Dr. Mehmet Akif Şahin

Dr. Mehmet Akif Şahin

makifsahin@hotmail.com

Suyun kaynağına saygısı denize doğru akışındadır

 Suyun kaynağına saygısı denize doğru akışındadır

İnsanlık bir nehrin başlangıcı gibi başlar, nehrin çoğalması azalması insanlığın hayatını tanımlayan en güzel örneklemedir.

 Bazı mevsimler nehri yatağına sığmaz kılar, su öfkelenir, yırtınır dövünür çığlıklar atar, içindeki hıncı çevresine fırlatır, çağıldar bir şelaleye dönüşür. Aynı nehrin suyu bazı mevsimler kendi ücrasına çekilir, sessizce menziline doğru akar.

İnsan hayatının büyük çoğunluğu nehirlere benzer, zamana göre değişim geçirir, mekâna göre öfke ve aşk nöbetleri olur. Bazen bir dağın yamacında bir şelale, bazen bir ovanın ortasında sessiz ve dingin bir mistisizmle eşleşir. Hayatımın bazı dönemlerinde ise bir ırmağın bir damla suyu gibi bir çiçeğe can verdiğim olmuştur. Bazı dönemler bir delikanlılık serüveniyle seller gibi taştığım da olmuştur.

Şimdi bir nehrin kıyısında sonsuzluğun şarkılarını duyuyorum. İncecik bir kemanın telinde ilahi tasarının serüvenini izliyorum. Evrenin ortasında yalnız kalmış bir yıldızın ışığıyla besleniyorum. Doğduğum kaynağa olan sadakatim ulaşacağım hazza olan saygımla eşleşiyor. Varoluşun senfonisi kulaklarımda çınlıyor. Gecenin sesini dinliyorum, yüreğime denizlerin dalgaları birikiyor, denizin çığlıklarını yüreğimde hissediyorum. Dalgaların köpükleri bulutların simyasıyla denkleşiyor, ruhum dingin bir akşamın sancılı ertesini yaşıyor. Hayatı ve ölümü düşünüyorum. Sessizlik karanlığın koynunda gizleniyor, bu sessizlik endişelerimi artıyor. İçime huzursuzluk çöküyor. İlahi gücün kollarına bırakılmış ruhum tedirgin bir titreyişle özüne dönen kıvranışın sancısını yaşıyor.

Hayat ve ölüm aslında ilahi bir tasarıdır, bunu hücrelerimle hissediyorum. Biz bu tasarının birer parçasıyız. Aslında insan yaşarken kendi tarihini yapan ve serüvenini yaşayan tek canlı türüdür. Bazı zamanlar tabiatın kabuk değiştirmesi bize ölümü fısıldıyor. Sonra yok oluş korkusu beyaz kefenleriyle ruhlarımıza siniyor. Bir canlının ölümüne şahit olunca korkularımız tazeleniyor. Aslında çok iyi biliyoruz. Ölüm korkusu yaşama gerekçelerini yitirme korkusunda ibaret bir ruhsal durumdur.

Hayatı kanıtlayan düşünme melekesi ve eylemdir. Eylemsizliğin dirilişi geciktirdiği bir dünyanın ortasında yaşıyoruz. Ruhumuza yerleşen günahkâr hantallık, serüvenimizi dayanılmaz bir duruma sürüklüyor. Derin ve yeni bir ruhla yeniden irkiliyoruz. Bu durum içimizden gelen sezgilerimizle özdeşleşiyor, ilahi yaratıcıya bağlanmak umudu dirilişin kıvılcımları olmalı, en önce bilmemiz gereken gerçekliktir.

 Bu gün insanlık kokuşmuş bir hayatın dizlerinin dibinde oyalanmaya devam ediyor. Yanı başımızda evrensel değerlerin ve ilahi inancın görkemli eserleri duruyor. Biz ezilmiş ve yenilmiş bir kokuşmuşluğu yaşamaya devam ediyoruz. Dünya patlamaya hazır bir volkan gibi her kıtada, her ülkede fokurdamaya devam ediyor. Benim yüreğimde fırtınalar; korku ve titreyiş bir mangaldaki kıvılcım gibi . Ellerimizi ve yüreğimizi yaratana açmadan ve sonsuzluğu istemeden çok şey istemiş sayılmayız. İnsanlık erenlerin yoluna girerse gönülleri temizlenir. Bir gönül aklanırsa dünya temizlenmiş ve değişmiş sayılır. Bu belki bir umuttur, Belki bir gerçektir.

Bu günler acının aramızda sıkça dolaştığı bir dönemdir, biz esrarengiz bir çağın eşiğinde yaşıyoruz. Acı gök kubbemizin en belirgin yerine çivilenmiş. Varlığımızın dalgası yokluğumuzun denizine kavuşmak üzeredir. Var olmak felsefesi insanlığın doğuşundan günümüze kadar tartışılmıştır. Günümüzde bu tartışma vardır ve yüz yıllar boyu devam edecektir. Evrenin bir zerresi olarak her insan ilahi yaratıcıyı dünyanın bir köşesinde temsil etmekle sorumludur. Bu varoluş bir yokluğa doğru değil, bir birliğe doğru gitmektedir.

 Hayata karşı savaşmak ya da ölüme karşı savaşmak, ikisi de benzer anlamları taşır. Sonunda hangisine karşı savaşırsan savaş, bir gün yenik düşeceksi, İlahi yasaların sonucudur veya tabiatın binlerce yıllık bilinen ve kabul edilen kuralı böyledir. Dünya tarihinde çok bilinmeyen önemli ayrıntılar vardır. Bunlar insanlığın güzel örnekleridir. Bu insanların güzel ama küçük hayatları vardır. Yaşandığı zaman iz bırakmış topluma pozitif değer katmıştır. Bazı küçük hayatlar, sonsuzluğun içinde bilinmeyen ve önemsenmeyen küçük bir ayrıntı olarak yaşanmış olsa da insanlığa kelebek etkisi yaratan değişimin öncüsüdür. Güzel hayatların sonunda güzel ölüler, toprağın altına birikir. Ölen insanlar binlerce yıldır yaşayan insanlığa seslenirler. Ölmeden önce duyuramadıklarını, öldükten sonra binlerce yaşayanın yüreğine haykırırlar. Aslında ölüler severek yaşayıp severek ölmek için var olmuşlardır. Hayata saygı duyarlar. Saygı duydukları bu hayat için koştular, koşturdular. Aslında ölmek bir yaprağın düşmesi kadar ve bir çiçeğin açması kadar doğaldır. Bu bir dram değildir. Bir tamamlanıştır.

Koştuğumuz bu menzil uçsuz bucaksız gök kubbenin altında çığlıklarımızın yankısını duyduğumuz yerdir. Dünyanın bu köşesinde ölüme ve hayata dair söylenecek çok cümlemiz kalmasa da güzel hayatların karşısında, hayatı tanımlayıp yorumlamak bu koşuyu körükleyecektir. İlk ölümle başlayan ölülerimiz ve şu an yaşayanlarımıza fısıldar. Bu gün doğmamış binlerce yıl sonraki ölülerimizle birlikte, hepimiz bir okyanusun zerresiyiz. Evren ölü bir yüreğin kıpırtısını duyan bir çocuk kalbi gibidir, sonsuzluk şarkısının nakaratıdır.

 Her şey diriliştir ve bu doğruya yürür. Her gün ölüm vardır ve her gün diriliş vardır. İnsan yaşamak üzere doğmalıdır ve hayata başlamalıdır, bir şiir gibi, estetik kibar ve delikanlı bir tavırla yaşamalıdır. İnsanın ahiret inancına imanının tazeliği dünyadaki vazifesini yapmayı engellemez ve önemini azaltmaz. Ancak dünyadaki hayatın şeklini kibarlaştırır. Dünya bir noktadan başlayıp bir menzile doğru hep akmaktadır. İnsan bu yolculuğun en önemli sebebi ve yolcusudur. Hepsi bir’re (iyilik) doğru yürür. Çoğuldan tek olana doğru bir yürüyüştür. Bir kölelik değil bir eylemdir. Bireysel yaşamanın ölüm korkusu değil, bir umudun beyaz yankısıdır.

 Hayatın gerçekliği; inanç doğmalarının ellerinde değiştirilmiş, küntleşmiş fıtrata aykırı olmuş bir tarzı değil, bireysel aydınlanmanın tamamlanması için bir yürüyüştür. Dopdolu bir sevgidir. Taze bir aşktır.

Hayatın gayesi; bu yolculuğu, özüne uygun, köküne sadık tamamlamaktır. Dünyanın içindeki yozlaşmış eğitim sistemlerinin öngördüğü bir yaşamın değil, bütün ile bir olmak için herkesi kendi sınırlarında yükseltmeyi sağlamaktır. Parçalı kültürlerin sınıfsal ve ulusal önyargılarıyla bir olandan kopan anlamsız bir hiçliğe yol açmasını engelleme savaşıdır.

Hayatı anlamlandırararak sonuçlandırmak ölümü önemli kılar. Hayat ölüme anlam verir. Ölüm hayata bir şey katmaz. Bu gün baş kaldıran ölüm geri çekiliyor, ölümün karşısında cesur olmak gereklidir. Cesaret korkarken bile vazifeni yapmaya devam etmektir. Çaresizlik sebebiyle ölmek, amaçsız ölmekten daha erdemlidir.

 Nehrin kaynağına saygısı denize doğru akışındadır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 6
Bugün : 41
Bu Ay : 15471
Toplam : 24729

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom