Samet Pelen

Samet Pelen

sametpelen@hotmail.com

“BİZLER DAVETÇİYİZ, KADI DEĞİL”

“BİZLER DAVETÇİYİZ, KADI DEĞİL”

Üstad Seyyid Kutup tekfir hastalığına yakalanmış kardeşlerine şöyle demişti: “Bizler davetçiyiz, kadı değil”

Tekfir hastalığı nedir ve ne zaman ortaya çıkmıştır?

Tekfir; Müslüman olarak bilinen bir kimsenin Tevhid akidesine aykırı inanç, söz ve fiillerinden dolayı küfrüne hükmedilmesi demektir. Yani o kimseye “kâfir” demektir. Tekfirin şartları oluşup, engelleri tamamen ortadan kalktığı bir durumda küfür hükmünü vermek zaruridir. Allah’ın dinine göre kâfire “kâfir”, Müslümana da “Müslüman” demek farzdır. Kâfir’e “kâfir” demek hakaret değil, bir durum tespitidir.

Tekfirciliğin ortaya çıkışı,  Hz.Ali dönemine kadar dayanır. Bu fitneyi ümmetin başına Hariciler bela ettiler. Hz.Ali ile Muâviye arasında gerçekleşen Sıffîn Savaşı’nda daha fazla Müslüman kanı akıtılmaması için iki taraf hakem seçip aralarında ortak bir anlaşmaya varmaya karar verdiler (H. 37). Hz.Ali’nin hakemi Ebû Musa el-Eş’ari, Muâviye’nin hakemi ise Amr b. El-Ass idi. Ancak Hariciler “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm:57, Yûsuf:40, 67) diyerek hakemin hükmünü isteyenleri tekfir ettiler. Görünüşte Kur’an’a uyuyorlar gibi gözüken Haricilerin asıl amaçları fitne ,fesat çıkarmaktı.


Görülüyor ki, hileyle sonuçlanan bu olaydan sonra; Hz. Ali’yi hakeme gitmeye zorlayan bir grup, onu hakeme başvurduğu için büyük günah işlemekle itham edip, küfre girdiğini ve tevbe etmesi gerektiğini söylediler. Hz.Ali’nin dinden çıktığını düşünen bu bid’atçı hareket, bedevilerin de katılımıyla güçlendi ve Nehrevan Savaşı’na yol açtı. Bu savaşta Hariciler, tarih sahnesine çıkmış ve İslam tarihinde ilk ayrılıklar baş göstermiştir. Ümmet; Sünnî, Şiî ve Harici olmak üzere üçe bölünmüştür

Buna rağmen,  Hz. Ali ve diğer sahabeler haricileri tekfir etmemiş, arkalarında namaz kılmışlardır.

Hakim b. Cabir’den şöyle rivayet edilir:

Ali'ye soruldu:

“Onlar müşrik mi idiler?”

Hz. Ali: “Onlar şirkten kaçtılar.”

“Peki, Münafık mı idiler?”

Hz. Ali: “Münafıklar Allah’ı çok az zikrederler.”

“Peki, o zaman ne idiler?”

Hz. Ali: “Bizimle harp eden bir gurup. Biz de onlarla harp ettik. Bize karşı savaştılar, biz de savaştık.” diye cevap vermiştir.

Maalesef bu son günlerde, ilimden ve irfandan yoksun hızlı mücahitler! Yoğun bir şekilde bu hastalığa duçar olmuş bir haldeler...

Kendi mezhebine, imamına uymayan görüşleri ve görüş sahiplerini "kâfirlikle" suçlama cüretkârlığını gösteren öyle insanlar türedi ki ortalıktan bu tür insandan geçilmiyor. Sözüm özellikle de sanal ortamda, klavye mücahitlerinedir… İslam’a yıllarca hizmet etmiş, bedel ödemiş, ümmetin yıldızlarına acımasızca hakaret eden bu güruhu Allah’a havale ediyorum. 

Zira ‘tekfir hastalığı’na yakalanan bu Müslümanlar için öncelik İslam’ın birliği ve güçlenmesinden ziyade, cemaatinin düşüncesi ve diğer Müslümanlarla yaptığı münazaralarda haklı çıkma sevdası hep ön plana çıkmaktadır. Hâlbuki yüce Allah bize şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a (c.c) ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin. Yoksa çözülüp yılgınlaşırsınız da gücünüz gider. Sabredin şüphesiz Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46) Ve “hepiniz Allah’ın (c.c) ipine sımsıkı sarılınız ve bir birinizden ayrılmayınız.” Ve “Allah’ü (c.c) teala kalplerinizi birleştirdi de onun nimeti sebebiyle kardeş oluverdiniz.” (Ali İmran 103)

Allah (c.c) müminlerin birbirlerine, şefkat ve merhametle yaklaşmalarını emretmişken, bölük pörçük olmalarını men etmişken, sırf cemiyetçilik taassubu ve dünyevi arzulardan ötürü içinde yer aldığımız fırkanın mensuplarını dost bilip diğerlerini ötekileştirip düşman ilan edip tekfir etme basitliğine düşmek gaflettir, dalalettir.

Bu hususta Rabbimiz Allah (c.c);  “Ey iman edenler! Allah’u (c.c) teala’nın yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın dinleyin ve size selam veren kimseye, dünya hayatının fani metaını arayarak sen mü’min değilsin demeyiniz.” (Nisa 94) buyurmaktadır. 

Kurtubi Tefsirinde (7/6128);  “Bir kâfir imanı küfre tercih etmediği müddetçe nasıl ki mü’min olamazsa, mü’minde küfrü kast etmediği ve küfrü tercih etmediği müddetçe , kâfir olmaz.”  diyor…

Çünkü bu hastalık vahdeti parçalıyor, Müslümanları birbirine düşürüyor, usulüne göre tenkit ve düzeltme kapısını da kapatıyor. Oysaki yorum ve ictihad farklılıkları, bizlerin aynı safta olmasını engellememelidir. Bu nedenle tekfir hastalığı yüzyıllardır İslâm toplumlarının birleşmelerinin önünde ki en büyük engel ve fısk-fücur olarak durmaktadır.

Ebû Zer’den Rasûlullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kim bir kimseyi ‘kâfir’ diye çağırırsa veya ‘Allah düşmanı’ derse; bu şahıs dediği gibi değilse, sözü kendi aleyhine döner.”

İbn Ömer de Resûlullah’ın şöyle buyurduğu rivayet eder: 

“Bir kimse kardeşine ‘Ey Kâfir’ derse; bu sözle ikisinden biri küfre döner. Eğer dediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner.”

Hem kimsenin elinde imanometre yok ki, şu iman etmiş, şu iman etmemiş diyebilsinler… Kimin iman edip etmediği ancak kıyamet günü Rabbimizin bize bildirmesiyle öğrenilir. Bizler iman etmekle, şirk koşmamakla ve küfürden sakınmakla mükellefiz; bu konularda kusurlu olanları bilmemekten mesul değiliz!

Son olarak , şiarımız şu olmalıdır: "ittifak ettiğimiz konularda kardeşlerimizle yardımlaşma içerisinde olmalı; ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görmeliyiz"

sametpelen@hotmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 1
Bugün : 1
Bu Ay : 1
Toplam : 1

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom