Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

ANIN DEĞERİNİ BİLİN

 ANIN DEĞERİNİ BİLİN

İnsan kendisine sunulan her şeyin değerini bilmelidir. Zamanın, malın, sağlığın, bilginin, yetkinin, yeteneklerin… Ve bir de “an”ın… 

An en kısa zaman dilimidir. Onda fırsatlar saklıdır. Onda imkânlar sunulur. Onda doğruya dair şimşekler çakar. Sizi izah eden en doğru kelimeyi bulursunuz bir anda. Yönünüzü tayin edecek ilk ışıkla karşılaşırsınız onda. Bazen de şairin deyimiyle; an gelir /paldır küldür yıkılır bulutlar /gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet /o eski heyecan ölür…

Her insanın eski heyecanını kaybettiği bir an vardır. Her mevsimin insana rehavet yüklediği bir an vardır. Her gecenin insanı hayallerin akışına çektiği bir an vardır. Ve yine her gecenin insanı içine aldığı bir tefekkür anı vardır.

Her insanın kendisiyle dirildiği bir düşünce anı ve yine insanların kendisiyle yıkıcı boşluğa düştüğü bir an vardır. Ömer (r.a) kardeşinin sesinden ayeti dinlediği o anda dirildi. Bir başkası ayetin tefekküre davet eden çağrısını dinlemedi, o anı değerlendirmedi, toplumun kendisine ne diyeceğini düşündü, kavmimin kadınları benimle alay eder dediği anda dirilmeyi reddetti. Şair buna ömrünün hırsızı der: an gelir/ömrünün hırsızıdır.

Her insanın ömrünün hırsızı olan bir anı vardır belki de… Asırlar öncesinde ayetin çağrısına kulağını tıkayamayan ama iradesini tıkayan şahsın o anı ömrünün hırsızıdır. Dirilme fırsatını teptiği andır. İnsanlığa faydalı olacağı imkânı reddettiği andır.

Bu asrın insanı için ömrünün hırsızı olan anları yok mudur? 

Kitap okumak yerine boş işlere ayırdığı bir an… Fikir dünyası yerine şehvet dünyasına kapıldığı an… Ve an onu sürükleyip götürür. Bazen “ne yapıyorum” diye sorgulamaya çalışır kendisini; farklı bir ses girer devreye o an “boş ver” der. “Hayatını yaşa” der. “Dünyaya bir daha gelecek değilsin” der. “Sen kaybettin, tekrar kazanman zor hatta mümkün değil” der. O an “hadi oradan” diyemez insan. Kapılır gider. Kendisiyle birlikte birçok hayatı etkileyerek çeker gider.

Her insanın hayatı bir başkasını etkiler…

An gelir insan bir başka hayatı olumlu anlamda… An gelir insan bir başkasının hayatını olumsuz anlamda etkiler. Kendisinden çok şey beklenen bir insan, boşvermişlik dünyasında yürümeye karar verdiğinde yalnız olduğunu sanır ama arkasında onu takip eden gölgeler oluşur. Ben kimseden mesul değilim diyebilir lakin onunla denize girenler onunla boğulur. Onunla yola koyulanlar onunla yolunu kaybeder. Onunla kendisini adayanlar onunla adanmaktan vazgeçer. An gelir insan örnek alınır çünkü…

An gelir Ömer gibi kılıç darbesi vurmak düşer aklına insanın ama o anı ters çevirir ve dinlemeyi tercih eder; yumrukla şiddetle orda hiçbir şeyin yoluna girmeyeceğini görür. Her insan o an Ömer olur. An gelir şaha kaldırılan bir at ve kavgaya davet ile karşılaşır her insan ama Hudeybiye’yi hatırlar o an ve sekineti kuşanır. Sekineti kuşanması örnek alınır. Kavgacı ruhun insana galebe çalmasına mani olunur.

An gelir insan “evlerinizi mescitler edinin” ayetiyle karşılaşır. Camiden cemaatten kopmayı anlamaz bundan, evine ehemmiyet vermeyi anlar, çocuklarına zaman ayırmayı anlar. Çocuklarına her şeyin sahibini anlatmayı anlar. İbadet ruhunu evde canlı tutmayı anlar. Peygamber ve Kur’an havasının eve dolmasını anlar. Sokakların lanetinden çocuklarını korumayı anlar. Evine ayırması gereken sevgi nöbetini anlar. Evine canlılık getirmeyi anlar. Kur’an ile dirilecek ruhları anlar. İnsanı kitaptan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmayı anlar. İnsanı faydasız bir zemine çekecek olumsuzluklardan korunmayı anlar.

An gelir anladığı bu şeyleri hayata geçirir. İlk başlangıçtan sonra bereketin hâsıl olmasına şahit olur. Sıcakların rehavet getirdiği günlerde bile insanın canlılığını görür. Yazın rehavet zamanı değil hasat anı olduğunu yaşayarak kavrar. Yazın sıcaklarında yalnızca su ile değil bilginin ikliminde serinlemeyi öğrenir. Bütün zorluklara rağmen fark eder bunu…
Kimi insan o anı erteler. Yalnızca eğlenmeyi düşünür. Meseleyi abartır. Bütün bir yazı eğlenmekle geçirir. Okumayı erteler. Araştırmayı erteler. Çalışmayı erteler. Havanın serinlemeye başladığı ana ulaştığında sermayesini tüketmiş olur. 

Vücudun dinlenme hakkı vardır elbette… Bu hak her an söz konusudur. Her gün söz konusudur. Uyku vücudun dinlenmesi için değil midir? Ama gereğinden fazla uyku yapılacakları erteler, vücudu dinlendirmediği gibi hastalıklara davetiye çıkarır. Yani anı iyi değerlendirmek gerekir. 
Sağlıktan dolayı sorgulanacağını bilir insan. An gelir sağlığını kaybeder. O an gelmeden önce sağlığın önemini anlayıp anlamadığından sorgulanır. Hep zaman zengini olmaz; zaman varken yapması gerekenleri yapmayan insan, iki ayağı bir pabuca girdiği anlara ulaştığında zamanın kıymetini fark eder ama o an iş işten geçmiş olur.

An gelir insan "İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları Kıyâmet Gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden." (Tirmizi, Sıfâtü-l Kıyâme: 1) hadisini okur. Haliyle boşa geçirdiği zamanlara, kıymetini bilmediği sağlığına, değerlendiremediği gençliğine, değerlendiremediği malına yanacağını öğrenecektir. Yani insan cevap veremeyeceği “o an” gelmeden evvel bugün elinde olan anı değerlendirmelidir. Bu anın kıymetini bilmelidir.

An gelecek insan hep genç kalamayacağını öğrenecektir. Yalnızca saçlarına dökülen aklarla değil, eskiden yürüdüğü ama şimdi yürüyemediği yollarla, eskiden keklik gibi tırmandığı ama şimdi tırmanamadığı dağlarla, eskiden vakit ayırırken yorgunluk hissetmediği ama o an yorulmanın nasıl bir şey olduğunu görerek anlayacaktır. Ve mademki insan yorgunluğun bedenine çöktüğü anlara ulaşacaktır, eğer ömrü varsa, yorgunluğu hiçe saydığı anların, zamanın kıymetini bilmelidir.
Hangi nedenlerle uykusuz kalmaktadır mesela… Uykusuz gecelerin ardındaki sebep gurur duyulacak bir sebep midir? Mesela kendisine, ailesine, ülkesine, insanlığa faydalı olabileceği işlerin peşinde koşarken mi uykusuz kalmıştır? Mesela ibadet hazzını doya doya yaşarken mi uykusuz kalmıştır? Mesela hayata katkı sağlayacak bir araştırma peşindeyken mi uykusuz kalmıştır? Veya duyulduğunda insanı küçültecek nedenlerle mi?

İnsan her gün yeni bir güne şahitlik ederek başlar hayata lakin asıl soru şu; insan o şahitlik ettiği güne hangi şahitliklerle başlamaktadır? Sabah, günün ilk ışıkları ve ondan önce seher vakti şahit olsun ki ben geceden bu güne; kendime, aileme, ülkeme, insanlığa fayda getirecek düşüncelerle başlıyorum diyebilmekte midir? Yoksa gayesiz akşamladım, gayesiz daldım geceye ve gayesizlikler içinde başlıyorum güne mi demektedir?

Bugün var elimizde, dün gitti, yarın meçhul bir zaman dilimi… An bugünle ilgili… Doğru ve övünülecek neleri yapacaksak bugün başlayacağız yapmaya… Doğru ve övünülecek neye karar vereceksek şimdi karar vereceğiz… Ertelemeci anlayış hep kaybettirdi. Hele bir yarın olsun bak neler yapacağım tarzı çok şeyimizi aldı götürdü. Kitap okumayı, Kur’an okumayı, Namaza başlamayı, özür dilemeyi, helallik dilemeyi, dostluğun kıymetine vakıf olmayı hep yarına bıraktık. Anne ve babamızla, bacı ve kardeşlerimizle, eşimiz ve çocuklarımızla sevgiyi yaşatmayı yarınlara devrederek çok şey yitirdik.

Büyük hayallerimiz olabilir. Davamız büyük olabilir. Hedeflerimiz büyük olabilir. Anı değerlendirmedikçe onların hepsi “keşke”lerle kuşanır. Oysa inancımızda keşke diye yanmak önerilmez. Önerilmez çünkü Müslüman anın değerini bilendir/bilmelidir.

necip.cengil@hotmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 9
Bugün : 68
Bu Ay : 3209
Toplam : 3209

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom