Prof. Dr.  Mehmet Kubat

Prof. Dr. Mehmet Kubat

mehmetkubat@gmail.com

KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (III)

KUTLU ELÇİYİ ANARKEN (III)

Hz. Peygamber (s.a.v.) söz konusu olduğunda, onun peygamberlik öncesi hayatına atıflarda bulunarak yalan yanlış düzmeceleri, kesinliği tartışma götürür bir takım rivayetleri gündemde tutanlar, gerçekte üzerlerine düşen görevleri yapmaktan sakınmak, yani fedakârlıktan kaçmak için bu yola başvurmaktadırlar. Bana kalırsa bu kimseler, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in nübüvet sonrası hayatının fedakârlık gerektirdiğini, ayrıca bu fedakârlığın kendilerine büyük bir sorumluluk yüklediğini pekalâ bilmekte, bu nedenle de nübüvvet öncesi uydurma bir takım rivayetlerin arkasına sığınarak Rasûlullah (s.a.v)’a karşı görevlerini yerine getiriyormuş gibi gözükmeye çalışmaktadırlar.

Nübüvvet sonrası yaşamı dikkatle irdelendiğinde, başkalarının yaşayıp da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hariçte kaldığı hiçbir güçlük ve özellikle de hiçbir fedakârlık gösterilemez. O (s.a.v.), diğer mü’minlerle birlikte açlık ve çeşitli zorluklara göğüs gerenlerin bizzat içinde, yanında ya da yöresinde yer almıştır. Bizler de bu tür zorluklara göğüs germeye hazır mıyız?

Hz. Peygamber (s.a.v.), başkalarına emrettiği her işe onlarla birlikte katılmış ve yükü onlarla beraber omuzlamış, hatta bu gibi hususlarda onlardan daha fazlasını yapmıştır. Bizler de bu tür fedakârlıklara katlanabilir miyiz?

Rasûlullah (s.a.v.), yeryüzünde ahlâk, doğruluk, dürüstlük, âdalet, refah ve mutluluğun hâkim olması için bütün hayatını fedâ etmiştir. Bu ideal uğruna o (s.a.v.), zenginliği, fakirliğe tercih etmiştir. Bilindiği gibi İslâm davasından vazgeçmesi için kendisine yapılan bütün maddî ve dünyevî teklifleri elinin tersiyle reddetmiştir. Nitekim o (s.a.v.), peygamberlikten önce ticaretle uğraşan biriyken, peygamberlikten sonra ticareti bırakmıştır. Ayrıca o (s.a.v.), Peygamberliğin yedinci yılından (616), onuncu yılına (619) kadar Mekke müşriklerinin sosyal ve ekonomik boykotu altında yaşamıştır. Bu boykot esnasında Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hatice (r.a.) ve Ebû Tâlib tüm servetlerini tüketmiş; yiyecek bulamadıkları için zaman zaman karınlarına taş bağlamış, buldukları deri parçalarını yiyecek denli açlıkla yüz yüze nice günler geçirmişlerdir. Yer yer tahammül sınırlarını zorlayan bu denli zorluklar ve sıkıntılar Rasûlullah (s.a.v.)’ın hayatında gösterdiği fedakârlık örneklerinden sadece bir kaçıdır. Bizler de benzer fedakârlıkları sergilemeye var mıyız?

Yine o (s.a.v.), savaş alanlarından bir an olsun ayrılmamış ve bir adım dahi geri çekilmemiştir. Bu esnada diğer Müslümanların aileleri gibi onun ailesi de tehlikeler ile karşı karşıya kalmıştır. O (s.a.v.), kendisi ve ailesi için özel koruma tedbirleri almamış ve başkalarından istediği fedakârlıkların en büyüğünü ortaya koyabilmek için savaş alanında daima ön saflarda yer almıştır. Bizler de gerektiğinde aynı fedakârlıkları gösterebilir miyiz?

Hz. Muhammed (s.a.v.) emanetlere asla ihanet etmez ve sağlam bir şekilde sahiplerine iade ederdi. O(s.a.v.), en zor anlarında ve güç durumda kaldığı zamanlarda bile bu emanetlere hıyanet etmemiştir. Meselâ, Mekke’den Medine’ye hicrete zorlandığında bile, üzerinde bulunan emanetleri Hz. Ali (r.a.)’ye bırakarak sahiplerine vermesini istemiş; bu kadar zor durumdayken bile emanete hıyanet etmemiştir. Bizler de o (s.a.v.)’nun bu yönünü hakkıyla taklit edebiliyor muyuz?

Hz. Muhammed, ahde vefalı, sözünde duran biriydi. Allah Resûlü (s.a.v.) birine söz verdiğinde şartlar ne olursa olsun mutlaka onu yerine getirirdi. Abdullah b. Ebi’l-Hamsa adlı sahabî şöyle anlatıyor: “Hz. Muhammed (s.a.v.) ile bir yerde buluşmaya karar verdik; fakat ben verdiğim sözü unuttum. Aradan üç gün geçtikten sonra hatırladım ve buluşacağımız yere gittim ki, Hz. Muhammed (s.a.v) hâlâ orada bekliyor. Yanına yaklaştığımda bana şöyle dedi: “Abdullah! Nerede kaldın, bak bana eziyet ettin; üç gündür seni burada bekliyorum.” (Ebû Dâvud, Edeb 90). Hz. Peygamber üç gün boyunca her gün söz verdiği saatte gelip o kişiyi beklemiştir. Biz de ahde vefa konusunda bu titizliği gösterebiliyor muyuz?

Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra, Kureyş’in Medine’ye ansızın bir baskın yapması ihtimali her an söz konusu olduğu için, Müslümanlar her an teyakkuzda bulunuyorlardı. Nitekim İmam Nesaî Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Medine’ye geldikten sonra geceleri hep uyanık geçirdiğini söylemiştir. Buharî de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu sırada bir gece uyumak istediğinde birkaç kuvvetli adama nöbet tutturduğunu anlatmıştır. Hâkim ise bu dönemde gece silahlı kimselerin nöbet beklediklerini nakletmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peşinden gittiğini iddia edenler, acaba ilim, erdem, fazilet, güzel ahlâk, doğruluk, dürüstlük, adâlet demek olan İslâm uğruna kaç gecesini uykusuz geçirmeye hazırdır?

O halde Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tâbi olduğunu söyleyen herkes, peygamberlik öncesi yalan yanlış bir takım rivayetlere sarılarak günü kurtarmaya çalışacağına, bu önderin (s.a.v.)ortaya koyduğu fedakârlıklar konusunda da onu örnek almalıdır.

Bu konuya yine devam edeceğiz…

mehmetkubat@gmail.com 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 452
Bu Ay : 15882
Toplam : 25140

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom