Alıntı Yazılar

Alıntı Yazılar

alinti-yazilar

Ruşen Çakırla Röportaj

 RÖPORTAJ: NİL GÜLSÜM / Milat

 
Bazı kesimlerin dinciler İran’dan para alıyorlar dedikleri bir dönemde ‘Ayet ve Slogan’ kitabını yazarak önyargıların tersine hareket eden Ruşen Çakır, İslami kesimin kodlarını yakından bilen bir isim. Gazeteci-yazar Ruşen Çakır’la İslami siyasetin 90’lı yıllardan itibaren seyrini, İslami kesime karşı gösterilen yabancı tavırları konuştuk.  Çakır’la Erbakan ve Erdoğan’ın siyasetteki farklılıkları, AK Parti’nin yükselişi, Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve AK Parti ve Cemaat arasında olduğu konuşulan gerilim de sohbetimizde yer alan konuların bazıları.
 
‘Dinciler İran’dan para alıyor, kadınları kapatacaklar, içki yasaklanacak’ denilen bir dönemde siz ‘Ayet ve Slogan’ ı yazdınız. Bu kitap çalışması bir anlama çabasının ürünü müydü, anlatma çabasının mı?
 
-İslami hareketin yükselişinin utangaç bir şekilde tartışıldığı bir dönemdi. Ben biraz da gazeteciliğin acemisi olduğumdan öyle bir heyecanla başladım.  İlk yaptığım haber 163. maddeden hapis yatanlarla ilgiliydi. İlk defa İslamcılara diğer taraftan mikrofon uzatılıyordu. Daha önceki yayınların hemen hepsi, polis raporları, irtica raporları ve benzeri şeylerdi.
 
Bu alana yönelik çalışmalarınız nasıl tepki aldı?
 
Çok tepki aldık. Bu konuda çok eleştiri aldım, birçok kişi benimle dalga geçti, hakaret etti. Ama ilgi daha fazlaydı ve bunun üzerine o çizgi devam etti.
 
Sizi eleştirenlerin gerekçeleri neydi?
 
Ben solcu birisiyim. Gazeteciliğe başladığım dönemden üç yıl önce cezaevinden çıkmıştım. 12 Eylül’de hapis yatmış bir devrimci, solcu kimliğimi koruyan birisiydim. Onun için çok yadırgandım.  Çünkü sol o zamana kadar, İslami hareketleri bir ilericilik-gericilik ekseninde algılıyor, modernite karşıtı olarak görüyordu. Hâlbuki ben bu hareketin modernitenin ürünü olduğunu gördüm.
 
İslami kesimin bakış açısı nasıldı?
 
İslami kesimden de şüphe ile bakanlar oldu. Kimileri benim ilgimi İslamcılığa ilgi olarak görmeye algıladılar. Karışık bir şeydi aslında, ne İsa’ ya, ne Musa’ ya yaranılamayan bir durumdu.  Bu çalışmanın büyük bir ihtiyaca denk geldiğini düşünüyorum. Sonuç olarak çok memnunum.
 
İslami camianın içinden bir grubun siyasal ve toplumsal açıdan iktidara gelmesi çoğu kimsenin şaşırdığı bir durum oldu. Siz yükselen İslami hareketin iktidar yürüyüşünü o dönemde öngörebilmiş miydiniz?
 
Bunları bire bir böyle yaşandığı şekliyle görmek tabi ki mümkün değil.  Ama bazılarının zannettiği gibi İslami hareketin yükselişinin marjinal ya da engellenebilir bir yükseliş olduğunu düşünmedim.
 
Yükselişi görmezden gelmek istediler
 
Engellenebileceği mi düşünülüyordu?
 
Ben, 94 yerel seçimlerinde Milliyet’te kadrolu elemandım. Refah Partisi ile ilgili yapmak istediğim haberlerin çoğuna izin vermediler. Ben yükselişi anlatıyordum, onlar ise bunu göstermek istemiyorlardı, göstermeyerek de yükselişi engelleyeceklerini zannediyorlardı.
 
O dönemde şimdi Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili süreci, yükselişi ne şekilde değerlendiriyordunuz?
 
Yenilikçilerin lideri Tayyip Erdoğan’ın, daha İslami bir Anap’ın lideri olabileceğini ve bu hareketi merkeze taşıyacağını söylüyordum. Bu hareketin aslında sanıldığı gibi sistem karşıtı olmadığını, sistemin dışında olduğunu, amacının sistemin merkezine gelmek olduğunu söyledim. Hem Milli Görüşün, hem de daha sonra AKP’nin ortaya koydukları bence çok önemli beceriler.
 
Erbakan dönemi siyasetle, Erdoğan dönemi siyaset arasında nasıl bir farklılık var?
 
Yenilikçiliği bazıları ilk başta daha az İslamcı zannettiler. Yenilikçilik, ideolojik olarak daha İslamcıdır. Gelenekçiler kendilerini dünyanın merkezine koyuyorlardı, onlar dünyanın diğer İslami hareketlerini kendilerinin çatısı altında görmek istiyordu. Yenilikçiler laikliğe yakın değil, tam tersine daha katı İslamcılardı ama modern yöntemleri kullandılar.  Özellikle Refah ve Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra ‘Türkiye’de ne kadar oy alırsak alalım, sistem nezdinde bir meşruiyet sorunumuz var’ diyerek ulusal meşruiyet eksikliğini, uluslararası meşruiyet ile dengelemek istediler. Hoca’dan en büyük kopuşu, ‘Hıristiyan Kulübü’ söylemlerinden koparak yaptılar.  Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri hatta İsrail ile çok iyi ilişkiler geliştirdiler. Böyle bir meşruiyet sayesinde Türkiye’de AKP iktidarında darbe olmadı.
 
Erdoğan’ın rakibi yok
 
Siz Tayyip Erdoğan’ı, uzun yıllardır tanıyorsunuz. Erdoğan’da ne değişti ne aynı kaldı?
 
Ben onu tanıdığımda çok katı bir İslamcıydı ve bunu özellikle göstermeye çalışıyordu. Şimdi geldiği nokta ile başladığı nokta arasında tabi ki fark var ama yine aynı kişi. Çok iyi biri, çok iyi bir lider, çok hızlı, pratik kararlar alıyor. Şuanda Türkiye’nin tartışmasız tek siyasi kişiliği, rakibi yok bu çok net.
 
Son dönemde Erdoğan aslında rücu etti diyenler var, siz nasıl değerlendiriyorsunuz Erdoğan’ın son dönemini?
 
Bunlar süreci okumadan yapılan değerlendirmeler. ‘Tayyip Erdoğan kendini sakladı günü geldi ve bir şeyler yapıyor’  gibi bir şey yok. Daha önce yapabilseydi daha önce yapacaktı demek ki olmadı, şimdi daha müsait ki şimdi yapıyor, başka bir şey düşünülmemeli. AKP nin başarısı aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin ürünüdür, aslında Atatürk’ ün başarısıdır. Atatürk çevreyi merkeze taşımak istedi ama başka türlü taşımak istedi, onun istediği türlü olmadı ama başka türlü oldu.
 
Kaygılananlar da var geçmişte olduğu gibi…
 
Ortada şeriat yok, olacağı da yok. Türkiye, böyle bir sistemde devam edecek. Seçmeli Kur’an dersi, gibi uygulamalar iddia ettiği gibi, Türkiye’nin şeriata gitmesinin işareti filan değildir. Keşke daha önce olsaydı, geç kalmış şeyler bunlar. Onun için buradan kalkıp, İslami çevrenin büyük bir coşkuya kapılması ya da öteki tarafın kaygı duymasına gerek yok. 
 
Şimdiden bakınca genel siyaset sahnesine yönelik tespitiniz ne yönde?
 
Ben Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkmak istediğini düşünüyorum, ilk başta da istemişti sonra vazgeçti. Erdoğan, halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olmak gibi bir şerefe nail olmak isteyebilir. Tayyip Erdoğan gibi bir figür ortaya çıkarsa, halktan aldığı güçle çok etkili bir Cumhurbaşkanlığı yapabilir. 
 
Gül, Başbakan olmalı
 
Erdoğan’ın siyasi yürüyüşü köşkte devam edecek olursa yerine kim geçer?
 
Kendisi köşke çıkması durumunda yerine Yıldırım Akbulut gibi vekâleten birisini atayacağını zannetmiyorum. Erdoğan kendini halka öyle sevdirdi ki artık düşük profilli birisi olamaz.  Abdullah Gül’ün başbakan olmasını dillendirenler var, bence de en makul olan senaryo budur.
 
Türkiye’deki cemaatlerin genel olarak durumu nedir, değişim oldu mu yıllar içinde?
 
Türkiye’ deki cemaatlere, partilere, gruplara, çevrelere baktığınız zaman, bunların hemen hemen hepsinin marjinalleştiğini görüyoruz. Bir zamanların en önemli hareketi olan Süleymancılar, ciddi bir şekilde Fethullah Gülen hareketinin gölgesinde kaldı. Nakşibendiliğin İskender Paşa kolu, Esat hocanın vefatı ile gerilemişti. Erenköy cemaati hala belli bir çevrede etkisini gösteriyor. Menzil, Nakşibendilikte varlığını sürdürüyor, kendi içinde ikiye ayrıldılar.  Bu anlamda baktığınız zaman Türkiye’de, Gülen Cemaati’nin cemaatler adına çok büyük bir hegemonyası var.
 
Gülen hareketine geçmişten bugüne baktığınızda neler söylersiniz?
 
Gülen hareketinin nurculuğun içerisinde yeni bir şey yaptıkları kesin. Fethullah Gülen’in kendisi nurculuktan koptuğu anda yepyeni bir şey yapmıştı, bu rotayı o zaman çizmişti. Yakın zamanda yaptığı bir şey değil bu.
 
Cemaat içerinde yeni yapılanmalar oluyor diyenler var siz ne dersiniz?
 
Gülen cemaati hakkında spekülasyon çok yapılıyor. Şeffaf olmadığı için hakkında çok fazla bir şey bilmiyoruz, bildiklerimizin çoğu spekülatif. Ben de bunlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum.
 
Cemaatten mi spekülasyonlardan mı?
 
Türkiye’ de her türlü cemaat hakkında spekülasyon yapmak serbesttir, bir şey olmaz, bol bol yapılır. Ama Gülen Cemaati hakkında spekülasyon yapmak artık o kadar da mümkün değil. Cemaat kendine dokundurtmama yolunda refleksler geliştiriyor, başka cemaatlerin bu konuda bir gücü yok ama bu cemaatin var.
 
Spekülasyon yapanların hiç mi suçu yok?
 
Türkiye’de bugün, ulusalcı ve bilumum faşizan çevre, kendi meşruiyetini Gülen Cemaati eleştirisinde arıyor. Bu çok yanlış bir şey.  Gülen cemaatini eleştirmek, yorumlar yapmanın böyle bir riski var. Hiçbir zaman sevmediğim, birlikte olmak istemediğim insanlarla yakınmış gibi, algılanmama yol açıyor.
 
Kimler onlar?
 
Şuanda Ergenekon. Benim hakkında en pis şeyleri yazanlardan birisi Ergenekon’dan içeride olan Ergün Poyraz’dır. Yakınlarda benim aleyhime, sözüm ona muhafazakar bir gazetede aleyhime yazan,  dezenformasyon yapan insanın yazdıkları ile, Ergün Poyraz’ın yazdıkları aynıdır. Bunların arasında fark yok. Onlar dünün derin devletinin unsurlarıydı, bunlar da bugünün derin devletinin unsurları olmak istiyorlar.
 
Ne istiyorlar sizden?
 
Yıldırmak istiyorlar. İslami hareket üzerine yazdığım zamanlarda, hakkımda çıkan yalanların benzerlerini, şimdi başkaları yapmak istiyor. Türkiye’de gücünü sadece gazetecilikten alan insanlara bir takım insanlar tahammül edemez. Bu, sadece benim başıma değil Ahmet’in, Nedim’in de başına geldi, onların canını epey acıttılar. Ama sonuçta kaybeden kendileri oldu. Bir direniş çıktı ve Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün sembolü oldular. Yapmak istediklerinin tam tersini yarattılar.
 
Kimler bunlar?
 
O tür insanlar üzerine fazla konuşmaya gerek yok. Herkes kimin ne olduğunu biliyor, yazdıklarımız, yaptıklarımız ortada. Ben, cezaevi yatmış bir insanım, kendimi bildim bileli telefonu dinlenen, takip edilen bir insanım. İstesem de gizli kapaklı bir şeyi yapmanın imkanı da yok, yapmam da zaten, her şeyim açıktır. Ama burada bu tür iddiaları bizlere yakıştırmaya çalışan insanların kim olduğu, kiminle nasıl ilişkiler kurdukları çok şüpheli.
 
AK Parti ile cemaat arasında ne yaşanıyor?
 
İktidar savaşı. 27 Nisan muhtırası, AKP ile cemaat arasındaki karşılıklı rezervlerin kalkmasına neden oldu. Askeri vesayetin tekrar egemen olması durumunda, bundan sadece AKP değil, cemaat de zarar görür. Hatta askerin hükümetten çok, cemaatle sorunu olduğunu biliyoruz. Dolayısı ile bir ittifaka girdiler. Yüzde 47 alınmasında cemaatin çok etkisi oldu.
 
Sonra ne oldu peki?
 
Ardından gelen süreçte, Ergenekon soruşturması olduğunda, cemaatin devlet içerisindeki kadroları çok aktif bir şekilde yer aldılar. Asker, polis, savcı, yargıç, medya böyle bir şeyde, Ergenekon, balyoz soruşturmalarında, cemaatin varlığı olmasa bunlar böyle yürüyemezdi. AKP’nin tek başına altından kalkamayacağı kadar büyük olaylardı bunlar. Daha sonra askeri vesayeti tasfiye edilmesinin ardından ortak bir düşman kalmayınca, baş başa kaldılar. Baş başa kaldıklarında, artık kim daha çok yer tutacak tartışmaları başladı.
 
Tayyip Erdoğan ve AK Parti üst düzey yöneticilerinin, Oda TV, Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarda aşırıya gidildiğini düşündükleri konuşuluyor çeşitli mahfillerde. Sizin yorumunuz nedir?
 
Gizli kapaklı işleri bilmiyorum, alenen olanları biliyorum. Mesela İlker Başbuğ’un tutuksuz yargılanmasını istediler ama olmadı, bu çok acık. Daha önce bir takım komutanlardan bazılarının tutuklanmasını istemediler, hatta birileri kısa bir dönem girdi, çıktı. Ahmet, Nedim olayından da AKP’nin çok rahatsız olduğunu biliyorum. Bunları da iktidar partisi ile de gazeteci olarak düzenli ilişki içerisinde birisi olarak biliyorum.
 
İşimden oldum
 
Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklulukları boyunca destek verdiniz ve bu desteğinizi ısrarla sürdürdünüz. Bu desteğin anlamı neydi?
 
Birinci olarak ikisini de tanıyorum, ikisi de benim arkadaşım. Ayrıca bunun iftira olduğunu da biliyorum. Büyük kumpas ve komplo olduğuna eminim. Basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne çok ciddi, çok acemi bir saldırıydı bu. Benim kişisel olarak önceliğim, arkadaşlarımın tahliye olmasıydı.  Ahmet ve Nedim olayı yüzünden de başıma çok şey geldi.
 
Ne geldi başınıza, neler oldu?
 
NTV’deki işimden oldum mesela.
 
Size tavrınızdan dolayı işinize son veriyoruz mu dediler?
 
Bana alenen kalkıp da sen böyle yaptığın için programını kaldırdık demiyorlar ama ben onun öyle olduğunu biliyorum. Ben programımı tutayım diye kendimden taviz verecek değilim. Çok ciddi bir şekilde tehditler aldım. Dezenformasyon, itibarsızlaştırma kampanyaları yapıldı.
 
Tehdit nereden geldi?
 
Tehdit dediğim dezenformasyon.  Birde tabi şöyle bir şey var, bu olay başarılı oldu. Burada bir başarı varsa, bu başarı Ahmet ve Nedim’in özellikle de eşlerinin başarısıdır. Bu olay, Türkiye’de son dönemlerde yaşanmış en temiz, sivil inisiyatiflerden birisidir. Bu tam bir demokrasi sınavıydı, biz bu sınavdan geçtik. Bazıları kaldı, kalanların kimler olduğu da biliniyor.
 
Cemaate kızgın değilim
 
Cemaatin size kızgınlığı var mı?
 
Bilmiyorum, çok da önemsemiyorum. Ben hiç kimsenin gitmediği zamanda bunların Abant kamplarına katılımcı olarak katılmış, haklarında yazmış, çizmiş bir insanım. Ben onları iyi tanıyorum, onlar da beni iyi tanıyorlar. Ben onlara nasıl bakıyorsam, onlarda bana öyle bakıyor diyelim. Ben onlara kızmıyorum, onlar da bana kızmıyordur herhalde, ama çok da umurumda değil.
 
Sizin cemaate duruşunuz nasıl?
 
Onlarla diyalog içerisinde olmaya çalışıyorum, en kritik dönemlerde kendileri ile görüşmek istedim, ama onlar benimle görüşmek yerine, arkamdan dezenformasyon kampanyalarını tercih ettiler. Ben gazetecilik yapıyorum, herhangi bir cemaate yaranmak gibi bir kaygım yok. Zaten Fethullah Gülen cemaati haklarında asılsız, yazı yazan insanları mahkemeye veriyor. Benim hakkımda bir kere bile açılmış dava yoktur.
 
Mirzabeyoğlu’na yapılan çok saçma
 
İbda hareketini yakından tanıyan bir kimse olarak Mirzabeyoğlu davası hakkında ne söylersiniz?
 
28 Şubat dönemi kapanırken, Salih’in üzerine beton dökülmesi kadar saçma bir şey olamaz. Sağa sola molotof kokteyli atan çocuklar oldu ama bunların hiçbirisinin onun talimatıyla yapıldığına inanmıyorum. Ona çok sert, çok planlı bir şey yaptılar.
 
Milli Görüş AKP’de devam ediyor
 
Milli Görüş’ün kodlarını çok iyi bilen bir kimse olarak Necmettin Erbakan’ın vefatından sonraki dönemde hareketin durumunu nasıl görüyorsunuz?
 
İçim cız ediyor, çok yazık oluyor. Milli Görüş AKP’de devam ediyor, o anlamda Milli Görüş başarılı. Ama AKP dışında kalan insanların durumu içler acısı. Bazen bu konuda yazayım diyorum sonra içim elvermiyor. Saadet’in içerisinde, Oğuzhan Asiltürk’ün ulusalcı çıkışlarını gördükçe çok üzülüyorum açıkçası. Saadet’ten bir şey çıkma ihtimali yok, keşke bir vakıf kursalar.
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 12
Bugün : 346
Bu Ay : 2549
Toplam : 2549

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom