Sefer Benli

Sefer Benli

sefer-benli

Türkiye: Model ülkeye doğru

                                         TÜRKİYE: MODEL ÜLKEYE DOĞRU       

           Ülkelerin kendi aralarındaki ilişkileri incelendiğinde, çok yönlü, değişken   ve günümüzün popüler ifadesiyle, “çok eksenli” davrandıkları görülecektir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile doğru orantılı olarak söz konusu eksenler artmakta, uluslararası dengelere uyum öncelenmekte ve “devleti oluşturan tüm bileşenlerin de göz önünde tutulması” şeklindeki eğilimler daha bir önem kazanmaktadır. Uluslararası ilişkilerde kullanılan dil, kavramlar ve tarzlar zaman zaman değişiklik gösterse de, en genel manada, ilişkilerin ana yörüngelerinde kayda değer değişikliklere pek rastlanılmamaktadır.

            Bahsedilen hususlar ülkemiz için de geçerliliğini korumaktadır. Düne kadar tarihi gerekçelere dayandığı ifade edilen düşmanlıklar yerini yeni dostluklara bırakma eğilimi göstermiş, iyi komşuluk ilişkileri temelinde yeni sayfalar açılmış, ve özellikle de AK PARTİ iktidarlarında öne çıkan “kazan kazan” politikalarıyla, “çok eksenli ama “ana yörüngeyi de koruyucu” bir eğilim ön plana çıkmıştır.

            ABD’nin NATO üzerinden ve BİRLEŞMİŞ MİLLETLER atmosferiyle Irak’ı işgali bize önemli biri hususu gösterdi: Irak’ı işgal, salt ABD devletinin işgali değil, aynı zamanda ABD’yi oluşturan tüm bileşenlerin işgali olmuştur. Bu işgal ulusal ve uluslararası güce ve etkinliğe sahip şirketlere ve sivil toplum organizasyonlarına,     gelecek peşindeki akademisyenlere, teknolojik gelişimlere deneysel fırsatlar kollayanlara ve daha bir çok kesimlere bakir fırsatlar sunmuştur. Üzülerek söylemek gerekirse, Irak işgalinden maksimum kazançlar peşinde olan bir dünya söz konusu olmuştur. Hal böyle olunca da Irak’taki insani dramlar rahatlıkla göz ardı edilebilmiştir. Irak ve Irak’ta yaşayanlar açısından olay asla ön plana çıkartılmamıştır.

            Irak örneği üzerinden rahatlıkla denilebilir ki içinde yaşadığımız yüzyılda teknolojik gelişmişlik ve bu gelişmişliğe dayanan yönetsel iştah, toplumları ve toplumlara hükmeden siyasi otoriteleri ahlaksızlaştırma sürecine sokmuştur. İşin özünde; gelişen teknoloji ve bu teknolojinin, sözüm ona, yasalmış gibi görünen siyasi zemini, bütün çevresel ve insani dengeleri tehdit eder duruma gelmiştir. Toplumlar hızla değişime uğramış ve yeni enerji kaynakları peşinde koşturan teknolojinin iştahına zayıf veya dengelerde yerini almakta zorlanan ülkeler kurban verilmeye başlanmıştır.   Tarihin hiçbir döneminde bilgi ve teknoloji insanlık aleyhine bu denli kural tanımaz bir canavara dönüşmemiştir.

            Sözü daha uzatmadan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne getirecek olursak, dünyayı adeta borç batağına sürüklemiş olan teknolojik iştaha yeni kurbanlar mı aranmaktadır? Dünya toplumlarını içten içe kemiren, kimine   “Bahar “adı verilen dalgalanmalarda başat rol alsın istenen bir ülke olarak,   borç batağına saplanmış olan başta ABD ve diğer Batı ülkeleri hiçbir hudut tanımaksızın düze çıkma çabası sergiliyorken, Türkiye’nin    piramidin en dibinde kalma   ihtimali söz konusu mudur? Ekonomik gücümüz ve tarihi birikimimiz bizleri hayal kırıklığından koruyabilecek midir? Dünyanın hepten fakirleşmesine sebep olan Batı’nın bu kez fakirleşmeye başlaması    en büyük tehlikedir. Eğer abartılı bulunmayacaksa Batı kaynaklı açlık virüsü adı ne olursa olsun tüm yönetim modellerini yeni arayışlara zorlamaktadır. En önemlisi de küresel enerji açlığını gidermede ciddi manada kaos oluşursa küresel açlığa dayalı gelecek korkusu, gelmiş geçmiş tüm şiddetler toplamında bir insan kaybına ve kan dökülmesine yol açacaktır. Küresel açların savaşında ise düşman tanımı yapmak anlamsız olacaktır. 

            Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, değerler bağlamında dibe vurmuş olan ve herkesin herkese düşman olmaya başladığı bu yeni süreçte, tıpkı Osmanlı’nın yıkılışında yeni bir atılıma vesile olan Misakı Milli Sınırları’nda bir başlangıç mesabesinde bulunduğunu vurgulamanın zamanıdır. O günlerde tüm dünyanın İtilaf devletlerince (Batı Dünyası) işgal edildiğinin benzeri bir şekilde dünya yine küresel işgal süreçleri yaşıyorken   bu kez ateşin sadece ülkemizi değil en ciddi manasıyla tüm dünyaya düşeceğinin bilinciyle hareket etme sorumluluğuna sahip olmak durumundayız. Çünkü tarihte hiçbir zaman bu denli herkes herkese bağımlı olmamıştır. Herkim ne yaparsa yapsın, ne ile iştigal edersen etsin aslında büyük bir ağ içerisinde, herkes herkesin hem kuyusunu kazan hem de uçurumdan düşmesin diye de kolundan tutanı konumundadır.    Hal böyle olunca da borç batağındaki dünya, hız kesmeyen teknolojik gelişmelerinin yakıtı olacak yeni bir enerji kaynağını ya bulacak veya bu durum toplu bir kıyımın ve yok oluşun tetikleyicisi olacaktır. Bu yüzden, şu düşmekte olan ateş dünyanın her köşesine düşen ateştir.

             Yineleyecek olursak, günüz dünyası tarihin en büyük sancılarını yaşıyorken, ülkemizin Batı’nın bombardıman etkisinden en az zararla çıkması, güçlü bir hukuk devleti inşa etmesi, en azından kimi ülkelerin gelecekte en büyük rolü alacağı beklentisine kendisini hazırlaması gerekmektedir. Tıpkı Allah gibi kuşatan ve sahiplenen olmalıdır. Toplumu oluşturan tüm bileşenlerin hak ve hukukunu koruyan ve hızla kalkınırken de Allah ile barışık, O’nun yarattığına karşı merhametli, kimle iletişimde olura olsun, kimle ticaret ağlarını örerse örsün, kendi sınırlarında, bölgesinde ve tüm dünyada Allah’ı hatırlatan, O’nun kullarına şefkatli ve O’nun kullarını kuşatan bir olgunluğu hedeflemelidir. “Yeni Batı” diye hazırlanan dünya eskisinin diğer yüzü olacağından bu tür Batılarla ilişkisi olmalı ama kendisi kalmalıdır. Bu tür Batılarla kuracağı sosyal münasebetler Allah’ı ve yüklediği insani sorumluluk örnekliğini unutturmamalıdır. Zira küresel manada kendisinden bu yönde bir beklenti oluşmaya başlamıştır. Kendisi için düşündüğü fırsatları insanlık adına kazanımlara dönüştürmek için, kendisi de olumlu manada değişmelidir. Daha gelişmiş (eski ifadeyle daha müreffeh) bir Türkiye, bahsi geçen ateş en azından dünyanın bir kısmını harap etmişken etkili olabilir. Yeni enerji arayışları en azından insanlığı hepten mahvetmemişken bir rahmet elçisi olabilir. Bu vesileyle komşularımız ve komşularımızın halkları kardeşimiz olabilir, dahası, biz dünya halklarıyla kardeş olabiliriz. En nihayet dünya belki huzur bulabilir ve bu sayede Allah’a şükür vesileleri artabilir? 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 10
Bugün : 571
Bu Ay : 754
Toplam : 754

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom