye başladığı yeni bir sürece girilmiş oldu. 

17 Kasım 1924’te, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF)’nın kuruluşu ilan edildi. Genel Başkanlığını Kazım Karabekir’in yaptığı TCF’nin tüzüğüne, “Fırka, dini düşünce ve inançlara hürmetkârdır” şeklinde bir ibare koydu. TCF yetkililerinden Fethi Bey; “Terakkiperverler dindardır. Halk Fırkası dini batırıyor. Biz dini kurtaracağız ve muhafaza edeceğiz”( Nur şen Mazıcı, Belgelerle Atatürk döneminde Muhalefet (1919-1926) Dilem Yayınları, İstanbul 1984, s.82.)  şeklinde beyanat veriyordu. Devrimlere karşı olan kesim, Milli Mücadele’nin ünlü isimlerinin yer aldığı TCF’ye yöneliyor ve ortam giderek gerginleşiyordu.

1925 Ocak ayı sonlarında, TCF Erzurum Milletvekili Ziyaeddin Efendi, TBMM kürsüsünde, iktidardaki CHF’nin icraatlarına ağır eleştiriler yönelterek; “Yeniliğin işret, dans, plaj sefasından başka bir şey ifade etmediğini, fuhşun arttığını, Müslüman kadınların edeplerini kaybetme yolunda olduklarını, sarhoşluğun himaye, hatta teşvik olunduğunu, en önemlisi dini duyguların rencide edildiğini, yeni rejimin sadece ahlaksızlık getirdiğini, rezil bir yönetimin memleketi çamurların içine sürüklediğini” ( Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Akis Yayınları, Ankara 1968, s.21.) ifade ediyordu. 

Bu uygulamalara tepki çığ gibi büyürken Şeyh Said de , Nakşibendi tarikatının yaygın olduğu yerleşim birimlerini tek tek ziyaret ederek halkı ve müritlerini irşat etmeye başlamıştı. 13 Şubat 1925 Cuma günü, Piran da verdiği vaazda halka şöyle sesleniyordu: 

“Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Milli Eğitim’e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”( Behçet Cemal, Şeyh Sait İsyanı, Sel Yayınları, İstanbul 1955, s.24:) 

Aynı gün, Şeyh Said’in maiyetinde yer alan birkaç mahkûmun teslim olmasını isteyen bir jandarma müfrezesinin talebine verilen olumsuz cevabın ardından, mahkûmlarla askerler arasında çıkan çatışmada, birkaç askerin öldürülmesi geri dönülmez yolun başlangıcı olur.

Böylece, Şeyh Said önderliğindeki kıyamın Diyarbakır’ın Piran köyünde tutuşan fitili, anında bir kıvılcım gibi çevredeki ilçe, köy ve mezralara sıçradı. Kısa bir süre içerisinde, resmi kurum ve kuruluşlar Şeyh Said güçlerinin eline geçti. Valiler, kaymakamlar, müdürler, yargıçlar ve direniş alanlarındaki cephe komutanları, bizzat Şeyh Said’in emriyle atandı. Şeyh Said ayrıca, uyulması gereken kuralları içeren bir de yönerge hazırladı (A.Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait isyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Vesikalar, Olaylar, Hatıralar, Temel Yayınları, İstanbul 2002.)     

Şeyh Said bu arada, “Emir’ül Mücahidin Muhammed Said El-Nakşibendi” imzasıyla halka yönelik çeşitli beyannameler yayınladı. Ayrıca, direnişe destek vermeleri için Alevi-Zaza aşiret reisleri, Kürt bey, ağa ve aşiret reisleri ile Ergani’deki Türk bey ve ağalarına da aynı imza ile mektuplar gönderdi ve onları Kemalist yönetime karşı ortak mücadeleye davet ederek yardım istedi. 

Yayınlanan beyannamelerden birinde: “Kurulduğu günden beri din-i mübini Ahmedi’nin temellerini yıkmaya çalışanı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, Kur’an’ın ahkâmına aykırı hareket ederek, Allah ve peygamberi inkâr ettikleri ve Halife-i İslam’ı sürdükleri için, gayri meşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamlar üzerinde farz olduğu, Cumhuriyetin başında bulunanların ve Cumhuriyete tabi olanların mal ve canlarının şeriat-ı garrayi Ahmediyye’ye göre helal olduğu...”( M. Şerif Fırat, Doğu illeri ve Varto Tarihi, TKAE Yayını, Ankara 1981, s.180.) hususlarına yer veriliyordu. Bir başka beyannamede de; “Hilafetsiz Müslümanlık olmaz! Halife memleketten çıkarılamaz! Şimdiki hükümet mütemadiyen dinsizlik neşretmektedir. Kadınlar çıplaktır. Mekteplerde dinsizlik ilerliyor...”(Behçet Cemal, a.g.e., s.48) şeklinde ifadeler yer alıyordu. Şeyh Said, Urfa’daki İzoli Kürt aşireti reisi Bozan Ağa’ya gönderdiği mektupta;“1300 seneden beri Cenabı Hakk’ın Peygamber Efendimizi göndermekle neşir ve tebliğ ettiği dinimizi imhaya çalışanlara karşı harp ilan ettim. Bunda bana yardım edilmezse, cümlece mahvoluruz!”( Behçet Cemal, a.g.e., s.45; Metin Toker, a.g.e., s.27) diyordu..

Şeyh Said, yine Urfa’daki Milli aşireti reisi Halil Beg’e, Varto’daki Alevi Zaza olan Hormek aşireti reisleri Halil, Veli ve Haydar Ağalara gönderdiği mektuplarda da benzer rahatsızlıklardan bahsedip destek istemiş fakat hiçbirinden yardım alamamıştı.

 

Şeyh Said’in diğer mektuplarında da benzer cümleler yer almaktadır. “Kürt” isminin dahi geçmediği söz konusu beyannameler ve mektuplarda, direnişi sahiplenmek isteyen Kürt siyasi çevrelerince ileri sürülen “Şeyh Said Kürtlük ve Kürdistan için ayaklandı” yönündeki iddialarının ne kadar asılsız olduğunu ispatlamaya yeterlidir.

Şeyh Said, bacanağı Kasım tarafından ihbar edilir ve arkadaşlarıyla beraber tutuklanıp 5 Mayıs günü Amed’e getirilirler. Karar çoktan verilmiştir. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 46 arkadaşı idam edilecektir.

Asılacağı sırada bir kâğıdın üzerine şöyle yazıyor: “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir.”

İlmik boynuna geçirildikten sonra, söylediği son söz ise: “Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler.”

Gözün arkada kalmasın Ey Şehit; Torunların seni mahcup etmeyecek! Bizler için Dünyevi yenilgiler birer tecrübedir, aynı zamanda büyümenin imkânı. Ve “Tarih yalancılarının mumları da bir yatsıyı bekliyor ve o yatsı çok yakındır.”

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 556
Bu Ay : 3697
Toplam : 3697

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom