Necmettin Evci

Necmettin Evci

necmevci@yahoo.com.tr

DURULMA, DAYANMA, DİRİLME, DİRENME GÜNÜNDEYİZ

DURULMA, DAYANMA, DİRİLME, DİRENME GÜNÜNDEYİZ

 

İçeride olanların künhüne vakıf olabilmek için, sebep ve sonuçlarıyla beraber dışarıdaki olaylara, dışarıda ne yapılmak istendiğini anlamak için de amaç ve bağlantılarıyla içerideki olaylara bakmak gerekir. Yani her ayrıntı, her önemsiz gözüken detayın programlanmış bütün içinde önemli yeri var. Bunları söylemekteki kastım, dostlarımızın dar açılar içinde ufuk tutulması yaşamamaları içindir. Cemaat – Ak Parti arasında oluşan gerilim hattının Oslo’da yapılmak istenenlerle, son zamanlarda Müslümanlara bela edilen IŞİD’le, Cenevre 2 görüşmeleriyle, ABD ile İsrail ile İran’la birebir ilişkisi var. Bir şey her şeyle, her şey bir şeyle ilgili, ilişkili.

 

Özetleyerek, ana çatkılarıyla bir çerçeve ortaya koyacağım:

Türkiye var olma kararlığı içinde bir savaş veriyor. Bu basit bir söz gibi anlaşılmamalıdır. Bu tespit o ölçüde önemlidir ki, Sayın Başbakan içinden geçtiğimiz süreci “İstiklâl Mücadelesi” olarak niteledi. Doğrudur. Eğer ortada bir istiklâl mücadelesi varsa, doğudan ülke ve millet varlığını tehdit edeen bir saldırı ile karşı karşıyayız demektir. Ben tam da böyle bir tehlike altında olduğumuzu düşünenlerdenim. O nedenle bu dönemlerde öncelikle korumamız gerekenleri iyi bilmeli, savunma hatlarımızı ona göre oluşturmalıyız.

 

Nelerimiz yok edilmek isteniyor, nelerimizi korumalıyız? Hangi şeylerimizi gözden çıkarabiliriz? Hangi bağlarımızdan, çıkarlarımızdan fedakârlık yapabiliriz? Bizi böyle bir savaşı kabule mecbur edenler, bizi bazı seçeneklerle baş başa bırakıyorlar. Onların yani Amerikalıların, İsrail ve İngilizler başta olmak üzere kimi şer odaklarının hesapları hiç olmazsa toplumsal ve siyasal hayatımıza bir kaosun yerleşeceğidir.

 

Yeni konumu, duruşu ve söylemi ile Türkiye, egemen güç odaklarının planlarını bozuyor. Buna bir ara eksen kayması dediler. Onların emir ve isteklerine tabi olsaydık eksenimiz kaymış olmayacaktı. Aklımızın, hayatımızın, hayallerimizin, yolumuzun, yürüyüşümüzün eksenini belirleme hakkını kendilerinde görecek kadar efendilik taslamaya alışmışlardı. Sonraları ‘Yeni Osmanlıcılık’ olarak tanımlandı. Sorun, 1 Mart tezkeresinin reddinde güçlü sinyal verildiği gibi Türkiye’nin sistem dışına çıkmasıyla başladı. Önceleri her denilene evet diyen Türkiye, yeni dünyanın değişen, değişmek zorunda olan dengeleri içinde kendi ağırlık merkezini, etki alanını oluşturmaya başlamıştı, başlıyordu. Zaten kendi yerimizde olmamız, güç merkezi olmamız için en hayati unsurdur. Türkiye kendi haline bırakılmayacak kadar önemli bir ülkeydi onlara göre. Bize göreyse Türkiye asıl onların inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemliydi. Balkanlardan Asya içlerine kadar geniş bir etkinlik alanında varlık gösteren bu ülke, şimdi Ortadoğu’da örnek ve öncü ülke olmakta Afrika’nın içlerine kadar yayılma istidadı göstermekteydi. Arap baharı ile tutuşan ateş, rüzgârını büyük ölçüde Türkiye’den alıyordu. Türkiye merkezli uyanan ve büyüyen bilinç, harekete geçip İsrail ve Siyonizmin de karşısına çıkmaya başlamıştı. Yani? Yani yüzyıldan fazla zamandır Ortadoğu’da kurulan hegemonik düzen çatırdamaya başlamıştı. Sistem işlemiyor, oyun bozuluyordu. Yeni dengeler, denklemler, düzlemler kuruluyordu. İnsanların, kitlelerin paradigması değişiyordu. İnsanlar artık korkak, ürkek değil, cesurdular ve kendilerine güveniyorlardı. Egemen güçler bütün bu karşı hamlelerin asıl merkezinin Türkiye olduğunu zaten biliyorlardı. Bu bakımdan bir an öne Türkiye’nin önü kesilmeli idi. Düne kadar görünürde kavgalı fotoğraflar verseler bile ABD ve Rusya, yükselen bu güç karşısında işbirliği yapmaya başladılar. Mısır, Suriye ve Irak politikalarının, küçük ayrıntılar dışında birbirlerine benzemelerini iyi analiz ediniz. Bu bölgelerin belini kırmak, ayağa kalkmasını ve Türkiye ile yakın temas içinde olmasını istemiyorlar. Bu, Amerika’nın olduğu kadar İsrail’in, Rusya’nın, İran’ın ortak çıkarları olan plandır. Türkiye’ye karşı amaç birliği içindedirler.

 

Her cepheden, her koldan, içeriden ve dışarıdan Türkiye sıkıştırılmak istenmektedir. Ama mücadele başlamıştı bir kez. Bu mücadele er geç olacaktı. Aslına bakarsanız, Türkiye derin gözlemleri ve istihbarat faaliyetleri sonrasında varılacak bu noktayı önceden sezdi. O nedenle açılım ile bir iç barış sağlamaya başladı. Açılımın başarılı olması hayati öneme sahiptir. Bünyemiz dışarıya karşı dayanıklı olmalıdır. Gezi olaylarını etkisiz kılarak bir sancıdan kurtulduk. Ancak Türkiye’nin derin, köklü bir toparlanış içinde olduğunu görenler bir an önce onu tekrar kendisiyle meşgul etmenin, mümkünse bu yöntemle perişan etmenin planlarını yaptılar. Yani Türkiye’nin burnu sürtülmeli idi. Öyle sürtülmeli, öyle tökezletilmeli idi ki, “Sen kendi ülkende bile devlet değilsin” denmeliydi bir anlamda. Şu küstahlığa, şu haddini bilmezliğe bakınız! İşte paralel devlete harekete geçme talimatı böylece verilmiş oldu.

 

Cemaat üzerinden ve cemaat imkânlarını kullanarak örgütlenen yapı, başta büyük, devasa yatırımları engellemek, lekelemek, Türkiye’nin ekonomik gelişmesini sekteye uğratmak için operasyon başlattı. Gerisi hikâye ve hedef şaşırtma. Sıradan, sokaktaki herhangi bir vatandaş bile bunun neredeyse acemice yapılmış bir kurgu olduğunu, asıl hedefin Başbakan ve Ak Parti iktidarı olduğunu bilir, biliyor. Bu yargı ve polis gücünü kullanarak yapılmak istenen bir darbeydi. Basına sızan kimi ifadelerden açıkça anlaşılıyor. Darbe girişimini başlatan ilk operasyonda bir savcının “Feriştahınız bile gelse, artık sizi kimse kurtaramaz” şeklindeki sevinç sözleri, sözde zaferlerini erken kutlama aymazlığından başkası değildi. Yine tutuklananlardan bir başkasına “Bütün bunları bize Başbakan yaptırdı de, seni serbest bırakalım” dedikleri de işin çirkin kurgusunu açıkça ortaya koyuyor. İşte şimdilerde bir ifade daha medyada yer almaya başladı: Savcılar polise birilerini tutup getirme talimatı veriyorlar. Mahiyetini ve isnat edilen suçun ne olduğunu soran polise “Sen tutup getir, sonradan suç buluruz” diyor. Doğru mu eğri mi bunlar hep ortaya çıkar. Ama açık bir şey var ki, hukuktan kaçırılan ve hukuk istismar edilerek bir operasyon yapılmak istenmiştir.

 

Operasyonun millet ve ülke varlığını hedef aldığı her şeyiyle ortadadır. Dünyanın üçüncü büyük havaalanını, Marmaray’ı, üçüncü boğaz köprüsünü, en uzun karayollarını, hızlı treni, kanal İstanbul projesini çökertmeyi ve Türkiye’yi yatırım güvenliği olmayan ülke konumuna getirmeyi amaçlayan bir operasyon veya darbe girişimi elbette gayri milli, gayri ahlâkidir ve IHH’ya dönük operasyonlar ve sonrasındaki gelişmelerle anlaşılmıştır ki, bu operasyon İsrail ve Siyonistlerle bağlantılı odakların işidir. Dershane tartışmalarının çıktığı ilk günlerde bir zaman yazarı ne yazmıştı? “Ak Parti ile aramızdaki sorunların asıl sebebi, İsrail’e karşı sürdürülen olumsuz politikalardır” Böylece bu söz de asıl anlamını buldu, buluyor. Kasıt açıktır. Yapılanlar açıktır.

 

Şimdi bazı dostlarımız ısrarla bunları görmezden geliyor, kabule yanaşmıyorlar. Doğrudur. Bir insan yıllardır doğru bildiği bir yoldan, yürüyüşten, doğru bildiği arkadaşlarından kolay kopamaz. Biz de zaten kimsenin davasından, dostundan kopmasını önermiyoruz. Böyle bir öneri kimsenin hakkı olamaz. Bakınız çok açık bir şey söylüyorum. Hepimiz insanız, hata yapar veya aldatılabiliriz. Bizim iyi niyetimiz maalesef kimi kötü niyetleri bile koruyacak kadar yüce. Bazen bu yüceliğin esiri, tutsağı oluyoruz. Kardeşler, gün ortaya çıkmıştır. Ülkemizi ve millet varlığımızı hedef alan hileler, hıyanetler, hainlikler, oyunlar ortaya çıkmıştır. Hatta birbirimize kardeşlik vazifemizi yapacağımız veya yapmamız gereken, hakkı ve sabrı tavsiye etmemiz gereken, safımızı, çizgimizi açıkça belli etmemiz gereken günlere erdirildiğimiz için Allah’a şükretmeliyiz. Bizim önerimiz hep birlikte yeni bir onarma, dirilme sürecine girmemizdir. Allah’a rucu ederek dirilmek ve direnmek bizi izzettle buluşturacaktır. Tüm dostlarımızla izzetli bir hayattır bize yakışacak olan.

 

Kimi beşeri zorunluluk ve işleyişten hareketle yapacağımız tercihlerin millet varlığımızda bir çözülme oluşturacağını sandılar. İdeolojik savaş ajanları çözülmenin oluşacak şartlarını içselleştirmek, onları kin ve öfkeye dönüştürerek içimize zehir gibi akıtmamız için olmadık kışkırtmaları yapıyorlar. Bizim üzerimizde kumpas planlarlarken yüce gönüllülüğümüzden, dost canlısı oluşumuzdan, vefa duygumuzdan daha da önemlisi İslâm’ın hayatımıza kazandırdığı erdemlerden, kardeşlikten, kardeşlik hukukundan habersiz olmaları sebebiyle fena halde yanılıyorlar. Yanılgıları kendileri adına hayal kırıklığına, hezimete dönüşecek. Çok yakında her birimizin en az ülkemiz kadar geniş olan kalbi, bayram yerine dönüşecek. Sevineceğiz, üzülecekler. Çünkü gün ortaya çıkacak. Aydınlık bir kez daha ağartacak yolumuzu, evlerimizi, gönüllerimizi. Evet, bir istiklâl mücadelesi veriyoruz. Devlet mi, cemaat mi? Bu nasıl soru, elbette devlet. Ülke mi, cemaat mi? Bundan daha saçma ne olabilir? Elbette ülkemiz. Ülke ve millet varlığımızı hedef alan hiçbir oluşum içinde olamayız. Milletimiz nehirleri su borusundan akıtmaya çalışacak kadar aptal ve ahmak değildir. Ve insanımız hangi meşrep ve meslekten olursa olsun o ana akışa katılacak kadar erdem ve feraset sahibidir. Yeri, zamanı geldiği kadar, Hz. Ömer’e (r) kılıcını çekip konuşan sahabe gibi, başkanlarımızı, hocalarımızı, imamlarımızı eleştirmeyi, daha da olmadı yolumuzu ayırmayı, onları kendi hataları, alet ve aracı oldukları menfur planlarıyla baş başa bırakmayı biliriz. Kimse bizleri saf, ‘enayi’ sanarak ülkemize dönük yıkıcı faaliyet içine girmesin. Pişman olurlar, pişman olacaklar.

 

Bir milli mücadele içindeyiz; ve gün Allah’ın ipine tutunarak, Kur’an’a ve Resulüne yeniden yönelerek bütünleşme, kendimizi hatalarımızla, kusurlarımızla yeniden gözden geçirme, birbirimizi uyarma, birbirimize destek olma, birbirimize dayanma, güvenme günüdür. Bir yenileniş, bir diriliş ve sonunda bir yüceliş günüdür. Şimdiden aziz milletimizin milli mücadelesi kutlu olsun. Bu günler arınma, durulma, barışma, anlama günleridir. Bu günler farkı ortaya çıkaran fark etme yani furkan günleridir. Bu günler dostu ortaya çıkaran, dosta götüren yani dostluk günleridir. Bu günler inanç, ihlas, samimiyet günleridir. İnsanın kıratı, kalibresi, kalitesi bu günlerde belli olur. Feraset, basiret, cesaret bu günlerde belli olur. Bir mücadele içinde bulduk kendimizi. Bizi kardeşlerimizle, bizi iyi niyetli, yüce gönüllü kardeşlerimizle kuşatmak, kıstırmak, vurmak istediler. Olmadı, olmuyor, olmayacak. Bizi birbirimize küstürmeyi, kırdırmayı amaçlayan tuzak, yapanların üzerine çökecek. Onlar tuzaklarında yok olacaklar. O kardeşlerimiz oynanan oyunu gördü. Bu durumlarda kararsız kalmak da vebal getirir. Bu günlerde hatır gönül için ortada kalan çukura düşer, yolunu şaşırır.

 

Türkiye başaracaktır. Daha güçlü kazanımlar elde ederek başaracaktır. Birbirimize müjdeler verelim. Esenlikler, iyilikler dileyelim.

Gâvurun müslümanı kurarak, kullanarak, kırdırarak kurduğu bu oyun da bozuluyor.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 284
Bu Ay : 14796
Toplam : 24054

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom