Editörün Seçtikleri

Editörün Seçtikleri

editorun-sectikleri

'Cemaat'in Kadife Devrim mücahitleri!

İbrahim Karagül/ Yeni Şafak

'Cemaat'in Kadife Devrim mücahitleri!

Kadife devrimleri hatırladınız mı? Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan.. Batı, Rusya denetiminden çıkarmak istediği ülkeleri, demokratik mekanizmaları by-pas ederek, örgütlediği ve finanse ettiği istihbarat uzantılı 'sivil' kuruluşlar üzerinden kitleleri provoke ederek devre dışı bırakmaya çalıştı.

Başarısız oldu.. Ama o ülkeler o günden sonra hiçbir zaman istikrara kavuşamadı, kendi yolunu çizemedi.

Arap Baharı da böyle bir şeydi. 20. Yüzyıl'ın zorba düzenlerine duyulan öfke patlamak üzereydi. Patladı da. Aynı Batılı güçler, bu Tunus'tan Suriye'ye kadar uzanan kuşakta bu yeni dinamizmi yönetmek için seferber oldu.

Özgürlük hareketleri manipüle edildi, yolundan saptırıldı, başarısızlığa mahkum edildi. Özgürlük arayan kitlelere tuzak kuruldu, istihbarat uzantılı 'sivil' bazı örgütler üzerinden özgürlük çağrıları darbe ve iç savaş çağrılarına dönüştürüldü.

Sonuç, büyük bir hüsrandı. O ülkeler de uzun süre istikrara kavuşamayacak, kendi yolunu çizemeyecek, kaos içinde oradan oraya sürüklenecek.

UKRAYNA'YI BÖLMEK VE ALINACAK DERSLER

Bir süredir aynı senaryonun Ukrayna'da yeniden servise konulduğunu görüyorsunuz. Kitleseli isyan ülkeyi felç etti. Batı-Rusya arasındaki güç çatışması Ukrayna'yı neredeyse bölecek hatta iç savaşa sürükleyecek hale getirdi.

Şimdilerde sokaklarda olanlar öne çıkmış. Başarıyor gibi görünse de tez zamanda bir Rus müdahalesine tanık olabiliriz. Üstelik bu müdahale, sadece ekonomik değil askeri ve güvenlik boyutu fazlaca öne çıkacak bir müdahale olabilir.

Mesela Kırım Tatarları, Ukrayna'nın bölünmesinden sonra nasıl bir gelecekle yüzleşecekleri konusunda ciddi tedirginlik yaşıyor. Bir çok gösterge, ülkenin bölünmeye doğru gidebileceğinin sinyallerini veriyor. İşin tuhafı, Ukrayna senaryosu Balkanlar'a da sıçrama eğiliminde. Bosna'da gördüğümüz örneği yarın Balkanlar'ın başka bölgelerinde de görebiliriz.

Kadife devrimler ve Arap Baharı tecrübeleri yeni şeyler ortaya koydu. Artık güç çatışmaları askeri ve geleneksel siyasi mekanizmalar üzerinden değil, yeni keşfedilen kitle ajitasyonu üzerinden servis ediliyor. Sokaklar rehin alınıyor, provoke ediliyor, inanılmaz bir yalan ve dezenformasyonla kitleler delirtiliyor.

Sanırım 21. Yüzyıl büyük oranda bu yöntemin etkili olduğu bir siyasi tarih olacak. Birçok ülke bölünecek, paylaşılacak. Bazı ülkelerin yıkım ve kaosa mahkum edileceğini göreceğiz. Oyunu kuran merkez güçlerin giderek zayıflıyor oluşu bu tehdidi azaltıyor gibi görünse de, sistemik olmayan yapıların güç kazanması, devlet dediğimiz aygıtın zayıflayıp yeni örgütlenmelerin öne çıkması varolan güçler haritasını önemli ölçüde değiştirecek.

TÜRKİYE'Yİ SUSTURMAK, COĞRAFYAYI SUSTURMAK

Türkiye kadife devrimlere özgürlük açısından baktı ve destek verdi. Arap Baharı'nı da yeni bir uyanış olarak tanımladı ve alabildiğine destekledi. Doğru da yaptı.. Bunu yaparken dış müdahaleye karşı da ciddi bir direnç gösterdi. Kitlelerin özgürlük alanının alabildiğine genişlemesini savunurken bunun güvenlik ve güç ilişkilerine kurban edilmemesi yönünde bir siyasal söylem üretti.

Osmanlı sonrası yakın durduğu bölge için ortaya proje koyan, siyasal dil oluşturan tek ülkedir Türkiye ve bu sürecin 20. Yüzyıl'ın yıkımına karşı yerli bir uyanış olmasını istedi.

Bu yönüyle oyun bozan, oyun kurucuların hesaplarını karıştıran bir ülke haline geldi. Yüz yıldır bizim bölgemizde en küçük detayı bile yönetebilen güçler, karşılarında yepyeni bir aktör buldu. Bu aktör, bölgenin tarihinden, kimliğinden, ruhundan, enerjisinden güç alanlar aslında bir 21. Yüzyıl devrimi inşa etmeye çalıştı.

Bunu yapan bir ülke, elbette bir çokları tarafından tehdit gibi algılanacak, sınırlanması, kontrol altına alınması istenecekti.

Öyle de oluyor. İşte bu yüzden, renkli devrimler Türkiye'de de denendi. Ama son derece etkisiz kaldı. Türkiye'nin direnci ve dinamizmi bir çok alanda oyunu kuranlardan daha güçlüydü. Bu güç sadece Türkiye'yi değil, etrafındaki ülkeleri ve sokakları da derinden etkiliyordu.

Gezi olayları böyle bir denemeydi. Bir Ukrayna senaryosu, bir Gürcistan senaryosuydu. Ama bilemediler ki Türkiye çok büyüktü ve bu toprakların ruhu buna izin vermeyecekti. Çünkü yüz yıllık uyku sonrası uyanış kitleler tarafından anlaşılmış, millet başını dik tutmanın ne demek olduğunu görmüştü.

CEMAAT ÜZERİNDEN REJİM DEĞİŞİKLİĞİ

Bu yüzden 2003 yılından bu yana bitmez tükenmez bir hırsla darbeler planladılar, Türkiye'ye kendini hatırlatan siyasal kadroları tasfiye etmek istediler. Darbeler başarılı olamayınca Gezi benzeri senaryolarla bölük pörçük muhalif grupları biraraya getirip deneme yaptılar.

Bu da başarılı olamayınca bugün çok daha esaslı bir proje uyguluyorlar. Geleneksel muhalefet gruplarını, Gezi ile öne çıkan yapıları bu sefer Cemaat'le destekleyip kapsamlı bir rejim değişikliği projesini servise sundular.

Türkiye tarihinde ilk kez bir cemaat rejim değişikliği projesi için sahneye sürülüyor. Toplumsal tabanı, muhafazakar söylemi kullanılarak Türkiye'ye diz çöktürmek isteniyor. Cemaat kimliği devre dışı bırakılıp, içerideki geleneksel darbeci siyasi ve sermaye gruplarıyla kutsal ittifak yaptırılıyor, istihbarat ve siyasi söylemi öne çıkarılıyor.

Bu bir proje ve Türkiye ortada nasıl bir proje olduğunu gördü. Oyun kurucuların kimlere nasıl roller dağıttığı farkedildi ve bu durum kamuoyu tarafından tanımlandı. Asıl mesele budur. Bu tanım yapıldıktan sonra söz konusu projenin başarı şansı olmayacaktır. Mahkum edilecek ve ittifak içindeki her yapı büyük yara alacak, hırpalanacaktır.

Fethullah Gülen grubunun bugün Türkiye'de nasıl algılandığını, bir yıl içinde bu algının nasıl trajik biçimde değiştiğini, güvenlik/istihbarat ağı gibi görüldüğünü, hızla dış güç haline geldiğini, yabancılaştığını ve tehdit ilan edildiğini bir düşünelim.

Aslında cemaatin bu yöndeki görevlendirilmesi yeni değilmiş. Kamuoyu farketmese de yıllardır bugünkü rol için hazırlıklar yapılıyormuş. İçeride devlet içinde kadrolaşma, dışarıda yabancı istihbarat bağlantıları oyun kurucular bu rolü yıllar önce kendilerine ihale etmiş.

TÜRKİYE'DEKİ STRATEJİK ETKİ OFİSİ NASIL ÇALIŞTI?

Irak işgali dönemlerinde George Bush yönetimi 'Stratejik Etki Ofisi' adı altında bir birim kurmuştu. Bu merkez, neocon ırkçıların istekleri, dünya tasavvurları doğrultusunda yalan haberler üretiyor, dezenformasyon yayıyor, işgali ve neocon istilasını haklı gösteriyor, kitleleri etkileyecek haberler servis ediyordu.

Çabuk farkedildi, ciddi biçimde tartışıydı ve amacına ulaşamadı.

Aynı Stratejik Etki Ofisi bizde de varmış. Yıllarca Türk medyası bu odak tarafından kullanılmış, yalan haberler üretilmiş, medyaya servis edilmiş, medya resmi kaynaklardan geldiği için bu haberlere itibar etmiş. Operasyonlara, devlet içindeki kadrolaşmaya paralel biçimde üretilen bu yalanlar yüzünden Türkiye toplumunun zihin sağlığı iğfal edilmiş.

Şimdi anlıyoruz ki, bütün bu çalışmalar bugünkü darbe girişimine hazırlık içinmiş. Bu odağın ürettiği yalanların bir ucunun Okyanus ötesinde başka 'etki ofisleri'ne bağlı olduğunu yeni anlıyoruz.

Yıllardır bugünkü rejim değişikliği için çalışmışlar. Türkiye tarzı devrim için kadrolar yetiştirip, sermaye biriktirip, istihbarat ağları kurup işaret verilecek zamanı beklemişler.

Bu işaret verilir verilmez de darbe için harekete geçmişler. 17 Aralık ve 25 Aralık başarılı olsaymış, şok edici saldırılarla hükümet düşürülecek, ülke ele geçirilecek, darbe tamamlanmış ve Türkiye diz çöktürülmüş olacaktı. Bütün coğrafyayı etkileyen o uyanış söylemi de böylece susturulacaktı. Nasılsa kamuoyu, o 'etki ofisi'nin yalanlarıyla böyle bir senaryoya hazır hale getirilmişti.

TÜRKİYE TARZI RENKLİ DEVRİM

Türkiye'nin renkli devrimini de böyle planlamışlar.

17 Aralık'tan bu yana kamuoyuna pompalanan yalanların, entrikaların, dezenformasyonun, ajitasyonun ve kirli kampanyanın sokaklarda bir yansıması yok. Millet oyunu gördü ve oyun kurucuları tanımlayıp mahkum etti.

Başarılsaydı bir Mısır senaryosuyla ya da Ukrayna benzeri kaosla karşı karşıya kalacaktık. Tayyip Erdoğan'ı Mursi'leştirip Türkiye'yi Mısır'a benzeterek coğrafyayı büyük bir umutsuzluğa gömeceklerdi.

Türkiye kendisine yapılan büyük bir ihanetle yüz yüze getirildi. Başkalarının eliyle, başkalarının arzuları doğrultusunda Türkiye'yi şekillendirmeye çalışanlar siyasi tarihe çok ağır ithamlarla not edilecek.

İslami referanslar gösterip yıllardır İslam'la savaşan çevrelerle omuz omuza bir yıkım mücadelesi verenlerin tarihe de bu millete de söyleyecekleri hiçbir cümlesi karşılık bulmayacak. Yalan ve entrikadan başka hiçbir sermaye kalmadı çünkü..

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 540
Bu Ay : 7245
Toplam : 7245

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom