Abdulkadir Çolak

Abdulkadir Çolak

abdulkadir-colak@yahoo.com

ŞÜKRÜ KISAK BEY’İN ARDINDAN

ŞÜKRÜ KISAK BEY’İN ARDINDAN 
 

            Şükrü Kısak Bey’in vefatını büyük bir şaşkınlıkla ve üzüntü ile öğrendim. Ecelin ne zaman geleceği bilinmez ama her ölüm gibi onun ölümü de erken geldi bana. Acı haberi alır almaz arkadaşlarımla birlikte okuluna, yani Atatürk Anadolu Kız Lisesi’ne koştuk. Mesai arkadaşlarına hem bir başsağlığı dileyelim, hem de üzerimize bir görev düşüyor mu öğrenelim diye. Okulda genel bir hüzün vardı. Gerek mesai arkadaşları gerekse camiadan arkadaşları bir hüznü, Şükrü ağabeyi kaybetmenin hüznünü paylaşıyorlardı. Ben arkadaşlarla durumu kavramaya çalışırken bile onun güler yüzle ve şakacı tatlı sözlerle bir yerlerden çıkıp geleceğini bekledim. Ama nafile, o yoktu artık. Kendimi tutamadım, gönüldeki çağlayanın habercisi idi gözyaşları. 

            Bu fani dünyanın bilgelerinden ve ermişlerinden biri idi. Hilesi hurdası yoktu. Dürüst ve samimi idi. Diyorlar ki bir insanı vasf ederken onun dürüst olduğunu ifade etmeye gerek yoktur; çünkü herkesin dürüst olması gerekir. Ben de öyle zannediyordum ama; hiç de öyle değil. Herkesin samimi olması gerekir ama nedense yürekten insanı bulmak çok zor. 

            Şükrü ağabeyi bana hiç kimse tanıtmadı. Onu kendi dünyam için kendim keşfettim. Ben Kubilay Lisesi’nde müdür olarak görev yaparken o da Yeşiltepe Lisesi’nde müdür idi. Aynı zamanda bölge müdürümüzdü. İlk görüşmemiz arkadaşlığa dönüştü. Zaman zaman görev icabı, çoğu zaman da vefa gereği onu ziyaret ediyordum. Okulu zor bir bölgede idi. Hele o zamanlar okul çevresi daha da zordu. Aşılması çetin problemlerle boğuşuyordu. Bütün bunlara rağmen okulu pırıl pırıl idi. İşleri düzenli, öğrencileri disiplinli, öğrencilerinin kıyafetleri düzgün idi. Daha da iyi olması için didinip duruyordu. Okulunun ve çevresinin imkanları sınırlı idi. Hal böyle iken çevreden okula destek yerine sürekli köstek geliyordu. O bütün bunlara rağmen azmini ve ernerjisini hiç kaybetmiyor, istikrar içerisinde sürekli hamle yapıyordu. Çalışkan birini bulduğu zaman onu yürekten destekliyor, önünü açıyor, gidebileceği yere kadar gitmesini sağlıyordu. Kıskançlığa yer yoktu; çünkü bu memleket hepimizindi.

             Onun gönül genişliğinden bahsetmeye gerek yok sanırım. Branşı felsefe idi, o Yunus’un felsefesini seçmişti. Anadolu kültürü, Yunus’un felsefesi ve çekilen bunca çile yukarıda da belirttiğim gibi onu bilge bir ermiş haline getirmişti. Kendisini eğitime adayan bu insan zaman zaman itilip kakılmış, hak etmediği durumlarla da karşılaşmıştı. Bunca emek ve çabası hiçe sayılarak, takdir edilmesi gerekirken, ezilmiş, cezelenmiş ve hırpalanmıştı. Sonuçta kazanan yine o olmuştu, ama gönlü kırık bir kahramandı artık. Böyle iken bile o yine yılmamış ve rotasını değiştirmemişti.
             Bir gün eski öğrencilerinden ikisi ile karşılaştım. Söz idarecilikten açıldığında “bizim müdür de yıllardan beri kapağı okula attı, bir daha kımıldamadı” diye söze başladılar. Ben de onlara; “ zaten çok mürüvvetinizi gördü, sayenizde çok rahat yaşadı, okulunuzun imkanları çoktu yaslandı oturdu(!)” diyerek onlara cevap verdim. Tabi ki durum bu söylediklerimin tam tersi idi. Tetikte olmasa, cahillere fırsat verse, anında kan gövdeyi götürecek pozisyonlar çoktu. Okumak için gelenlerin yanında okumamayı bir erdem sayan, külhanbeyi kimseler ve onlara çanak tutan kimseler çoktu. Öğretmenlerinden onu anlayan ve destek verenler çoktu, ama onu anlamayanlar da yok değildi. Hal böyle iken üst kademeden de çoğu zaman destek yoktu. Onun saygılı ve kibar davranışları karşılığında kendisi çok da kibar davranışlara muhatap olmadı.         

            Haber sitelerinden biri Şükrü Bey’in vefat haberini vererek altına not düşmüş: Siz de yorumunuzu ekleyerek tarihe not düşün diye. Bence çok doğru söylemiş. Onun gibi bir insanın hatırasına söz söylemek tarihe not düşmektir. Bir meslektaşı, bir kardeşi olarak ben de pek çok duygumdan bazılarını paylaşmak istedim. Belki de benim dertlerime yakın olanlarını sizlere açtım. Gelin görün ki bizim toplumumuzda artık delikanlıların sözü değil fitnecilerin, fasıkların sözleri pirim yapıyor. “Hucurât Sûresi 6 – Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” İlahi buyruğu neredeyse unutulmuş. Bu yüzden öğretmenlerin ve idarecilerin günahlarını alan çok insan biliyorum. Olsun, İnşallah günahlarımıza kefaret olur.

            Yalnız şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Kırk yıl bu memleketin insanına, gençliğine, kalkınmasına hizmet vermiş, yalçın kayalıklarda güller bitirmiş bir Şükrü Ağabey’in cenazesine idari ve mülki erkandan katılan yok gibiydi. Atatürk zamanında milli eğitim bakanı ilin valisine telgraf çekermiş, “bir öğretmen gönderiyorum istasyonda karşıla” dermiş. Veya Yavuz Sultan’ın hırkasına hocasının atının ayağından sıçrayan çamur için “Beni bu kaftanımla gömün” diyecek kadar öğretmenini yücelten anlayışa acaba kavuşacak mıyız? Eğer bu memleket bir gün o anlayışa kavuşacak olursa bir canımız değil bin canımız, hayatımız ve mesaimiz feda olsun.

            Şükrü Ağabey ruhun şad olsun mekanın cennet olsun. Ailesinin ve yakınlarının başı sağ olsun.

abdulkadir_colak@yahoo.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 635
Bu Ay : 2838
Toplam : 2838

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom