Ğıffari Türkmen

Ğıffari Türkmen

giffari-turkmen

EĞİTİM ÜZERİNE –I

EĞİTİM ÜZERİNE –I

 “Eğitim çocuğu insan haline getirme sanatıdır.” / ÇİÇERON

Okullar açıldı. Eski öğrencilerin büyük çoğunluğu istemedikleri okul hayatına geri döndüler. Okula yeni başlayan minikleri ise anne- babaları ellerinden tutarak okula götürdü. Bana göre okula yeni başlayan bir çocuk için en önemli olay o çocuğun hayatına başkalarının ciddi bir şekilde girmesidir.  Çocuğun, elinizi bırakıp okul bahçesinde sıraya koşması ile birlikte sadece eli elinizden kopmuyor, yüreğinizde de, beyninizde de bazı bağlar kopuyor. O güne kadar sadece sizin yönlendirmeye, gelişimine katkıda bulunmaya çalıştığınız biricik çocuğunuzu artık başka kişi ve kurumlar yönlendirmeye çalışacaktır. Kendilerinin belirlediği hedefler doğrultusunda yetişmesi için yıllarca büyük emekler verip, güçlü programlar uygulayacaklar. Kendilerinin belirlediği hedeflere yaklaştığı oranda başarılı, yaklaşamadığı oranda da başarısız sayılacaktır. Yakın çevrelerinden aldıkları etkileşim ile okula başlama heyecanı ve isteği bu miniklerde zirvededir. İnşallah bu kısa süreli olmaz. Fakat gördüğüm kadarı ile bu heyecan ve isteğin ömrü ancak birkaç ay olabiliyor. Okula yeni başlayan minikler bile birkaç ay sonra okula gitmek istemiyorlar. Okul sıralarında uzun süre oturup ders dinlemek, eve gelip ödev başına oturmak yerine dışarı çıkıp uzun süre oyun oynamak istiyorlar. Denebilir ki bu yaştaki çocuk doğruyu-yanlışı ayıramaz ki. Tabiki geleceği için oturup ders çalışmalıdır. Fakat bir insanın çocukluğunu, yetişkinliğine kurban etmek doğru mudur? Çocukluğunu yaşamayan birisinin yetişkinliği ne kadar sağlıklı olabilir?

“Eğitim melekeleri hep birlikte ve dengeli biçimde geliştirmektir.”/ STEIN

Bir çocuğun gelişmesi sadece zihni faaliyetlerine mi bağlıdır? Bir çocuğu serbest bırakıp birkaç gün izlerseniz onun ne tür faaliyetlere hangi oranda ihtiyaç duyduğu konusunda iyi veri toplarsınız. İlkokul yaşlarındaki bir çocuğun büyük oranda fiziksel faaliyetlere ihtiyacı vardır. Bu faaliyetler top oynamaktır, koşmaca oyunlarıdır, su oyunlarıdır, kaymaktır, yuvarlanmaktır, toprakla-çamurla oynamaktır, onlarla modeller yapmaktır, rol oynamaktır, bisiklet sürmektir,… bunlar gibi çokça oyun sıralayabilirsiniz, geliştirebilirsiniz. Çocuğa, tavuğun-kedinin kaç ayağı olduğunu, inekten sütü nasıl aldığımızı, bu hayvanların ne ile ve nasıl beslendiğini resim ile veya yazı ile öğretmek yerine canlı olarak öğretmek en uygun öğretme yöntemi olacaktır.  Tabi ki bütün genişliğine rağmen hayatımızı daracık şehirler alanlarına sıkıştırırsak bu alanda bizim dışımızda hiçbir canlıya yer kalmaz. Çocuğun bu eğilimi, şiddeti biraz azalsa da ortaokulda da önemli bir yoğunlukta devam eder. Çocuk bu faaliyetlerle fizyolojik gelişimini tamamlar. Aslında bu faaliyetler bu yaşlardaki çocuğun zihinsel gelişimini de tamamlar. Çocukların vücutları çok hızlı enerji üretirler. Çocuğun bu enerjiyi zihinsel faaliyetlerle birlikte daha çok fiziksel faaliyetlerle harcamasına ihtiyacı vardır. Bunun aksine bir program çocuğun tabiatına ters olacaktır. Çocuğun fizyolojik gelişimini engelleyici olacaktır, hastalıklı bir kişilik oluşturacaktır. Fiziksel faaliyetlerde başarılı olan çocukların kendilerine özgüvenleri daha fazladır. 50 yaşlarında ki bir kişiyi yoğun fiziksel aktivitelere zorlamanız ne kadar kişinin tabiatına ters bir durum ise bir çocuğu, ihtiyacı olan bu faaliyetlerden alıkoymanız da aynı şekilde çocuğun tabiatına terstir. Resulullah (a.s.), torunları sırtına çıkıp oynayınca ibadetini uzatmıştır. Bu olaya çocukların oyunlarını kesmemek gözü ile de bakılması gerekmez mi?

“Eğitim tabiata göre insan yetiştirmektir.”/J. J. ROUSEAU

Eskiye özenmeyi pek sevmem. Çünkü eskiye özenmek kişinin artık özenilecek yeni şeyleri yapamayacağının da işaretini beraberinde taşır. Fakat eskide okulların büyük ekseriyeti kırsal kesimlerde, tabii hayat ile iç içeydi. Okuldan çıkan çocuk toprakla, su ile, kar ile, bitki ile hayvanlar ile doyasıya buluşurdu, beraberce yaşardı. Bu eğitim düzeni, çocuğun günün 4-5 saatini okulda zihinsel faaliyetlerle,  geri kalan kısmını ise tabiatla bütünleşerek geçirmesini sağlardı.  Tabiatın bir parçası olan insan doğal olarak tabiattan kopmamalıdır. Unutmamalıyız ki Allah (c.c.) bizi topraktan yarattı ve insan olunca üzerimizi bitki ile örttük.

Günümüzde şehir hayatı büyükleri de çocukları da tabiattan uzaklaştırıyor. Okullar da çocukları tabii hayat ile buluşturmuyor. Çocuk günün zaman olarak daha fazla kısmını okulda sıralarda oturarak zihinsel faaliyetlerle ( matematik, dil, fen, sosyal gibi derslerle) geçirmektedir. Şehirdeki evler ve ev çevreleri, okludaki programlar ve okul çevresi çocuğun fiziksel faaliyetlerini oldukça kısıtlamaktadır. Okullarda iklime göre oyun alanlarından, öğrencilerin gezip oynayacağı, hayvanlarla tanışacağı bahçe ortamından, yüzme ortamından, yeterli olacak top oynama sahalarından, kum havuzlarından,… bahsetmek maalesef komik kalıyor. Bırakın bunları, artık ilkokuldaki minikler bile ileride iyi bir kapital üretim makinesi olarak yetişmek için yarışa sokulmuş durumdalar maalesef.

Başarı zihinsel gelişime endekslenmiş durumda. İlkokulda bile öğretmenler öğrencilerin başarılarını sadece test sorularının doğru cevabını işaretlemeleri ile ölçmektedir. Oysaki eğitimde hedef sadece test sorularının doğru cevabını işaretlemek olmamalıdır. Çocuğun kendisinin bir ürün, bir çözüm, bir yorum ortaya koyması ihmal edilmemelidir. Ama bu şekilde sınav sisteminin olduğu eğitim sistemlerinde öğretmen de veli de öğrencinin sadece sınav yarışında öne geçmesini hedeflemektedir. Eğitimin de hedefi bu düzeyde kalmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı son değişiklikle cumhuriyet tarihinin en çok sayıda sınav yapılan sistemi getirdi. Liseye geçmek 36 tane sınav ile belirlenecek. Biz liselerin -belki birkaç tanesi hariç- kalite olarak ortak bir düzeyde olmasını istiyorduk. Böylece liseye girişte sınavlara pek gerek kalmayacaktı. Öğrenciler adrese dayalı olarak liselere kayıt yaptıracaktı. Velilerin cebinden gereksiz yere dersanelere ve servis araçlarına binlerce TL çıkmayacaktı. En azından ilk ve ortaokul, veli için paralı olmaktan çıkacaktı. Oysa artan sınavlar durumu bu açıdan tam tersine çevirecek, ilk ve ortaokul velilere ekonomik olarak daha pahalıya mal olacak. Öğrencilerse daha çok test sorusu çözebilmek için fizyolojik gelişimlerini ciddi olarak aksatıp sırtlarındaki ağır çantalar altında kambur kambur dersane yolunu tepecekler. Hedef verimlilik değil diğerlerinin önüne geçmektir. Kaldı ki liseler yüksek öğretim kurumları değil, orta öğrettim kurumlarıdır. Neden liselere giriş 36 sınav ile bu kadar sık örülecek. Yoksa liseler yüksek ihtisas alanları mı oldu?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 15
Bugün : 629
Bu Ay : 812
Toplam : 812

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom