Samet Pelen

Samet Pelen

sametpelen@hotmail.com

TARİH TEKERRÜR EDECEKTİR

TARİH TEKERRÜR EDECEKTİR

Tarih boyunca Firavunlar Musalara karşı değişmez birtakım davranışlar içerisinde olmuşlardır. Dünkü Firavun ne ise bugünkü Firavun da odur yarın da aynı olacaktır.

Tarihi süreç içerisinde “Firavun” ismi tüm tiranların, diktatörlerin, sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin ortak adı olmuşken Musa; zulüm saraylarına dalıp zalimlerle hesaplaşanların, onların düzenlerine baş kaldırıp, hile ve desiselerini ifşa edenlerin sembolik ismi olmuştur

İnsanın tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar iki hukuk mevcudiyetini hep korumuştur. Bunlardan birincisi ilahi hukuk diğeri ise beşeri hukuktur. İlahi hukuk; Allahın insanları yarattıktan sonra onları başıboş bırakmayıp kullarından dilediğine gerek vasıtalı (Cebrail) gerek vasıtasız bir şekilde vahyetmesi sonucu oluşmuştur. Beşeri hukuk ise şeytanın ilahi hukuka tabi olanlarla mücadele etmeleri için dostlarına vahyetmesi sonucu oluşmuştur. Yeryüzünde yapılan tüm mücadelelerin temelinde bu iki hukukun hesaplaşması vardır.(hak-batıl, iyi-kötü, aydınlık ve karanlık v.s)

Musalar ilahi iradeyi ve adaleti yeryüzüne hâkim kılmaya çalışırken, Firavunlar kendi heva ve heveslerini, arka planda ise bağlı oldukları fikir babalarının(şeytanın) iradesini topluma hakim kılmaya çalışmışlardır.

Kuranı kerimde “İman edenler Allahın yolunda, inkâr edenler ise Tağut’un yolunda savaşırlar”(Nisa 76) buyurarak bu gerçeğe dikkat çekmektedir.

Bu mücadelede bazen ilahi hukuk taraftarları ,bazense beşeri hukuk (Müslümanların zaafları sonucu) galip gelmektedir.(Ali İmran 140)

Musalar iktidarı ele geçirdiklerinde yeryüzünde adaleti tesis etmeyi, iyiliği emredip kötülükten alıkoymayı şiar edinmiş insanların can, mal, nesil, akıl emniyetlerini sağlamışlardır. Yeryüzünde imar faaliyetlerinde bulunarak orayı yaşanılabilir hale getirmeye gayret sarf etmişlerdir.(Hac/41)

Firavunlar ise iktidarı ele geçirdiklerinde nesli ve kültürü yok etmişler, ele geçirdikleri şehri yakıp yıkmışlar, oranın şerefli ahalisini zelil kılmışlardır. Terör estirerek can, gasp ederek mal, fuhşu ve hayâsızlığı yaygınlaştırarak nesil ve kendi çizmiş oldukları kalıpların dışına çıkmayı yasaklayarak akıl emniyetini yok etmişlerdir. Bazen halk üzerinde öyle ceberut sistem kurmuşlar ki kendi dışında düşünen ve inanan insanları gözlerini kırpmadan yok etmişlerdir. (Bakara/205)

Ashabu’l-uhdud hadisesi bunun örneklerinden sadece bir tanedir. Bu olayda kral din değiştiren halkına tahammül edememiş şehrin etrafında hendekler kazıp bu hendeklerde ateş yaktırmış ve kendi düşüncesine ters düşen herkesi ateşlerde diri diri yakmıştır (bugün Arakan’da Müslümanların diri diri yakılması gibi). Benzeri olayı, büyücüler Hz. Musa’nın getirdiklerine iman edince firavunda görüyoruz. halkına “ben size izin vermeden mi inandınız..şimdi ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseyim de görün …diyerek kendisini vicdanların üzerinde otorite görmüştür. Ama inanan insanlar zararı yok nasıl olsa biz rabbimize döneceğiz diyerek tarihin şerefli sayfaları arasında yerlerini almışlardır.

 Firavun ’un Kızıldeniz’de ölümle yüz yüze gelip Musa’nın ve Harun’un rabbini kabul etmesi ve o muhteşem gücün karşısında diz çökmesi ve akabinde ölümün kendisini alıp götürmesi ve mustazafların yeryüzüne varis olması üzerinde düşünülmesi gereken noktalardan biridir.

Her firavunun karşısında mutlaka bir Musa hep olagelmiştir. Bugün Firavun’u Sisi olarak ete kemiğe bürünmüş olarak, Musa’yı ise Mursi olarak görmekteyiz. Zulmün olduğu yerde halkların arasından öncüler ortaya çıkmış zalim yöneticilere Cehennemvari bir hayat yaşatmışlardır. Bu başkaldırılar sadece inançlı toplumlara has bir şey değildir. İnançsız veya inançları tahrif edilmiş toplumların zalim yöneticilere karşı vermiş oldukları mücadeleye de tarih şahit olmuştur.

1789 Fransız ihtilali bunun en çarpıcı örneğidir. Fransa kralları, halkın bilinçlenmesine engel olarak onları küçümseyerek, alaya alarak saltanatlarını sürdüreceklerini zannetmişler oysa halk onlara ve onlar gibi olanlara öyle bir ders vermiştir ki, halktan özür dilemelerine rağmen ne canlarını nede saltanatlarını kurtarabilmiştir.

Bir devlet kısa bir süre içinde olsa beşeri hukukla yönetilebilir Lakin zulümle yönetilemez. Yakın tarihte bunun birçok örneğine insanlık şahit olmuştur. 1979 İran devrimi hafızalardaki tazeliğini korumaya devam ediyor. Şah halka rağmen, halkı yönetmek istemiş, ülkenin tüm kaynaklarını batıya peşkeş çekmiş, kurmuş olduğu terör örgütleriyle muhaliflerini öldürmüş ya da memleketten sürmüştür. Tüm uyarılara rağmen şah emperyalist güçlerin maşalığını yapmaya devam etmiş ve gelişen süreç içerisinde, kılıç kan akıtır, kan ise zulmü temizler düşüncesiyle halk kıyam etmiş ve şah ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

Aynı yıllarda dünyanın süper gücü olan Rusya Afganlı mücahitler karşısında tutunamamış ve Afganistan’ı terk etmişti.

Günümüzde de küfür cephesinde değişen bir şey yok. Arakan’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’da, Mısır’da ve dünyanın dört bir tarafında müstekbirler tarafından Müslümanlara zulüm ediliyor…

Toplumlarında yöneticilik vasıflarını yitirip saltanatlarını kaybetmek istemeyen yöneticiler halklarının özgürlükleriyle oyun oynamasınlar!...

Halklarını sömürüp onlarla alay edenler, onların kutsalını hiçe sayarak zulmedenler bilmelidirler ki;   tarih tekerrür edecek zulüm sarayları yerle bir olacaktır, akıttığınız kanlar Kızıldeniz’e dönüşüp sizi boğacak ve  son pişmanlık fayda vermeyecektir…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 504
Bu Ay : 7209
Toplam : 7209

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom