Abuzer Yalçın

Abuzer Yalçın

abuzer-yalcin

Dershanecilere iyilik yapılıyor

Dershaneler gündemi devam edeceğe benziyor. Taraflar kendi penceresinden farklı bakıyorlar.

Hükümet daha çok yapısal reformlar açısından bakıyor. Eğitime ayrılan devasa bütçeye, sınavla alınan en seçkin kadrolara rağmen yinede “dershaneler olmasa başarı olmaz” algısı rahatsızlık veriyor.

İmkânı olmayan birçok aile çok zorlanarak, ezilerek çocuklarını dershanelere göndermeye çalışıyor. Veliler “sen beni dershaneye gönderseydin ben üniversite okurdum, bugün sürünmezdim” sözünü bir gün çocuklarından duymamak için nice çilelere katlanıyorlar.

Dershaneler ise yerleşmiş yapılanmaları ile yatırılan nice paralarını iflas etmiş gibi bir sonuçla karşı karşıya kalacaklarını düşünüyorlar. Çalışanı ise işsiz kalma korkusu yaşıyor.

 Bence burada bir çıkış yolu bulunur. Mesela şu kadar yıl sigortalı çalışmış, stajerliği kalkmış vs en kolaylaştırıcı imkânlar sunularak çalışanın istihdamı sağlanabilir.  Ben çok iyi biliyorum ki dershane çalışanı birkaç dal hariç çoğu milli eğitim şartlarında ekonomik gelire sahip değiller. Eğer devlet kolaylaştırıcı bir teklifle gelirse, dershanelerde personel kalmaz bırakır giderler. Ben bu cümleleri bu sektörde on yıl çalışmış biri olarak söylüyorum. Kurum sahipleri açısından, fiziki şartları az-çok uygun olanlar özel okullara dönüştürülebilir veya modern özel okul açmak isteyenlere her türlü maddi destek veya avantajlar sunulabilir. Bunların hepsi olabilecek şeyler.

Dershanelerin tarihi görevi;

Bence bu konunun en önemli yönü, dershanelerin geçmişte üstlendiği görev ve taşıdığı manevi yönüdür.

Türkiye 1940 lardan sonra elit kadrolarını Anadolu’dan seçmedi. Bin sekiz yüzlerin sonlarında 100’ü aşkın yabacı okullarda yetişenlerin çocuklarından seçti, ya da bir şekilde batıya bağlılığını ispatlamış kişilerle kadrolarını oluşturdu. Türkiye’nin egemen anlayışı böyle istiyordu.

Anadolu’da yaşayan asli halkların çocuklarına yollar kapatılmıştı. Onların çocukları bir yerlere kadar izin verildiği kadarı ile gelebilirlerdi. Köy Enstitüleri tam da bu amaçla açıldılar. Anadolu’nun çocuklarını kültüründen kopararak, milli ve manevi değerleri köreltilmiş, batıya hayran ara eleman olacak kadrolar için açıldılar. Bu durum 12 Eylül darbesine kadar geldi. 12 Eylül darbesi ile yaşanan sarsıntı yeni sosyolojik gelişmelere neden oldu.

 Bu arada elitlerin çocukları öncelikle ülke meselelerine ilgi duymadılar. Mümtaz Soysal’ın sitemli sözleri ile sanata, baleye, eğlenceye ilgi duydular.  Bu seçkinci sınıf genelde ülke yönetimi, özelde ise kendi çıkarlarını koruyacak eleman sıkıntısı yaşadılar. Dünyada gelişen krizler, olumsuzluklar kendi kapasitelerinin yetersizliğini her gün daha zorluyordu.

Aylayacağımız eleman sıkıntısı yaşadılar. Türkiye’de fazla üniversite açılması istenmiyordu. Var olan üniversitelere kırsalın çocukları gitmesin diye eğitim sistemi her türlü hileler ile başarısızlaştırılıyordu. Başarılı öğretmen veya idareciler pasifleştiriliyorlardı. Ben bu tarihi dönemin şahitliğini yaşadım.

 İşte dershanecilik sektörü en temelde işsiz veya yukarıda bahsedilen idealist öğretmenlerin talepleri sonucu ortaya çıktı. Bir taraftan kıt kanat geçinecek bir gelir elde edilirken, diğer taraftan dershaneler arası başarı yarışında kırsalın zeki, inançlı çocukları ODTÜ, Boğaziçi, Ankara Siyasal gibi yönetici yetiştiren okullara yerleşerek ülke yönetimine talip olmaya aday oldular.

Turgut Özal, Anadolu’da yeni üniversitelerin yaygınlaşmasını sağlarken, Bülent Ecevit iktidarında ise önemli bir adım daha atıldı. Kamuya personel alımını merkezi sınavla (KPSS) başlatarak adeta bu süreci destekleyen tam bir devrim niteliği oldu. Devletin kapıları artık başarılı kadim halkların çocuklarına açılmıştı. Sonraki zamanlarlarda Turgut Özal ve Bülent Ecevit’i öldürmeye çalışmanın veya itibarsızlaştırmanın altında yatan sebeplerden biri de belki bu olmuştur.

Bu anlamda vakıf, cemaat gibi unsurlar belki en fazla fedakârlığı yaptılar. İnançlı, tarihine bağlı gençleri, seçkin üniversitelere taşıyarak bu günün değişimini yürüten kadroların yetişmesine katkı verdiler.

Değişime ayak uydurmak;

Tarih, olgular üzerine gerçekleşen değişime ayak uyduramamanın nasıl hezimetler ortaya çıkardığı örnekleri ile doludur.

Bugünkü Türkiye 1940-2000 yıllarının Türkiyesi değil. Son on yılda birçok yapısal değişiklikler yapıldı. Halk yönetime daha etkin katıldı. Ülkenin önünü tıkayan yapılar ciddi anlamda pasivize edildi. Devlet toplumun önünü tıkayan değil, açan unsur oldu. Bunu iyi okumak gerekir.

 Türkiye’de 2013 itibariyle 179 üniversite bulunuyor. Bunlardan 110’u devlet üniversitesi, 69'u vakıf üniversitesidir. Yenileri de yolda. Mevcutların kapasitesi her yıl dadada artırılmaktadır. Aylayacağımız on yıl sonra liselerde mezun olan herkes bir şekilde üniversiteye yerleşebilecek. Hatta belki öğrenci bulmakta zorluk çekebilecekler.

Diğer önemli bir gerçeklik ise, ortalama 2 çocuk yapma ile artan üniversitelere öğrenci bulunamayacaktır. Bugünkü nüfusumuz ile 2075 yılına kadar sadece 6 milyon artış olacağı TUİK verileri tahmin ediyor. 2023 yılında nüfusun yarısı 34 yaşın üzerinde olacağı varsayılıyor.

Bence birde böyle bakmak gerekir. Aslında Tayyip Erdoğan büyük bir iyilik yapıyor.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 22
Bu Ay : 22
Toplam : 22

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom