Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

DİGİTAL EGEMENLİK DÜŞTÜ

DİGİTAL EGEMENLİK DÜŞTÜ

Süper güç denilenlerin düşleri dünyayı malum sonuna hazırlıyor. Kahir ekseriyet kendi özellerindeki düşlerle mutlu olmanın yollarını ararken, bu efendilerin sorunu “her şeye” egemen olmak… Barış istemiyorlar, savaşla güçlerini pekiştirdiklerini düşlüyorlar. Bu düşün sonunda, kendilerine göre, dijital ortamda, bir kaç düğme ile sorunsuz olarak yönetilen ve yönlendirilen bir dünya olacak.

Bir şeylerin değiştiği kesin. Sınırlar, sınır tanımayan “iblisçe iştah” sahipleri tarafından zorlanıyor. Akan insan kanı, bana göre bir bedduaya dönüşüyor. Bu bütün insanlığı kuşatan bir “beddua” olacak. Şehirlerin yok edileceği, haritadan silineceği, hayat belirtilerinin kaybolacağı yarınlara doğru bir süreci haber veren bir beddua bu. Hayır, yeni bir kıyamet senaryosu değil bu. Ancak bir dünya egemenliği tutkusuna kurban verilen insanlığın çaresizliği ve yerel sınırlar dâhilinde, karanlık mahfillerin projelerinin gerçekleşmesi adına oynanan, inancı hiçe sayan oyunların neden olduğu belirsizliği iyi tefekkür etmek gerekir. Her ikisi de hayatı, canlılığı yok etmeye ve bir bağnaz egemenliği getirmeye yönelik. Ve her ikisi de yaratıcının hayata müdahalesini istemeyen bir inatla sürdürüyor programını. Farklı kanallardan besleniyor olabilirler; ancak her iki programın amacı da “İbrahim’i” yeniden ateşe atmak. İnancı yok etmek. Zira inancı yok ederlerse, kendilerinin programladığı bir hayat başlayacak. Oysa bütünüyle inancın yok edilmesi mümkün değil veya inancın olmadığı bir dünyada hayat yaratıcının emrinden çıkmış olur. Hayatın, yeryüzünün, bütün arzın ve arşın sahibi olan Allah kendi mülkünü bu “inançsız dijital uygarlığın” hegemonyasına bırakır mı? Elbette hayır. Ve dünyanın bütün hayat ve canlılık veren özelliği yok olur. Bütün insanların bir anda nefessiz kalmasını anlatan kıyamet sahnesinin verdiği haber gerçekleşmiş olur.

Hayat belirtilerinin yok olduğu bir dünyada “dijital uygarlık” ne işe yarayacak peki…

Her şeyden önce, hiçbir beşeri gücün ilelebet egemenlik kuramayacağını, insanlar gibi devletlerin, imparatorlukların da bir ömrünün olduğunu unutmamak gerekir. Düş kuranların bu gerçeği unutmaları “sünnetullahı” değiştirmez. Bu arada,  ne olacak şu dünyanın hali, sorusu ile yatıp kalktığımız ve kendimizce çözüm yolları aradığımız her gün için kendimize yöneltmemiz gereken soruları da unutmamamız gerekir. Zira bu soruları düşünerek aksatılan ibadetler olabiliyor. Birilerinin hesabını bozmaya çalışırken, bu dünyada kalıcı imiş gibi hareket eden insan, farkında olmadan “başkasının değil, ne pahasına olursa olsun, benim yönettiğim dünya” oyununun içinde eriyip gider. Egemenlik düşünde kendi tahtımızı düşlerken, hesap saatinde “gölgesiz” kalabiliriz. Bu söylediklerimin, hakkın ayakta tutulması, adaletin tesis edilmesi için ortaya konacak “normal mücadele” anlayışı ile ilgisi yok. Zira mücadelenin bittiği ve hayat alanının bütünüyle “insanlık düşmanlarına” bırakıldığı dünya insandan şikâyetçi olacaktır. Söylediğim şu: Dünyayı önemsenecek tek alan haline getirecek duruşa sapmamak gerekir.

Yalnızca dünyaya dair mücadelede iğrenç tezgâhlar ve yöntemler vardır. Karşımızda her türlü iğrençliği tasarlayanların bizden bekledikleri onlar gibi iğrenç yöntemlere başvurmamızdır. Bunu başarırlarsa kazanacaklar. “Düşmanı” kendi tasarladığınız mücadele biçimine çekerseniz mat edersiniz. Dün veya bugün tezgâh aynı tezgâh… Mesela, ekonomik olarak güçlenmek gerek tezine sarılalım. Bu doğru çünkü her nevi “meşru güç” insanlık davasına hizmet edecektir. Hatta “bana yardım edici bir güç ver” (sultanan-nasira) ifadesinde dile getirilen de bu meşru güce sahip olma arzusudur, demek yanlış olmaz sanırım. Ancak, biraz önce ifade ettiğimiz ekonomik güce faiz sarmalıyla ulaşmaya çalışmak, meşru olmayan bir yola sapmaktır. Ve bu meşru olmayan yolla elde edilen “mal” doğruyu beslemeyecektir. Ekonomik güce ulaşma düşü kâbusla neticelenecektir. Hakk olana hakk ölçüyle ulaşılır. Batıl ölçüye çekmek isteyenlerin oyunlarına gelindiği an, elde edilen güç dünyayı yüceltmekten başka işe yaramayacaktır. Veya bir takım yerlere gelmek gerekir ki elimiz uzasın diyenler olur. Bu şekilde bir güç elde etme düşü kurulur. Kurulan düş bireysel bir korunma alanı oluşturmak içindir, ancak insanlığa faydalı olma şeklinde dile getirilir. Söz ve fiil çelişir. Niyet neyse gerçekleşen o olur. Elini taşın altına sokacak olanların sayısı azaldıkça azalır. Güce ulaşma düşü farklı meyveler verir.

İslâm, gücün meşru olmayan yollardan elde edilmesini onaylamaz.

Gelelim hayat belirtilerinin yok olduğu dijital egemenliğin pekiştiği dünya düşüne… Teknoloji geliştirmek, insan hayatını kolaylaştırmak ile “dünya sahipliğini” ki buna “rabbleşmek düşü” demek yanlış olmaz sanırım, birbirine karıştırmamak gerekir. Kaldı ki, teknolojiyi bir nimet anlayışı ile değerlendirmek dururken, bundan sapmak ve nimeti yalnızca “bazıları arasında dönüp dolaşan meta” haline getirmek de dünyayı gittikçe daralan bir çıkmaza sürüklüyor. Mesela, teknolojik olarak gelişmiş ülkelerdeki yüzde 20’lik nüfus, dünya nimetlerinin yüzde 86’sını tüketiyor. Dünya nüfusunun 2 milyarı henüz hayatında elektrikle tanışmış değil. Dünya nüfusunun bir kısmı günlük 1 dolar ile geçinmeye çalışıyor. Yani nimetler “azınlığın” taksim pazarında eritiliyor. İşte böyle bir dünyada internet yaygınlaşıyor, bilgisayar üzerinden binlerce kilometre ötedeki araçlar yönlendiriliyor. Bu dijital kontrol giderek, dünya rabbliği düşüne dönüşüyor. İnsanların önemli bir kısmının her gün açlıktan öldüğü bir dünyada, İslâm bu dijital rabblik gücüne onay vermez. Zira komşusu aç iken tok yatan bizden değildir, ilkesi her müslümanı bağlar.

Güç adaleti tesis ve zulmü engellemek içindir. Bunu sağlamayacaksa güç kimin elinde olursa olsun batıl olur. Gücü düşleyenlerin bu gerçeği unutmaması gerekir.

Her dönemde oynanan bazı oyunlar, müslümanlara yönelik olarak yeniden oynanarak, gücü tanrılaştırma sürecine, kendini müslüman olarak tanımlayanların da girmesi hedefleniyor. Meşruluğuna bakmadan her yol denenmeli ve güç elde edilerek, oyunlar önlenmeli gibi bir sonuca doğru yönlendiriliyor insanlar. Bu bir tarafa dikkat edilmesi gereken ilk nokta kültür ve inanç noktasıdır. Zira bütün yollar denendi ve istenen yozlaşma hâsıl olmadı. Şimdi doğrudan dine saldırı devreye sokulacak. Büyük Ortadoğu Projesinin başarıya ulaşması ancak inanç ve kültür yozlaşması ile mümkün. Bu projenin önündeki engel ise İslâm… Batıl olan güçler, dün Hz. İsa’nın öğrettiklerini nasıl sulandırıp kendi kontrollerine aldılarsa aynı şeyi İslâm üzerinde deneyecekler. Zira İslâm’ı Protestanlaştırabilirlerse önleri açılacak. Yani mücadele gittikçe daha bir kızışacak. Ve bu süreç, öncelikle Amerika’nın sonunu hazırlayacak. Daha sonra giderek yeryüzündeki hayat iksirini, su ve havayı, canlı hayat için gereken her şeyi yok edecek. İnsanın kârı son gün gelene kadar işleri düzeltmek, hakkı üstün tutmak, adaleti sağlamak amacıyla verdiği mücadele olacaktır.

NOT: Bu yazı 2007 yılında yazılan bir yazıdır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 286
Bu Ay : 17947
Toplam : 27205

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom