Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (V)

  KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (V)

Kutlu doğum haftasını idrak ettiğimiz şu günlerde Efendimiz (s.a.v.)’in her bir karesi ibret dolu örnek yaşamıyla kendi yaşantımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kurmak için nasıl bir çaba içerisinde olmamız gerektiğine dair o (s.a.v.)’nun hayatından birkaç tabloya dikkati çekerek bu konuya bir nokta koymak istiyorum. Zira örnek almakla yükümlü olduğumuz o Rahmet Elçisi (s.a.v.)’nin saf, arı-duru, tertemiz yaşantısında bireysel ve toplumsal hayatımıza ışık tutacak mükemmel sahneler vardır.

Hz. Peygamber (s.a.v.), her şeyden önce, insana esas değerini kazandıran ahlâkî meziyetleriyle ünlüydü. Bu ahlâkî meziyetleri, onu tevazunun zirvesine taşımıştı. Nitekim onu bir kral zannederek karşısında titreyip heyecanlanan bir kimseye hükümdar olmadığını, Kureyş kabilesinden kurutulmuş et yiyen bir kadının oğlu olarak sıradan bir beşer olduğunu hatırlatmıştır. Benliğin, menfaatin, kişisel çıkarın, kibir ve bencilliğin öncelendiği günümüzde, Yüce Rabbimiz (c.c.)’in âlemlere rahmet olarak gönderdiği (Enbiyâ, 21/107), Hz. Âişe (r.a.)’nin ifadesiyle “Ahlâkı Kur’an olan” (Müslim, Musâfirîn, 139) Efendimiz (s.a.v.)’in getirdiği kutlu mesajı daha iyi anlamaya ve onun örnek ahlâkını kuşanmaya ne kadar da muhtacız!

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in meziyetlerinin başında âdil olması, zulme karşı durması gelir. Adâlet vasfı onda en mükemmel şekilde mevcuttu. O (s.a.v.), fıtraten adâlet, doğruluk ve dürüstlükle özdeşleşmişti. O (s.a.v.), hak, hukuk ve adâlet konusunda kendisini ayrı tutmaz, kendisine farklı bir muamele yapılmasını kabul etmezdi. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), Bedir Gazvesi'nde, savaştan önce, elinde bir okla İslâm ordusunun saflarını düzeltirken, Sevâd (b. Gaziye) adlı sahâbînin safı bozduğunu ve biraz ileri çıktığını görür. Karnına okla dokunarak hizaya geçmesini ister. Fakat Sevâd, "Yâ Resûlallah canımı acıttın! Şüphesiz Allah seni hak ile gönderdi; kısas uygulamama müsade et" der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), karnını açarak kısas uygulamasını söyler. Sevâd hemen onu kucaklar ve öper. Hz. Peygamber (s.a.v.) niçin böyle yaptığını sorduğunda, "Yâ Rasûlallah! Görüyorsun, savaşa çıkıyoruz. Her an öldürülebilirim. Son kez sana dokunmak istedim"der. Hz. Peygamber (s.a.v) de ona hayır dileğinde bulunur.

Ebû Said el-Hudri (r.a.)’nin aktardığı şu olay da oldukça mânidardır: “Rasûlullah (s.a.v.), bir seferinde savaşta ele geçen malları sahabîleri arasında paylaştırıyordu. Müthiş bir izdiham vardı. Çok kalabalıktılar. Öyle ki, sahabîlerden birisi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sırtına çıkarcasına üzerine abanmıştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), elinde bulunan ince hurma çubuğuyla o kişiye işaret ederek bir tarafa çekilmesini istedi. Çubuğun uç kısmı adamın yüzüne gelerek birazcık çizdi. Bunun farkında olan Efendimiz (s.a.v.) elindeki sopayı o kişiye verdi ve "İşte yüzüm, gel, sen de benden hakkını al" dedi. Fakat Rasûlullah (s.a.v.)'ı canından fazla seven sahabî, "Ya Rasûlallah, ben hakkımı helâl ediyorum, sizi bağışlıyorum" dedi ve vazgeçti.” Şahsî çıkar ve menfaatin öncelendiği, her tür kayırmacılığın kol gezdiği şu zulüm ve haksızlık dolu dünyada Efendimiz (s.a.v.)’in adâletine ne kadar da muhtacız!

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in önde gelen bir diğer vasfı da hak bilir olmasıydı. O (s.a.v.)’nun hak bilir olduğuna dair sayısız örneklerden biri şudur: Sahabîlerden birisi bir yahudiden bir miktar borç almıştı. Vade dolmuş, yahudi de ısrarla parasını istiyordu. Fakat sahabînin borcunu eda etmek için sırtındaki elbisesinden başka para edecek bir malı yoktu. O sırada Hz. Peygamber (s.a.v.), Hayber Savaşı için hazırlıklar yapıyordu. Bilindiği üzere bu sefer yahudilere yönelik olarak gerçekleşecekti. Sahabî, yahudiden biraz süre istediyse de, yahudi buna razı olmadı. Mesele Efendimiz (s.a.v.)’e iletildi. Yahudi, sahabîyi kolundan tutup Rasûlullah (s.a.v.)’ın huzuruna getirdi. O’ndan alacağını tahsil etmesini istedi. Kaynaklarda isminin Ebû Hadrad olduğu kaydedilen sahabî, verecek bir şeyinin olmadığını, Hayber’in fethinden sonra eline ganimet olarak bir şey geçerse vereceğini söyledi; ancak yahudi diretiyordu. Sonunda Hz. Peygamber (s.a.v.), fakir sahabîsinden, para edecek yegâne malı olan sırtındaki elbisesini satarak borcunu ödemesini istedi. Ebû Hadrad (r.a.) da hiç beklemeden öyle yaptı. İşte Efendimiz (s.a.v.), Yahudilerin üzerine bir sefer hazırlığı yaptığı sırada bile, gözü gibi koruduğu, evlatlarından daha fazla üzerlerine düştüğü, koruyup kolladığı sahabîlerinden birine karşı, hak sahibi olduğu için yahudinin hakkını alıp kendisine iade etmiştir. Hak ve hukukun hiçe sayıldığı günümüzde Müslümanlar olarak Rasûlullah (s.a.v.)’ın hak bilir vasfını sahiplenmeye ne kadar da muhtacız.

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in önde gelen meziyetlerinden biri de hayatı boyunca asla yalan söylememiş olmasıdır. Yaşamına tanıklık etmiş dost-düşman herkes onun hiç yalan söylemediğini itiraf etmiştir. O (s.a.v.), mazereti olduğu zamanlarda bile, söz gelimi savaş hali gibi İslâm Hukuku’nda yalan söylemeye cevaz verilen durumlarda dahi, asla hilâf-ı hakikat sayılabilecek sözler sarf etmemiştir. Gerçekte bal gibi yalan olan ancak adına “beyaz yalan” veya “pembe yalan” denilerek günahtan sayılmayan yalanın bininin bir para olduğu günümüz dünyasında insanlık Efendimiz (s.a.v.)’in doğru sözlülüğüne ne kadar da muhtaç!

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir diğer üstün meziyeti de son derece cömert ve şefkatli oluşudur. O (s.a.v.), misafire ikram eder, fakirleri, kimsesizleri, yaşlıları, yetimleri ve yoksulları doyurur, muhtaçların, zayıfların ve güçsüzlerin hep yanında yer alır ve onlara yardımda bulunurdu. Arkadaşlarından birini, “Sakın kesenin ağzını sıkma, sonra Allah da sana sıkarak verir” diyerek cimriliği bırakıp cömert olmaya davet etmiştir. Onun eşsiz şefkatinden en çok çocuklar, kimsesizler, yaşlılar, zayıflar, öksüz ve yetimler istifade ederdi. "Kalbim katılaştı. Ne duygulanabiliyor ne de ağlayabiliyorum” diyen bir sahabîye Hz. Peygamber (s.a.v.), "fakiri doyurup bir yetimin başını okşarsan eğer, içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissedersin” diyerek cömertlik, şefkat ve fedakârlık gibi yüce hasletlerin ruh dinginliği üzerindeki olumlu tesirlerine işaret etmiştir. Açlıktan ölmek üzere olan fakirlerin iniltileriyle şımarık zengin ayyaş ve sarhoşların naralarının birbirine karıştığı şu çelişkiler yumağı dünyada insanlık Hz. Peygamber (s.a.v.)’in eşsiz şefkat ve cömertliği etrafında kenetlenmeye ne kadar da muhtaç!

“Kuşkusuz Allâh ve melekleri Peygamber’e salât etmekte (onun şerefini gözetip şânını yüceltmekte)dir. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, (onun şerefini gözetip şânını yüceltmeye özen gösterin) ve ona içtenlikle salat-u selâm getirin (ona esenlik dileyin).” (Ahzâb, 33/56).

Ey Kutlu Elçi! Sana sonsuz salât-u selâmlar…

mehmetkubat@gmail.com
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 372
Bu Ay : 19459
Toplam : 28717

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom