Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

KAHROLSUN ASHAB-I UHDÛD

 KAHROLSUN ASHAB-I UHDÛD

Kur’an’ın 85. sûresi olan Burûc, ismini bu sûrenin birinci âyetinde geçen “burûc” kelimesinden alır. Muhtevasından da anlaşılacağı üzere bu sûre, dinlerinden dönmeleri için Mekkeli müşriklerin Müslümanlara her tür zulmü reva gördükleri, onlara şiddetli bir şekilde zulmettikleri ve çeşitli şekillerde işkenceler yaptıkları bir dönemde, İslâm’ın ilk yıllarında yani Mekke Dönemi’nde nâzil olmuştur. Bu sûrede kâfirler, Müslümanlara yaptıkları işkencenin kötü sonuçlarıyla uyarılmaktadır. Ayrıca sûrede, şayet uğradıkları zulüm ve işkencelere sabreder ve metânet gösterirlerse, karşılığında büyük bir ecir görecekleri ve Yüce Allah’ın zâlimlerden intikamını muhakkak surette alacağı vurgulanarak Müslümanlar teselli edilmektedir.

Sûre, kadr-u kıymetlerini arttırmak ve ardından gelecek hükmü te’yid etmek için üç şeye yemin ile başlıyor:

“Andolsun:
1. Burçlar sahibi olan göğe,
2. Geleceği vâd olunan (kıyâmet) gü(nü)ne,

3. Şâhid olana (şâhidlik edene, görene: Kıyâmet günü hazır bulunanlara), ve şâhid olunana (görülene: kıyâmet günündeki dehşetli manzaralara).” (Burûc, 85/1-3).

Bu üç şeye yapılan yeminden sonra, insanların öldükten sonra mutlaka diriltilecekleri ve hesaba çekilecekleri vurgulanmakta ve şöyle buyrulmaktadır:

“Kahrolsun Ashab-ı Uhdûd: (Hendekleri hazırlayanların canı çıksın, onlara lânet olsun)!..” (Burûc, 85/4).

Âyette geçen “kutile” ifadesi lafzen “öldürüldü” yahut bir beddua olarak “öldürülesice/ölesice” anlamlarına gelir. İlk dönemin önde gelen müfessirlerinden İbn Cerîr et-Taberî başta olmak üzere, birçok Kur’an yorumcusu bu kelimeyi, “Luine: Yani Allah’ın rahmetinden kovulmuş olmak, lânetlenmek” olarak açıklamışlardır.

Bazı müfessirler de “kutile” ifadesini, “kendi fiili yüzünden ruhsal olarak öldürülmüş olmak” şeklinde de anlamışlardır. Bu nedenle “kutile” ifadesine “onlar lânetlenmiştir ve işledikleri fiil yüzünden yalnızca kendilerini öldürür, mahveder, yok ederler” diyebiliriz.

Kur’an, Ashâb-ı Uhdûd’un kimliği hakkında, onların kim olduğuna dair bilgi verilmemiştir. Müfessirler,Ashâb-ı Uhdud’un kim veya kimler olduklarına dair çok sayıda olay anlatırlar. Bilgi vermesi açısından bu rivayetlerden bir kaç tanesine kısaca işaret edelim:

1. Nebukadnezâr, İsrailoğullarından 3 dindar kişiyi yanan bir ocakta yakmıştır. Bu hadise Kitab-ı Mukaddes’te de anlatılır. (Krş. Daniel’in Kitabı, ııı, 19 vd.).

2. VI. yüzyılda, sırf Yahudiliği kabul etmedikleri için 20.000 Necrân Hristiyanı, Yahudi Yemen Kralı Zû Nevastarafından ateş dolu hendeklere atılarak yakılmıştır.

3. Zerdüşt olan İran Kisrası, sarhoşken kız kardeşi ile zina etmiş, bu haber halkı tarafından duyulunca, “Tanrı kız kardeşle evlenmeyi helâl etti” diye ilan ettirmiş, ancak halk buna karşı çıkınca onlara azap etmeye başlamış, hatta onları ateş dolu hendeklere atarak yaktırmıştır.

Merhûm Mevdudî’nin de işaret ettiği gibi, Kur’an’da Ashâb-ı Uhdûd’un kimliğine dair isim zikredilmeksizin anlatılmak istenen esas husus şudur:

1. Kur’an pasajında Ashâb-ı Uhdûd olarak atıfta bulunulan zâlimlerin anonimliği,

2. Burada bir darb-ı mesel karşısında bulunduğumuz,

3. Ashâb-ı Uhdûd kıssasıyla tarihî yahut efsânevî olayların söz konusu olmadığı,

4. Bu durumun tarihin hemen her döneminde tekerrür ettiği veya edebileceği,

5. En önemlisi de işkencecilerin, zâlimlerin, kâfirlerin kendileri hiçbir şekilde iman etmeyen ve başkalarının da iman etmesini nefretle karşılayan kimseler olduklarına dair genel geçer/evrensel kural!..

“O çıralı, yakıtı bol olan ateş çukuru, (ateş doldurulmuş hendek) sahiplerinin (canı çıksın; kahrolsunlar)!..” (Burûc, 85/5).

“Ateş çukuru”, zâlimlerin insanlara yaptıkları işkencelerin mecâzî bir ifadesidir. Bu ifadeyle Kur’an, zâlimlerin, azgınların, kâfirlerin Müslümanlara karşı işkencelerinin, belli bir dönemle veya belli insanlarla sınırlı olmayıp, yazılı tarih içinde çeşitli biçimlerde ve değişen yoğunluk derecelerinde tekrarlanan bir olgu olduğuna dikkat çekmektedir.

Burada bir diğer önemli hususa daha dikkat çekmekte yarar var: “Kahrolsun Ashab-ı Uhdûd: (Hendekleri hazırlayanların canı çıksın)!..” (Burûc, 85/4) ifadesinin “Sâhib” şeklinde tekil (müfret) değil de “Ashâb” olarak çoğul (cemi) kullanılması, yalnızca ateş dolu hendekleri kazarak inananları diri diri yakanların değil, onları seyreden, müdahale etmeyen, olaya seyirci kalan ve olaya iştirak eden herkesin “Ashâb-ı Uhdûd” a dâhil olduğu ve bunların toptan lanetlendiği vurgulanmaktadır. Nitekim peşi sıra gelen âyetlerde olaya toptan iştirak edenler şöyle tasvir edilmektedir:

“Hani onlar ateşin üzerine (başında) oturmuş, Mü’minlere yaptıklarını (işkenceleri, onların ateşte yanışını zevkle ve acımasızca) seyrediyorlardı.” (Burûc, 85/6-7).

Azılı kâfirler, tutuşturulmuş kavurucu ateş dolu hendeğin etrafına toplanıp Mü’minlerin yanışını karşıdan seyrediyorlardı. Bu durum kendi haklarında bilahare felâketi gerektirdiği için, bilfiil “ateşin üzerine oturmuşlar” şeklinde tasvir edilmiştir. Onlar, inananlara yaptıklarına şâhid de oluyorlardı. Merhum Elmalılı’nın deyimiyle “öyle katı yürekli kâfirlerdi ki bunlar, hem Mü’minleri ateşe atıyor, hem de karşısında durup seyr-u temaşâ etmekten zevk alıyorlardı.”

Peki neden bu insanlık dışı gaddarlığı yapıyorlardı, üstelik yaptıkları gaddarlıktan zevk alarak? Bu derece çıldırmalarına, öfkelenmelerine, kızmalarına sebep neydi? Ne yapmışlardı, neyini beğenmiyorlardı iman edenlerin? Onları, Mü’minlerden öç almaya iten neden neydi?

Cevap belli: “Onlar; ancak Aziz (çok güçlü), Hamîd (övgüye lâyık) olan Allah'a inandıkları için mü'minlerden öç alıyorlardı.” (Burûc, 85/8).

Suçları neydi mü’minlerin?

Cevap yine belli: Onların tek suçu, Azîz (çok güçlü), Hamîd (övgüye lâyık) olan Allah'a iman etmeleriydi… Kâfirleri çılgına döndüren şey, Müslümanların dünya hayatlarını Azîz ve Hamîd olan Allah’ın kurallarına göre şekillendirmek istemeleriydi…

Âyette “En Âmenû” şeklinde mâzi (geçmiş zaman) sîgasının değil de “En Yu’minû” şeklinde muzârî (şimdiki, geniş ve gelecek zaman) kipin kullanılması, Mü’minlerin yaşadıkları o anda ve gelecekte, ileri doğru imanda ısrarlarına işaret olduğunu belirtmek içindir. Yani o mü’minler, kızılacak, kendilerinden intikam alınmaya kalkışılacak başka hiçbir şey yapmıyor; ancak Allah’a inanıyor ve o iman ile gitmek, Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün(Âl-i İmrân, 3/102) âyetinde belirtildiği gibi, iman üzere ruhlarını teslim etmek istiyorlardı.

Gelelim sözün özüne: Burûc Sûresi’nde anlatılan hususları gündeme getirmemizin, bu konuları sizlerle paylaşmamızın nedeni şudur:

Tarih tekerrür ediyor ve bugün aynı şey yeniden yaşanıyor: Kahrolası, lânet olası “Çağdaş Ateş Ashabı Budistler”, 70-80 yıldan beri yaptıkları çeşitli zulümler, yıldırmalar, sürgünler, öldürmeler yetmiyormuş gibi, şimdi de Güneydoğu Asya’da bulunan Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan Müslüman halkı, ateş dolu hendeklere atarak diri diri yakıyorlar!..

Evet, şaka değil, gerçek!..

21. yüzyılda oluyor bu olay!..

Evet; bütün dünyanın gözü önünde Arakan’lı Müslüman kardeşlerimiz, kafalarına sopalarla vurularak, ayaklarından sürüklenerek, içi ateş dolu hendeklere atılarak cayır cayır yakılıyorlar!...

Dileyen, “Çağdaş Ateş Ashabı Budistlerin” Müslümanlara reva gördükleri bu zulmü sosyal paylaşım sitelerinden kolaylıkla izleyebilir!.. Yine dileyen, bu zâlim ve gaddarlar, Müslümanları ateşe atıp cayır cayır yakarken, binlerce insanın etrafta hiçbir müdahalede bulunmadan olaya nasıl seyirci kaldıklarını da esefle ve de ibret nazarıyla izleyebilir!

Tabii burada en câlib-i dikkat şey, bu olay karşısında başta İslâm dünyası olmak üzere, hiç kimsede ses seda çıkmaması!..

Olaya bütün dünyanın sessiz, bütün dünyanın sağır, bütün dünyanın lal kesilmesi!..

Amerika’da veya batı ülkelerinden birinde böyle bir olayın vuku bulduğunu, Yahudilerin, Hristiyanların yahut İslâm dışında herhangi bir dine mensup bir topluluğun böyle bir zulme maruz kaldığını düşünün…

Yer yerinden oynar, adetâ kıyâmet kopardı!..

Başta BM olmak üzere uluslarası bütün kurum ve kuruluşlar toplanır, olayı işleyenler aleyhine çeşitli kararlar alınır, yaptırımlar yapılır, hatta ambargolar uygulanırdı.

Ama iş Müslümanlara gelince, heyhât, yine herkes sessiz, herkes dilsiz, herkes lâl kesiliyor!..

“Ümmet Bilincini Yeniden Kuşanmak” adlı bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bugün Müslümanların yaşadığı hemen her yerde oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Adetâ sıradan bir hayvanın kanından daha değersiz konumda Müslüman kanı… Hayvanlara bir haksızlık yapılmaya görsün, bütün sivil toplum kuruluşları, hayvan koruma dernekleri, haksızlığın giderilmesi için bütün yollara başvuruyor, protesto yürüyüşleri yapıyor, eylemler, gösteriler, mitingler tertip ediyor, avazları çıktığı kadar bağırıyor, feryad-u figan ediyorlar… Ama iş Müslümanların katline, toplu kıyımına, soykırımına, hatta ateşe atılıp diri diri yakılmasına gelince, ses seda yok, herkes dilsiz, herkes sağır, herkes lal kesiliyor!..

Hayvan haklarına gösterilen duyarlılığın ve tepkinin zerresi, Müslümanların hunharca yakılarak öldürülmesi söz konusu olduğunda dahi gösterilmiyor…

Gerçi Başbakanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan ve Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu bizzat olay yerine giderek yaraları sarmaya çalıştılar. Yine bu bölgede yaşayan, yerinden yurdundan edilen, evsiz kalan, mülteci durumuna düşen Müslüman halk için, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir yardım kampanyası başlatıldı. Bu duyarlılıklarından dolayı başta Başbakanımız olmak üzere, eşini, Dışişleri Bakanımızı ve konuya hassasiyet gösteren bütün devlet büyüklerimizi kutluyoruz.

Ancak bu yardımlar yetmez!..

Konunun uluslarası boyuta taşınması, zulme maruz kalan Müslüman halkın haklarının iade edilmesi, kayıplarının tazmin edilmesi ve bilhassa, Arakanlı Müslümanların lideri konumundaki Dr. Muhammed Yunus’un da ifade ettiği gibi, “Devlet yetkililerinin desteğiyle yapılan Budist yağmaların, baskıların ve katliamların” bir kez daha tekerrür etmemesi için BM nezdinde sözkonusu ülkenin kınanması, cezalandırılması, aleyhine yaptırımların uygulanması için her tür yolun denenmesi gerekir.

Başta Sayın Başbakanımız ve Dış İşleri Bakanımız olmak üzere ilgili bütün yetkililerinden beklentimiz, uluslararası düzeyde konuyu sürekli gündemde tutmaları ve asla unutturmamalarıdır.

mehmetkubat@gmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 40
Bu Ay : 3181
Toplam : 3181

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom