Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

ÖZGÜRLÜK ADINA

ÖZGÜRLÜK ADINA
 
 
Özgülük adına ne acılar çekti insan…

Hele Allah’tan başka ilah yok derken… Bir kadın olmak bile engel değildi buna…

Adı Asiye olmuş Firavunun sarayında… Kendi inandığı değerleri yaşamak özgürlüğü adına ne acılara katlanmıştı…

Ve inandıklarını yaşamak, inandıklarında sağlam durmak özgürlüğü adına Asiye Firavuna karşı durmuştu. Bu karşı duruş fiili bir isyan değil, vakur bir değerlerine bağlılık şeklindeydi. Hatta Firavuna söylenen bir hakaret sözü bile söz konusu değildi. Bu bile isyan addedilmişti sarayda…

Adı Sümeyye olmuş, bacaklarının her biri bir deveye bağlanıp zıt istikamete çekilmiş, hınç durmamış ve beklide tam da rahim bölgesine gelecek şekilde mızrak saplanarak şehid edilmişti.

Ve inandıklarını yaşamak, inandıklarında sağlam durma özgürlüğü adına Sümeyye Mekke ekâbirine karşı durmuştu. Bu karşı duruşta aynı şekilde vakur bir değerlerine bağlılıktı. Mekke çöllerinde, Mekke ekâbirine söylenen bir hakaret sözcüğü dahi yoktu. Ne ki Sümeyye değerlerine bağlılıkta ısrar etmişti, bu yetiyordu Mekke ekâbirine…

İnanmak özgürlüğü adına varlığını ortaya koyan Sümeyye ve eşi Yasir’in ‘hınç taifesince’ sıcakkanları akıtılmıştı kupkuru çöle…

Sümeyye’ye yaşatılan acı ile kendi merhametlerini toprağa gömmüştü zulmedenler… Özgür insanı köleleştirmek isteyenler, dünyayı kendilerinin efendi oldukları bir yer olarak kabul edenler merhamet ve adalet sözcüğüne yabancıydı.

Gün olmuş “Yezit’çe” davrananlara karşı hakkı ayakta tutma özgürlüğü adına “Hüseyin” olmuştu insan… Susuz bırakılmış, soluksuz bırakılmıştı. Ve özgürlüğü yok etmek adına ve bir tek zulme özgürlük vermek adına yine çocuklara, kadınlara ve “Zeyneb’in örtüsüne” kadar uzanan eller olmuştu.

Hür doğup hür kalmak, değerlerine sahip çıkmak özgürlüğü adına Zeyneb Yezid’e karşı dik durmuş, alçalan Yezid’in, kendi asil duruşunu yok edemeyeceğini haykırmıştı.

Birileri, bir tek zulme özgürlük alanı oluşturmak için koşturuyordu.

Zulmün özgürlüğü için mahremin ve merhametin yok edilişini yaşamıştı insan…

Zaten zulmün özgürlüğünün mahremin ve merhametin yok edilmesine bağlı olduğunu anlamıştı insanlık. Zulüm; haramla, şirkle, merhametsizlik ve mahremiyetsizlik ile besleniyordu.

İnsanca yaşamak özgürlüğü işkencecilerin saldırısına uğramıştı. İşkence, özgürlüğü baskı altına alarak yok edebileceğini düşünmüştü. Hala böyle düşünüyor. Fakat özgürlük yok edilmeyecek bir insanlık niteliği olarak yerini koruyor. Kıyamete kadar da kimse insandaki özgürlük isteğini yok edemeyecek. Çünkü bu dünyada yaratıcı insana, kendisini inkâr özgürlüğünü bile tanımıştır. Bu özgürlük bile tanındığına göre, insanı insan yapan değerlere yönelik özgürlük isteği asla bastırılamaz.

Sonra yanlışlarını Allah’a dayandırmaya çalışanlara karşı çıkarken özgürlüklerini yitirenler olmuştu. Mezhep taassupları, hizip taassupları, kişisel görüş taassubu nedeniyle ötekinin özgür düşünce alanlarını baskı altına alanlar olmuştu.

Kilisenin tanrılaştırıldığı dönemlerden geçmişti insanlık. Farklı düşünenler “kafasına şeytan girmiş” denilerek en ağır işkencelere uğratılmıştı.

Böylece bir karanlık dönemdir oluşturulmuştu.

Sonra birileri “aydınlanmış olmaktan” bahsetti. “Aydınlığın” özgürlüğe bakışı ise tıpkı Bilal’e kızgın güneş altında işkence edilmesine benzedi. İşkence için gecenin gelmesi beklenmedi. Gün ortasında zifiri karanlık yaşatıldı nice insana… Güneşin ve kızgın çöl kumlarının tanıklığında işkenceler gerçekleşti.

Ve şimdi “laik(çi)lik” adına ve nice isim adına yüreği dağlanırken, uykusu bölünürken, derdest edilip kendisine seveceği ve sevmeyeceği şeyler dikte edilirken…

Bir kez daha insan olma özgürlüğü, inanma ve inanmama özgürlüğü adına varlığını ortaya koyan insan acı çekiyor.

Ben hürriyetimi yaşamak istiyorum, yaşamıyorsam hürriyet kelimesinin ne anlamı var diyor insan.

Bu ses yüreklerde yankı buluyor. Vicdanlarda yankı buluyor fakat “zulme özgürlük gayrisine esaret” diyenlerin sinesine çarpıp geri dönüyor.

Özgürlüğün ne olduğuna dair sorulan sorular tam olarak cevabını bulamıyor.

Nazım Hikmet demişleyin hürriyeti anlamamızı istiyorlar:

“Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
hürsün…”

Bir başka şiire ait bir dörtlük hürriyeti tanımlıyor, şairin ismi Cemil Dursun:

“Canı serbest, ruhu hür; yaşamaktır hürriyet
Düşünceyle, inançtan; tat almaktır hürriyet
Vicdanlar hür, can güvende; hâkim ise adalet
Başka tarif gerekmez, işte budur hürriyet”

***

Doğrusu insan en güzel surette yaratılmıştır.

Bu suretin zengin malzemesi içinde hürriyette vardır.

İnsanı insan yapan malzeme içinde hürriyeti çıkarıp atarsanız, varlık sebebini izah etmekten ürken bir insan tipi çıkar ortaya.

Ona sevmesi gereken ve gerekmeyenleri dayatırsanız, aklını kelepçelemiş olursunuz.

İnsan seçeceğini ve seveceğini kendi aklı ve yüreğiyle seçmelidir ki, hayatta ikiyüzlülükler olmasın.

İkiyüzlülükler büyümesin.

Bugün kimileri tarafından seçilen yol iki yüzlülükleri besliyor.

Her insan kendisini nasıl tarif etmek istiyorsa öyle etsin.

Kim kendisine ne diyorsa o olsun.

Ben kimseyi zorla kendi trenime bindiremem…

Zira gün gelecek, hesaplar ortaya konacak, kitaplar açılacak ve insan kendisini hakikat aynasında seyredecek.

Hakikat aynasında kendisini seyrederken, falan arkadaşım demişti ama ben dikkate almamıştım diyecek, siz onun bugün uyanmasını istiyorsunuz ama o uyanmama hakkını kullanıyorsa yapacağınız hiçbir şey yoktur.

Tabi ki güzel bir dil ve üslupla izahınız olacak. Buna “sen anlat” izahı getiriliyor. Gerekirse “ısrarla anlat” ama kimseye zor koşma…

Zira uyandırmak adına kimsenin boynuna ip takıp çekiştiremezsiniz.

Bukağılar elbette bir gün insanın boynuna geçer ama bu bizim işimiz değil.

Bir anlamı da insan olan YASİN suresinde belirtildiği gibi o sonraki iş, insanı yaratana ait olan iş:

Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.

***

Savaş kültürünü getirip farklı anlama çekmesin kimse.

Bir gün kapıları çaldığında savaş, karşı tarafa esir olanların bile korunması gereken bir izzeti vardır.

Çünkü özgürlük her ortamda insanın izzetinin korunmasıdır.

Özgürlük ötekinin hayat hakkını tehdit etmedikten sonra, yani ben varken sana hayat hakkı yok demedikten sonra, insana bir ufuk açmaktır. İnsanın ufkunu karartmamaktır.

***

Kahkahalarının sebebi bir insana zulmetmek veya öfkelerinin sebebi bir insana işkence planları yapmak olanlar bizi anlamak istemeyebilir.

Biz ne bir tek insana bile zulmedilmesinden hoşlanırız, ne bir insana ne de bir hayvana işkence edilmesinden…

Kimsenin “mazlum gözyaşlarının” üzerine saltanat kuramayız.

Bizim gözyaşlarımızın üzerinde saltanat kurmak isteyenlere de sevgi duymayız.

Unutulmasın…

Özgürlük adına alınacak yolu bitmedi insanın, bitmeyecek de… 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 3
Bugün : 493
Bu Ay : 16573
Toplam : 25831

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom