Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Sorunlarımız

 SORUNLARIMIZ

Savaşların yorgun düşürdüğü bir nesille cumhuriyet dönemi başladı. Evet, halk bir bütün olarak vatanını, ülkesini savunmaya geçmiş, yedi düvele karşı koymuştu. Tabi bu “yüksek yoğunluklu mücadele” insanımızı bitkin düşürmüştü. Osmanlı bakiyesi bir misakı milli sınırlarına çekilen ülkemiz için bundan sonraki mesele, bu sınırlar dâhilinde, bir arada, kendi içindi mutlu, dışarıya karşı güçlü ve yarınlara mutla yürüyen bir ülke olmaktı. Şu yâda bu şekilde itiraz edilen süreçler yaşandı. Demokrasi kültürü oluşturmaya yönelik çabalar sergilendi. Sanayileşme atakları yapıldı. Fakat özellikle “batının tıpkı kopyası” anlayışı dayatanlar yüzünden halk, değerlerine yabancı süreçleri benimsemedi ve toplumsal dinamikler istenen seviyede oluşturulamadı.

Dünyanın batı denilen bölgesinde şehirleşme ve sanayileşme çalışmaları neredeyse 16.Yüzyıla kadar giderken bizde yaşanan siyasi mücadeleler ve ayak oyunları nedeniyle cumhuriyet döneminde bile, bir şehirleşme-sanayileşme dengesi oluşturulamadı ve şehirleşme adına imarı olmayan beton yığınları arasına hapsedilmiş bir hayat yaşanmaya başlandı. Bir yandan köyünde tükenen insanın toplu yaşam alanlarına akın etmesi, diğer yandan toplu yaşam alanlarına akın eden insanlara yeterli iş imkânları oluşturulamaması, öte taraftan “şehir imarını” halledememiş yönetme iddiasındaki kesimin, halkın değerlerine aykırı bir kültürü dayatması hep adı konmamış kavgalara neden oldu. Belki yeni bir nesil yaratmak iddiasıyla yola çıkanlar, bunun yolu olarak seçilen, batının tıpkı kopyası kültür olamayacağını anlamadılar veya anlamak istemediler ya da bilinçli bir şekilde “halka ve değerlerine rağmen” bir şeyler yapmayı tercih ettiler. Halk ise kendi içinde bir tepki geliştirdi ve kendi yöntemleriyle “ben sizin istediğiniz şey” olmayacağım dedi.

Şehir mantığı oturtulmamış bir arada toplu olarak yaşama yöntemi sorunların en temel nedenleri arasındadır. Halkı ve değerlerini hiçe sayarak ve bir bakıma zorlamalarla “yeni bir nesil yaratma inatlaşması” yaşanılan sorunların bir başka nedenini oluşturur. Dini hiçe sayan veya hafife alan yaklaşımlar bir merkez çevre yabancılaşması oluşturmuştur bu da sorunların bir başka cephesidir. Şehirleşme iddiasındaki kimi insanların, kapalı aşiret ilişkileri diyebileceğimiz bir mantıkla şehirleri, ülkeyi yönetmeye çalışması sorunların sacayaklarından bir başkasıdır. Yanlış eğitim ve yanlış örnekleme mantığının bir sonucu olarak parayı her şeyden önde tutan insanların yetişmesi ve bir başka tanımlamayla “türedi zenginlerin” ortaya çıkması ve bunların parayı toplumsal huzurun bir aracı haline getirmemeleri veya getirememeleri sosyal doku zedelenmesine sebebiyet vermiştir, bu da sorunların birikmesine neden olmuştur.

Müslüman kimlik, yanlış şehirleşme mantığından, yeni bir nesil için toplumun değerlerini hiçe sayan girişimlerden her boyutuyla etkilenmiştir. Aniden zenginleşenler arasına katılanlar, kendi tabirleriyle “Müslüman bir kimlik taşımalarına” rağmen, madden ve manen yanlış bir imar anlayışıyla yaygınlaşan kentlerin kurbanı olduklarının belki farkında bile olamamışlardır. Mesela batının tıpkı kopyası bir zenginliğe adım attıklarını göremeyenlerden bahsedebiliriz. Zenginlik kültürü ile kendi değerlerinin olmasını istediği kültürün kavgasının farkına varmamış, varamamış veya varmak istememişlerdir. Batının tıpkı kopyası bir zenginlik kültürünü yaşarken buna bir “amaç kimliği” giydirenler olmuştur. “Yapıyorum ama sor bakalım neden yapıyorum” tarzındaki “yalan rüzgârlarına” kapılanlar olmuştur. Mesela batının tıpkı kopyası bir “metres kültürü” bile oluşmuş ama bunu “nefsin güzellemesi” ile ele almışlardır. İslâm bize “nefsin dayatmalarından, hoş göstererek saptırmasından” bahsetmez mi? Yine amelleri boşa gidenlerden haber vermez mi? Söylemek istediğimiz şu; İslâm’ın öğrettiklerini yanlış şehirleşme kültürüne, türedi zenginlik kültürüne feda edenler vardır. Bütün doğru söylemlere rağmen “istenen bereketin-verimliliğin” oluşamamasının nedenleri arasında bu “değerler zıtlaşmasını da” görmek gerekir.

Evet, şehirleşme mantığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Kültür zıtlaşmasına nasıl baktığımızı tahlil etmemiz gerekiyor. Şehirleşme sorunu yaşayan insanımızla ilgili sosyolojik tahlilleri yapmadan, söylemlerimizin, o anda dinlenen ve orada kalan, sonradan da “ne güzel konuştu ama” demekten öteye gitmeyeceğini; içi yeterince doldurulamamış bir “tepki kültürüne” neden olacağını fark etmemiz gerekiyor. Tepki kültürünün sonucunda “iyi yetişmiş” nesillerden bahsedilemeyeceğini anlamamız gerekiyor. Kendi ortak kültürünü oluşturmamış ve giderek batının tıpkı kopyası bir zenginlik ve yoksulluk kültürüne kayan insanların hayata doğru şeyler katamayacaklarını hesaplamamız gerekiyor.

Birileri bir zenginlik kültürü dayatıyor ve bütün değerlerimize rağmen ona kucak açanlar çıkıyor. Zenginliği toplumun ortak huzuruna değerlendirme kültürü yerine, batının tıpkı kopyası egoist zengin tipi ortaya çıkıyor. Hani arada bir çevresindekilere “sadaka dağıtmayı” vazifesini yapma olarak değerlendirenler çıkacaktır. Ama Kur’an’ın “bollukta ve darlıkta infak” çağrısının “dilenciye sadaka vermek” ile açıklanamayacağını bilmek zorundayız. İnfak ekonomisinde, bir yandan parayı nasıl harcayacaklarını şaşıranlarla diğer yandan çöpten ekmek toplayanlara yer yoktur. Oysa sorunlarımızın temel nedenlerinden biri “infak ekonomisinin” yaşanmamasıdır. Fakat yanlış şehirleşme ve yetişen türedi zenginler, yaşanan türedi zenginlik kültürü infak ekonomisini yaralamaktadır.

Yanlış şehirleşme, ithal fikirler, kapkaç fikirler diye değerlendirebileceğimiz toplumsal dinamiklerimizle uyuşmayan yaklaşımlar bir boşluk kültürü oluşturmuştur ve bu boşluk kültürü nedeniyle sağlıklı değerlendirme yapamayan nesiller yetişmektedir. Yani boşluk kültürü aşılması gereken bir sorundur. Aşılamadığı zaman bu ülkenin nesli, bazen doğru amaçlar adına yanlış fikirlere tutunacaktır ki tutunmuştur da… Neyi savunduğundan habersiz, çatışmacı, agresif kişilikler yetişecektir. Siyasi yapılanmalar bundan etkilenecek, yönetme erkini oluşturanlar bu boşluk kültüründen etkilenerek yetişmiş olacak ve ülkenin faydasına olmayan işlere imza atılacaktır.

Evet, sürekli arayış içindeyiz. Daha iyisi nasıl olabilir diye düşünüyoruz. Bu arayışı sürdürmekte şart… Olmuyor diyerek gidebileceğimiz hiçbir yer yok. Zira insanın hayırlısı insanlığa faydalı olandır ve bu bir slogan değildir, sloganlaştırılarak harcanacak bir cümlede değildir. Belki sorunlarımızın temel nedenlerini araştırırken, bilginin sloganlaştırılması üzerinde de durmak gerekir. Ve birde “birileri yapıyordur” yaklaşımı ile kendi aramızda istişare etmediğimiz konular var. Birilerinin yapması için o birilerinin aklını ve elini güçlendirmek gerekir. Fakat zihnen havale edici yaklaşımlarla kimsenin aklı ve eli güçlenmiyor. Güçlenmez de… Müslüman insan biribirinin elini yıkayandır. Yani kirlerden arındırandır, güçlendirendir. Ve yine Müslüman insanlar bir binanın tuğlaları gibidirler ama en ufak sarsıntıda yerle bir olan bir binanın değil. Bu muhakkak… Şehirleşme kültürünü sağlam bir binanın tuğlaları olarak bina etmeliyiz. Kabul etmeyeceğimiz ithal kültürüne karşı koyacak tek kuvvet bu sağlam binadır. Ama türedi, batının tıpkı kopyası bir zenginlik kültürü ve yine batının tıpkı kopyası olan, tepki kültürüne dönüşen yoksulluk kültürünün etkisi altında sağlam binayı kurmak mümkün olmaz.

Kendimizi anlatırken veya kendimizi anlattığımızı zannederken atladığımız çok sorunun olduğunu bilelim…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 4
Bugün : 214
Bu Ay : 17121
Toplam : 26379

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom