Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

FİRAVUN’UN KARŞISINDA OLAMAK YETMEZ

FİRAVUN’UN KARŞISINDA OLAMAK YETMEZ

Suriye’de iki yılı aşkın süredir bir insanlık dramı yaşanıyor. Resmi rakamlara göre bu ülkede bugüne kadar 100 binin üzerinde insan katledildi. Suriye’de insanlar kitleler halinde katledilirken, başta demokrasi havarisi kesilen batı dünyası olmak üzere, bütün dünya daha önce Ruanda’da ve Bosna’da takındıkları tavrı devam ettiriyor. Dünyanın egemen güçleri katliama sağır kesilmiş, adeta bir soykırıma dönüşen savaşı yalnızca seyretmekle yetiniyorlar.

Tıpkı câhiliye dönemi Araplarının helvadan put yapıp acıktıklarında yedikleri gibi, Batılılar da Müslüman halklar söz konusu olunca demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi çoğunlukla kendi ürettikleri bütün değer yargılarından bir çırpıda vazgeçebiliyorlar.

Batılıların bu ikiyüzlü tavrını 2006 yılında Filistin’deki seçimlerde, 31 Mayıs’ta başlayan Gezi olaylarında, son olarak da Mısır darbesinde bariz bir biçimde gördük. 2006 seçimlerinde Filistin’de Hamas iktidar olunca batılılar bir çırpıda demokrasiden vazgeçti. Ne pahasına olursa olsun İslamcı partiler iktidar olmasın, demokratik meşruiyet kazanmasın ve başarılı olamasın diye Mısır’da Mursî iktidarını henüz birinci yılda alaşağı ettiler.

Mısır’da alenen yapılan darbeye bir türlü “darbe” diyemeyen Batılı demokratlar, hem evrensel olarak lanse ettikleri kendi ilkeleriyle çeliştiler hem de 25 Ocak 2011 Mısır devriminin kazanımlarının sıfırlanmasına neden olan bir sürece açıkça destek verdiler.

Batı medyasının birçoğu, Mısır’da güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açmasını sadece “çatışma” şeklinde duyurdu. Hatta bunlardan bazıları orduyu ölümlerden sorumlu bile tutmayarak, yaşananlara yalnızca “çatışma” demeyi tercih etti.

Söz gelimi İngiliz BBC televizyonu konuya dair haberinde “yüzsüzlüğün bu kadarı!” dedirtecek biçimde, Mursî taraftarlarının düzenlediği protesto gösterilerinde çıkan çatışmalarda 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Gezi Parkı olaylarında 8 saat canlı yayın yaparak izleyicilerine Türkiye’de bir iç savaş varmış gibi yansıtan CNN International ise Mısır’daki kanlı müdahaleyi “Onlarca kişi öldü, Mursî’nin hapse mahkum edilmesinin ardından ülkede siyasi bölünmeler derinleşti” yorumuna yer verdi.

New York Times Gazetesi internet sayfasından yayınladığı haberde Mısır’da silahlı sivillerin ve polislerin askeri yönetime karşı olan protestoculara ateş açtığını, olay üzerine çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini duyurdu.

İngiliz The Guardian Gazetesi ise Mısır'daki ölümleri “Kahire'deki silahlı çatışmalarda çok sayıda Mursî taraftarı öldürüldü” başlığıyla okuyucularına duyurmayı tercih etti.

Burada en dikkat çekici ve en çarpıcı şey, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere gerici diktatörlüklerin hep arkasında duran batı dünyasından hiçbir ülkenin Mısır’da alenen yapılan darbeye bir türlü “darbe”, hunharca işlenen katliama da “katliam” diyememesiydi!...

İslâm dünyasında da durum farklı değildi. Halkı Müslüman olan ülkelerin darbeyi kınamaları bir yana, Türkiye dışında birçok Müslüman ülke alenen darbecilere destekte bulundular. Örneğin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri cuntacıları kutlayıp tebrik etmenin yanında, darbecilere 8 milyar dolar yardım yapmayı da taahhüt etti.

Bu arada Mısır’daki gelişmeleri fırsat bilen bizdeki “darbe severlerin” de boş durmadıklarına tanıklık ettik: Meselâ Dersim’de yapılan katliama “katliam” dahi diyemeyen ve bir kaset marifetiyle CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, hazır Mısır’da alenen yapılan kallavi darbeye bir türlü “darbe” diyemeyen bir dünya varken, ortam müsait edasıyla fırsatı ganimet bilip Sayın Erdoğan hakkında, “İngilizce diktatör broşürü bastırdık, dünyaya dağıtacağız!..” demiş.

Peki sizce Başbakan Erdoğan için İngilizce “diktatör” broşürü bastırılıp dünyaya dağıtılmak istenmesinin gerçek amacı ne olabilir?

Kuşkusuz esas amaç Türkiye aleyhine batı dünyasına mesaj vermek, uluslar arası kamuoyunu Türkiye’de yapılacak olası bir darbeye hazırlamak!…

Nitekim Türkiye’de her biri darbe şakşakçısı vasfıyla tanınan, sandıkta AK Parti’yi yenemeyeceklerini anlayınca ümitlerini tamamen darbelere bağlayanlar, Erdoğan’a “diktatör” yakıştırmasını The Times gazetesine yansıtarak uluslararası kamuoyunu darbeye hazırlama alçaklığına yeltenmediler mi?

Peki Gezi Parkı eylemlerinde hayatlarını kaybeden 5 kişiyi dert edinen ve bu nedenden ötürü de binlerce dolar bastırıp The Times Gazetesi’nde Türkiye aleyhinde darbe dönemi Milli Güvenlik Konseyi bildirisini andıran ültümatomlarla dayatmalarda bulunan Fazıl Say beyefendi ve onun yazdığı iddia edilen tehdit ve şantajlarla dolu bildirinin altına imza atan Fuad Kavur ve ne idüğü belirsiz batılı aydınlar, meselâ Mısır’ın darbeyle gelmiş cuntacıları hakkında da böyle bir ilan yayınlamayı düşünürler mi dersizniz?

Yine “beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir” diyerek edepsiz ve ahlâksız bir üslupla Başbakan’ı tehdit eden bu şarlatanlar, Mısır’da alenî bir darbeyle iktidarı gasp eden ve tek suçları Adeviyye Meydanı’nda sabah namazını kılmak olan 200’den fazla kişinin hedef gözetilerek katledilmesi emrini bizzat veren Çağdaş Firavun General Sisi’ye, “bu yaptıkların bir gün Strasbourg’daki bir yargılamaya konu olacak” diyebilirler mi?

The Economist’in, Trabzon’daki Aya Sofya Müzesi’nin Camiye dönüştürülmesi olayını ele alan “Türkiye’de Din: Hristiyan Geçmişi Silmek” başlıklı yazısına kaynaklık teşkil eden Amberin Zaman’ın Taraf gazetesindeki “Trabzon’a Aya Sofya Camii” başlıklı yazısı da aynı algıyı güçlendirmeye, yani uluslararası kamuoyunu Türkiye’de bir darbe hazırlamaya yönelik olarak kaleme alınmıştır.

Gezi Parkı olayları, Suriye’de yaşananlar ve son Mısır’daki darbe sonrasında ikiyüzlü, çifte standartlı batının ve onların yerli işbirlikçilerinin gerçek yüzünü bir kez daha gördük.

Ama Müslüman bireyler olarak bizim ahlâktan, haktan, hakikatten, doğruluktan, dürüstlükten, adâletten sapmadan hak bildiğimiz yolda yürümekten başka alternatifimiz yok.

Biz Müslümanlar Suriye’de, Mısır’da, Filistin’de, Myanmar’da, Doğu Türkistan’da ve dünyanın dört bir yanında mazlum konumda olanların yanında yer almanın; onlara zulmeden çağdaş firavunların ise karşısında bulunmanın, bırakın Müslümanlığın, insan olmanın asgari şartı olduğunu düşünüyoruz.

Müslümanlar olarak dünyada işlenen bunca zulüm karşısında “Herkes sussa bile biz susmayacağız!..” Bu zulmü bütün dünyaya duyurmak için var gücümüzle çalışıp çabalayacağız!..

Çünkü zâlimin karşısında, mazlumun ise yanında yer almak Müslümanın temel şiarıdır.

Şaibeli bir helikopter kazasıyla aramızdan ayrılan güzel insan merhum Muhsin YAZICIOĞLU’nun şu anlamlı sözünü ilke edineceğiz:

“Firavun’un karşısında olmak yetmez; Mûsa (a.s.)’nın yanında olmak gerekir.”

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 758
Bu Ay : 15270
Toplam : 24528

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom