Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (IV)

 KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (IV)

Malum olduğu üzere Müslüman sayılabilmenin asgari şartı Kelime-i Tevhid’i dil ile söylemektir. Kelime-i Tevhid’in ilk yarısı Yüce Allah’ı ilâh olarak birlemek, ikinci yarısı ise, Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna dair yapılan şehâdettir. Yani imanın makbule şayan olması için sahîh bir Allah tasavvuru yanında, sahîh bir peygamber tasavvurunun da bulunması şarttır. Bu bağlamda Hz. Peygamber (s.a.v.) ile ilgili tarih boyunca oluşan yanlış algıyı düzeltmek ve doğru bir peygamber tasavvuruna ulaşmak için şu hususlara dikkat etmek gerekir:

I- Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Âdem(a.s.) ile başlayan peygamberlik zincirinin son halkasıdır. Yüce Allah, insanlık tarihi boyunca her millete dünyada hakkı ve bâtılı göstermek, kıyâmet gününü ve âhireti hatırlatmak ve onları dünya ve âhiret mutluluğuna ulaştırmak için peygamberler vasıtasıyla müdahalelerde bulunmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.), söz konusu peygamberlik müessesesinin son temsilcisidir. Nitekim De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim”(Ahkâf, 46/9) âyeti, Rasûlullah’ın peygamberliğinin, dünya tarihinde ilk kez görülmüş bir peygamberlik olmadığını vurgular.

II- Üstlendiği görev açısından Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, kendisinden önce gelmiş-geçmiş bütün peygamberlerden hiçbir farkı yoktur ve o (s.a.v.), kendisinden önceki peygamberlerin kendi asrındaki izdüşümüdür. Peygamberlerin kendi dönemlerinde ifa ettikleri görevleri, Rasûlullah (s.a.v.) da kendi asrında aynen deruhte etmiştir. Nitekim tarih boyunca birbirlerinden farklı zamanlar ve farklı coğrafyalara Allah’ın mesajını ulaştırmakla görevlendirilen bütün peygamberlerin aynı kelime ve aynı cümlelerle, tıpatıp aynı mesajı tekrarlamaları, peygamberlerin üstlendikleri görev açısından birbirlerinden farksız olduklarının en kuvvetli delilidir:

“Biz her kavme: «Allah’a ibâdet edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur» (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber göndermişizdir.” (Nahl, 16/36).

Biz senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona: «gerçek şu ki, Benden başka ilâh yoktur; onun için hep Bana ibâdet edin» diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ, 21/25).

“(Bütün kavimlere) kendilerinden «Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur, Allah’dan korkmaz mısınız?» diyen bir peygamber gönderdik.” (Mü’minûn, 23/32).

“(Nuh): «Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin. sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur» dedi.” (A’râf, 7/59; Mü’minûn, 23/23).

“(Hûd): «Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur» dedi.” (A’râf, 7/65).

“(Sâlih): «Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur» dedi.” (A’râf, 7/73).

“(Şuayb): «Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur” dedi” (A’râf, 7/85).

“(Yûsuf): «O (Allah), yalnız kendisine ibâdet etmenizi emretmiştir; işte dosdoğru din budur» dedi.” (Yûsuf, 12/40).

“(İlyâs): «Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba’l putuna mı taparsınız?» demişti.”(Saffât, 37/124-126).

“(İsa şöyle dedi): «Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.” (Âl-i İmrân, 3/51).

“(Ey Muhammed! De ki:)...Hâkim ve her şeyden haberdar olanın yanından, açıklanmış, âyetleri muhkem bir Kitap: Allah’tan başkasına ibâdet etmeyesiniz diye…” (Hûd, 11/1-2).

Ayrıca “Allah katında yegâne din, İslâm’dır” (Âl-i İmran, 3/19) âyeti, Hz. Muhammed’in getirdiği dinin, yalnızca ona gelen, eski ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir din değil, bilakis eskiden beri var olan ve ilk insan Hz. Âdem (a.s.)’den itibaren bütün peygamberlere tebliğ edilen Tevhid dini İslâm, getirdiği Kitab (Kur’ân)’ın da ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.)’le başlayarak diğer bütün elçilerle (Allah’ın selâmı hepsinin üzerine olsun) süregelen vahyin bir devamı olduğunun ispatıdır.

III- Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisinden önce gönderilen bütün elçiler gibi beşer bir peygamberdir. “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim(Kehf, 110) âyeti, Rasûlullah (s.a.v.)’ın, olağan üstü vasıflara sahip olmadığını, tıpkı diğer peygamberler ve insanlar gibi bir beşer olduğunu ve tanrılık vasıflarının olmadığını açıkça ortaya koyar. Yüce Allah, Yahudiler, «Üzeyr Allah’ın oğludur» dediler. Hıristiyanlar da, «Mesîh (İsa) Allah’ın oğludur» dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Bu kimseler sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!(Tevbe, 9/30) buyruğuyla, peygamberlere gösterilen aşırı ta’zîmin neticede şirke (Allah’a ortak koşmaya) götüreceğine işaret etmiştir.

IV- Hz. Muhammed (s.a.v.), melekler gibi sıra dışı bir hayat değil, bütün yaşamı boyunca peşinden gidilebilir, öykünülebilir, yani taklit edilebilir bir yaşam sürmüştür. Mekke müşrikleri tıpkı kendileri gibi bir beşer olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğini bir türlü kabullenmeyerek, Bu ne biçim peygamber ki yemek yiyor ve çarşıda, pazarda dolaşıyor?!... Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya! (Furkân, 25/7) diyorlardı. Oysa peygamber bir melek olsaydı, beşeriyet için peşinden gidilip örnek alınması imkânsız olurdu. Konuya dair şu hadis oldukça dikkat çekicidir: Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in evine bir gurup erkek gelerek, içlerinden biri: «ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım» dedi. İkincisi: «ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiçbir gün terk etmeyeceğim» dedi. Üçüncüsü ise: «kadınları ebediyyen terk edip, onlara hiç dokunmayacağım» dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki, Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç tutar, bazen yerim; bazen namaz kılar, bazen uyurum; kadınlarla da beraber olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir.” (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5; Nesâî, Nikah 4.)

V- Peygamberler arasında fark gözetmemek, İslâm’ın şiarlarından biridir. Hz. Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrahim, Lût, İsmaîl, İshâk, Ya’kûb, Yûsuf, Eyyub, Şuayb, Mûsa, Hârûn, Zül-Kifl, Dâvûd, Süleymân, İlyâs, Elyesâ, Yûnus, Zekeriyya, Yahya ve Îsâ peygamberlerin (Allah’ın selâmı hepsinin üzerine olsun) konumu ne ise, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in konumu da odur. Bu peygamberler kendi dönemlerinde hangi vazifeyi icra etmişlerse, Hz. Muhammed (s.a.v) de kendi asrında aynı vazifeyi deruhte etmiştir. “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de öylece iman ettiler. Onlardan her biri Allaha, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. “O’nun rasûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz” dediler” (Bakara, 2/285) âyeti peygamberler arasında fark gözetmemenin farziyetine işaret eder. “De ki, Allah’a, bize indirilene, İbrâhim’e, İsmâil’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve torunlarına indirilene, Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O’na teslim olanlarız” (Âl-i İmran, 3/84) âyeti de Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, önceki peygamberlerin bir devamı, onların risâletlerinin tamamlayıcısı olduğunu açıkça ilan eder. Bu konuya dair bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur: “Bütün peygamberler babaları bir, anneleri ayrı olan kardeşlerdir ve dinleri birdir.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahabe, 145).

Bir sonraki yazıda bu konuya bir nokta koyacağız.

mkubat66@hotmail.com

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 11
Bugün : 40
Bu Ay : 40
Toplam : 40

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom