Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

ÇAPULCULARIN GERÇEK YÜZÜ

ÇAPULCULARIN GERÇEK YÜZÜ

Artık Taksim Gezi Parkı eylemlerinin Recep Tayyip Erdoğan’ı diskalifiye etmeye ve Türkiye’nin bilhassa muhafazakâr kesimini rahatlatan hak, hukuk, özgürlük ve demokratik kazanımlarını yok etmeye yönelik başlatılan uluslar arası bir harekât olduğu ayan beyan ortada.

28 Şubat’tan beri hükümeti devirmeye yönelik bütün darbe teşebbüslerinde yer almış, onlara destek vermiş bütün güçlerin; sözgelimi BBC, CNN ve Reuters gibi uluslar arası haber ajanslarının, Alman derneklerinin, Amerikalı Neo-Con’ların, İsrail menşeli çeşitli örgütlerin, uluslararası sermaye kuruluşlarının, faiz lobilerinin ve onların yerli destekçilerinin AK Parti hükümetine karşı kinlerini biriktirdikleri ve bilhassa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir hınçları olduğu herkes tarafından biliniyor. Bunların hepsinin Taksim Gezi Parkı olayları dolayısıyla bir araya geldikleri, bu olayı mal bulmuş mağribi gibi emellerine ulaşmak için kaçırılmayacak bir fırsat olarak değerlendirdikleri ve adeta olayın üstüne atladıkları da artık bir sır değil.

Öteden beri söz konusu odakların hemen hepsinin bir şekilde menfaatlerini engellemeye çalışan hükümet ve Başbakan’la ilgili bir gizli hesabı var ve bu olaylar dolayısıyla hepsi Taksim Gezi Parkı’ndan bir “Türk baharı” yaratmaya çalışarak bu hesabı görebilecekleri zehabına kapıldılar.

Bu kesimlerin her biri bu kalkışmada ahlâkî ilkeleri hiçe sayan, onursuz ve utanç verici bir yol izledi: Kaos ve karmaşadan nemalanmaya kalktı, “sandık her şey değil” hezeyanıyla azınlığın çoğunluğa hükmetmesini istedi ve bu amaçla Taksim’den bir “Tahrir” çıkartmaya çalıştı; böylece yüzde 50 oy alan siyasi iktidarı gayri meşru ilan ederek isyankâr sokak eylemlerine açıkça destek verdi.

Meselâ, Taksim’de kelimenin tam anlamıyla bir gerilla gazeteciliğine soyunan ve bu eylemleri Türkiye’de adeta bir iç savaş varmış gibi yansıtan CNN İnternational, sekiz saat canlı yayın yaptı. Bu da yetmiyormuş gibi AK PARTİ’nin Kazlıçeşme mitingini bilinçli bir biçimde “hükümet karşıtı gösteri” diye servis etti.

Bu süreçte herkes 28 Şubat hayranı Koç’ların, Doğan’larının, kendilerini çapulcu ilan eden Boyner’lerin, faiz lobilerinin, Alman derneklerinin, aylar öncesinden planlar yapan çeşitli Yahudi kuruluşlarının, Amerikalı Neo-Conların ve daha birçoklarının Gezi Parkı’ndaki kitleyi nasıl yönlendirmeye, provoke etmeye çalıştığını gördü.

Herkes bu ülkede sanatçı, gazeteci ya da akademisyen kimliğiyle tanınmış şarlatanların ne denli kışkırtıcı provokasyonlarda bulunduğuna şahit oldu. Levent KIRCA gibi “Erdoğan’ın da sonu Menderes gibi olacak” diyen sanatçı müsveddelerini gördü. Bu sözde sanatçı Gezi Parkı’nda yaşananları “Kurtuluş Savaşı” olarak niteledi ve geçmişte zulmen asılan merhum Başbakan Adnan Menderes’e üzülmek yerine yenilerinin asılmasını istedi.

Bu kalkışmada kışkırtıcı gazetecilerin provokasyonuna da hepimiz şahit olduk. Nitekim bu gazetecilerden Can DÜNDAR verdiği bir beyanatta, “annelerin kucağından çocuklarını alıyorlar. Çocukların çığlıklarına tanık oluyorum. Üzerlerine gaz bombası atıyorlar. Bir katliam hazırlığı bu...” diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu denli büyük bir yalanı ortaya atabilecek kadar gözü dönmüş olan bu şarlatan gazeteci “gerekirse TOMA’nın önünde yatarım” da diyordu!..

Akademisyenler de başarılı bir sınav vermedi, onlar da bu kirli kumpasın içinde yer aldı. Örneğin Nilüfer GÖLE, “Türkiye demokrasisi kötü bir görüntü veriyor. Bu görüntüyü iktidarın kendisi veriyor. Sağır ve zâlim bir iktidar görüntüsü kalabalıkla, sandıkla, seçimle silinemez…” diyordu.

“Peki neyle silinir sayın Göle?” diye bir soru sorsanız her halde genlerinde saklı bir cevap verecek: Darbeyle!...

Önceki gün içlerinde Susan Sarandon, Sir Ben Kingsley, James Fox, Edna O’Brien, Downshire Markisi gibi meşhur Hollywood yıldızlarının ve dünyaca ünlü isimlerin da yer aldığı bir grup sanatçı müsveddesi, İngiltere’de yayınlanan The Times gazetesine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben ve onu hedef alan bir ilan verdiler. Hem de tam sayfa.

Söz konusu bildiride şöyle deniliyor: “Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın benzersiz bir şiddet kullanımıyla boşaltılmasından sadece günler sonra, tek suçları sizin diktatoryal yönetimine çıkmak olan bu beş ölüye aldırmadan, İstanbul’da Nuremberg Toplanması’nı hatırlatan bir miting düzenlediniz. (…) Göstericileri çapulcu, yağmacı ve holigan olarak nitelediniz, hatta bu göstericilerin yabancıların yönlendirdiği teröristler olduğunu söylediniz. Oysa gerçekte bu göstericiler sadece Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün öngördüğü şekilde laik bir cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdi.”

Şimdi ağlar mısın, güler misin?

Çoğu haritada Türkiye’nin yerini göstermekten bile aciz olan bu zavallılar, Fazıl Say’ın yazdığı iddia edilen ve Türkiye, AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan aleyhtarı bir paçavra bildiriye imza atmışlar.

Bu densizler bildiride Taksim ayaklanmasından ötürü Başbakan’ı suçluyor ve Ak Parti’nin düzenlediği karşı mitingleri de Nazi Partisi’nin Nüremberg mitinglerine benzetiyorlar!..

Dahası “beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir” diyerek edepsiz ve ahlâksız bir üslupla Başbakan’ı tehdit ediyorlar!..

“Darbe Dönemi Milli Güvenlik Konseyi Bildirisi”ni andıran beyanat ile dayatmalarda bulunan Fazıl Say beyefendi ve onun yazdığı söylenen tehdit, şantaj ya da ültimatom gibi deklarasyonun altına imza atan batılı aydınlar kendilerinde bu hakkı nereden buluyorlar dersiniz?

Peki Gezi Parkı eylemlerinde hayatlarını kaybeden 5 kişiyi dert edinen ve bu nedenden ötürü de The Times Gazetesi’nde tam sayfa bildiri yayınlayan bu şarlatanlar, meselâ Wall Street’teki eylemlerde hayatını kaybeden 18 kişi için neden kılını kıpırdatma gereği bile duymamışlardı?

Siz Fazıl Say beyefendi gibi bu aydın müsveddelerinin, daha önce Türkiye’de işlenen her hangi bir zulme, haksızlığa, insan hakları ihlallerine karşı en ufak bir tepki gösterdiğine şahit oldunuz mu?

27 Mayıs darbesine, 1980 darbesine, 28 Şubat post modern darbesine, 27 Nisan e-muhtırasına, yüzde 50 oy almış AK Parti’ye açılan kapatma davasına en ufak bir itirazları olmuş muydu bunların?

Sorarım size, bunca yıl süren başörtüsü mağdurlarının lehine, ikna odaları kuranların da aleyhine tek kelime ettikleri vaki mi bunların?

Hepimiz biliyoruz ki, ülkedeki büyük çoğunluğun hayatını zindana çevirse de, bu tuzu kuruların hayat tarzına dokunmadığı için bütün bu darbelere, müdahalelere, muhtıralara açıkça destek vermişlerdi.

Bu ülkenin birer namuslu vatandaşı olarak bu bildirinin altında imzası olan şarlatanlara şu soruları yanıtlamasını istemek hakkımız olsa gerektir:

Söyler misiniz bizlere, Erdoğan’a “diktatör” diyeceksek, mesela tek parti şefi İsmet İnönü’ye hangi sıfatı yakıştıracağız?

İstiklal Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, yüzde 60 oyla iktidara gelen bir hükümetin başbakanı olan Menderes’in asılması, sayısı binleri aşan fail-i meçhul cinayetler vs… Sahi bütün bunlar da bir Straosburg Mahkemesi’nde yarılanmayı gerektirmiyor mu?

Bu sorulara namusluca cevap vermeye yüreğiniz yeter mi?

Neden bu sorular karşısında sus pus oluyor, süt dökmüş kediye dönüyorsunuz?

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 13
Bugün : 780
Bu Ay : 19867
Toplam : 29125

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom