Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

AK PARTİ VE KÜRT SORUNU

AK PARTİ VE KÜRT SORUNU

2002’deki Ak Parti iktidarıyla birlikte, hemen her konuda olduğu gibi, Kürt meselesinde de Türkiye’de yeni bir sürece girildi. Hükümet “Analar ağlamasın” sloganıyla, 30 yıldır devam etmekte olan ve 40 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan bu kangren olmuş soruna neşter vurma ve meseleyi çözme konusunda samimiyet ve iyi niyetinden şüphe duyulmayacak birçok olumlu adım attı.

Başbakan’ın Diyarbakır konuşmasını hatırlayalım:

“Sizin karşınızda Başbakan ya da Ak Parti genel başkanı yok. Sizin karşınızda sizden biri var. Kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi olan bir kardeşiniz var (…) Mevlana ne kadar bu toprağın insanıysa Ahmed-i Hâni de o kadar bu toprağın sesidir. Âşıklar nasıl bu toprakların sesiyse Dengbejler de o kadar bu toprakların sesidir. (…) Mem-ü Zîn’i yasaklayan zihniyet ile Şivan Perver’i yasaklayan zihniyet aynı değil mi? Ahmet Kaya’yı linç eden anlayışla Şivan Perver’e Diyarbakır’da konser yaptırmayan anlayış arasında ne fark var? İkisi de sivil faşizm değil mi? İşte şu anda elimde Ahmed-i Hâni’nin Mem-ü Zîn’i var. Bu CHP’nin Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yasaklanmış kitabı. Biz Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak yayınladık. CHP nerede biz nerede!..”

Başbakan’ın bu sorunu çözme hususunda samimi ve de kararlı olduğu noktasında halk arasında genel bir konsensus var. Bu nedenle başta Kürtler olmak üzere, hemen herkes bu konunun çözümü konusunda ona çok güveniyor. Leyla Zana’nın “Kürt sorununu çözse çözse Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN çözer” sözleri bunun kanıtı.

Ak Parti hükümeti Kürt meselesini çözme hususunda iki koldan kolları sıvadı:

1. Ak Parti hükümeti, maddî anlamda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine pozitif ayırımcılık yaparak ciddî yatırımlar yaptı. Bu dönemde duble yollardan tutun küçük ve büyük ölçekli sanayinin, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine kadar birçok alanda hatırı sayılır yatırımlar yaptı.

2. Yine Ak Parti hükümeti, haklar ve özgürlükler konusunda da devrim sayılabilecek hususların altına imza attı. Başta Başbakan olmak üzere Ak Parti yöneticileri, Kürtlere hakların ve özgürlüklerin verilmesi konusunda muhalefet partileri bir yana, bizzat Ak Parti’ye oy vermiş kesimlerden dahi daha cesur davrandı. Haklar ve özgürlükler konusunda önceki dönemlerde hayal bile edilmeyen birçok gelişme sağlandı. Bu bağlamda Ak Parti kangren olmuş bu sorunu çözme noktasında birçok adım attı. Bu adımlardan bir kaç tanesini hatırlatmakta yarar var:

a. Öncelikle bu dönemde resmî paradigmaya karşı çıkılarak hâkim anlayış terk edildi. Bu anlamda âdetâ bütün ezberler bozularak hukukun gereği neyse o yapıldı. Yasin Aktay’ın da isabetle vurguladığı gibi, Ak Parti hükümeti döneminde Kürt-Türk kardeşliğinin edebiyatı yapılmadı, aksine kardeşlik hukukunun gereği yerine getirilmeye çalışıldı. Bunun için 80 yıllık ırkçı-milliyetçi, inkarcı ve asimilasyoncu resmî paradigmaya karşı mücadele edildi ve o paradigma devre dışı bırakıldı. Kürt, ismiyle, onuruyla, şeref ve haysiyetiyle tanındı ve itibar gördü. Dili de devletçe tanındı ve dilinde yayın ve eğitim yapılmasının önü açıldı.

b. Bölgeye yönelik olarak 24 saat yayın yapan TRT 6 açlıdı. Bu daha önce hayal bile edilmeyen önemli bir gelişmedir. 

c. Kürtçe, seçmeli ders olarak kabul edildi, Üniversitelerde Kürdoloji kürsüleri kuruldu ve bu alanda lisans üstü eğitime de olanak sağlandı.  

d. Yine Anadilde savunma hakkı kabul edildi ki, bu bölge halkının önemsediği bir gelişmedir. 

e. Başbakan’ın bütün riskleri alarak İmralı ile görüşülmesini sağlaması ise daha önce bir Başbakan veya bir devlet yetkilisinin, bırakın böyle bir görüşmeye olanak sağlaması, bunu ima etmesi durumunda dahi bütün siyasî hayatının bitmesi ve Yüce Divan’da yargılanmasıyla sonuçlanacak bir durumdu. Ama Başbakan, kanın durması adına popülaritesine, karizmasına ve halk nezdindeki güvenirliliğine dayanarak “İmralı ile görüşülecek” dedi, kıyâmet de kopmadı. Bilindiği gibi bu süreç hala devam ediyor. Bilhassa mahkûmların açlık grevini sonlandırmasındaki etkisinde olduğu gibi, akan kanın durması hususunda da şimdi artık İmralı ile görüşülmesinde bir sakınca olmadığı, hatta bunun elzem olduğu noktasına gelindi. 

f. Ak Parti hükümeti, örgüt mensuplarını dağdan indirip ovada siyaset yapmaya, eş deyişle örgütü silahsızlandırarak siyasî düzlemde sorunu çözme hususunda da ciddi adımlar attı. Bu amaçla Habur’da örgütle bir mutabakat sağladı. 

g. Yine hükümet yetkilileri tarafından, siyasî hayatlarını bitirme pahasına, bütün riskler alınarak Oslo’da terör örgütüyle bir mutabakat sağlandı. 

Ak Parti, bütün bu olumlu adımları, ırkçı örgütün şiddetine taviz vermek için atmadı. Bilakis attığı bu olumlu adımlarla, Kürtlere eşit vatandaşlığa dayalı bütün hakların verilmesi konusunda hazır olduğunu kanıtladı ve bu hususta iyi bir sınav verdi. 

Ne var ki, hükümet tarafından bölgeye yönelik sağlanan bütün iyi niyet girişimleri her defasında, verilen hak ve özgürlüklerin hemen ardından PKK, BDP ve KCK tarafından sabote edildi. Nitekim 2012 yılını final yılı ilan eden örgütün Suriye’de hükümeti zor durumda bırakmak için her tür yola başvurması, Doğu ve Güneydoğu halkını ayaklanmaya zorlaması, Şemdinli örneğinde olduğu gibi bazı bölgeleri Türkiye’den koparıp bayrağını asmak istemesi gibi eylemler bu sabotajın birer parçasıydı. 

Öyle görünüyor ki, örgüt ile Kürt halkının hinterlandı farklı: Her faaliyetiyle kendisine bir egemenlik alanı oluşturmak isteyen örgüt, hükümetin Kürt halkına yönelik olarak başlattığı her tür iyi niyet girişimini terör eylemleriyle sabote edince, hükümet söz konusu girişimleri sonlandırmak zorunda kalıyor. PKK, bu tür faaliyetleriyle Kürt halkını temsil etmekten ve onların haklarını savunmaktan çok, egemen güçler tarafından kullanılan taşeron bir örgüt görüntüsü sergiliyor. Bu hususta siyasî çözüm sunması beklenen BDP de örgütün etkisinden çıkabilmiş değil. 

Türkiye Kürtler’i, “iki ayrı ulus, iki ayrı devlet” gibi nerede duracağı belli olmayan ve gerçekleşmesi de imkânsız olan beyhude isteklerle oyalanmak yerine, son zamanlarda önlerine çıkan tarihî fırsatı heba etmemenin yollarını aramalıdırlar. Bu önemli tarihî fırsat şudur: Bilindiği gibi Türkiye’nin bir hinterlandı var ve bu alanda Türklerle Kürtler bin yıldan daha fazla bir süre aynı inancı ve aynı kaderi paylaştılar. Bu iki kardeş millet, bu süreçte etle tırnak gibi iç içe geçtiler ve neredeyse birbirlerinden ayırt edilemez tek bir millet kimliğine büründüler. Ne var ki, Suriye ve diğer Müslüman coğrafyalarda olduğu gibi, İngilizler ve diğer egemen güçler, Kürtlerle de aramıza yapay sınırlar çizdi. 

Ancak, bugün Ortadoğu cadı kazanına dönmüş durumda ve bu coğrafya yeniden şekilleniyor. Aramıza çekilen bu yapay sınırların değişme ihtimali çok yüksek. Bugün Türkiye’nin, bir zamanlar haksız yere, doğal olmayan yollarla kaybettiği topraklara, hiçbir emperyalist emel gütmeden, yeniden ve doğallıkla kavuşması söz konusu. Nitekim son zamanlarda Kuzey Irak’taki Kürtler’de de Erbil’i, Kerkük’ü, Süleymaniye’yi yeniden inşa eden, kuran ve şekillendiren Türkiye’ye karşı bu alanda ciddi bir teveccüh var. Onlar, var olup büyüme imkânının, yalnız yüzyıllardır aynı coğrafyayı, aynı inancı ve aynı kaderi paylaştıkları Türklerle birlikte hareket ettiklerinde söz konusu olabileceğinin pekala farkına varmış durumdalar. 

Neden Diyarbakır’a hangi ölçüde bağlılarsa İstanbul’a da aynı oranda bağlı olan Türkiye Kürtleri aynı gerçeğin ayırdına varmasın?

mehmetkubat@gmail.com
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 512
Bu Ay : 19599
Toplam : 28857

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom