Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Mısır ve ötesi 1

Dünyada yeni dengeler oluştuğu veya buna yönelik çalışmaların olduğu açıkça görülüyor. Bu dengeler bir türlü teslim bayrağı çektiremedikleri, Müslümanların yoğunlukta yaşadıkları ülkeler dikkate alınarak oluşturuluyor.

20.Yüzyılın başında, nüfus dengeleri birer fırsat olarak değerlendirilip, özellikle azınlık kavramı ve kavmiyet bağlamında ulus kavramı üretilerek, Müslümanların aleyhinde bir güç dengesi oluşturulmuştu. Daha sonra bu topraklara bağımsızlıklar verilmiş, ülkelere “besleme diktatörler” kondurulmuştu. Uzun bir zaman böyle idare edildi ama halk ne olduğunu, ne olmadığını fark etmeye başladığında, o günkü güç dengelerini kuranlar, bölge kaynaklarını, halkı yabana atarak kullanmayacaklarını gördüler. Ya korkunç katliamlar yaparak demografik yapıyla yeniden oynayacaklardı ki, böyle yapmaları durumunda, farklı örgütsel yapıların kendilerini de tehdit edeceklerini gördüler. (Bu yolu 28 Şubatçılar Türkiye’de yapmak istediler. Cumhuriyeti kurarken 13 Milyonduk ve topyekûn savaş manşetleri attırdılar.)Öyleyse yeni bir yol gerekliydi ve bu yol halkı hesaba katarak, halkı zenginliklerden kısmen faydalandırarak gidilecek bir yol olarak tasarlandı. Dünya egemenlik oyununu oynayanlar, Müslümanlara rağmen yol alamayacaklarını, halkı yoksullaştırarak zenginleşemeyeceklerini görmüş oldular.

Şimdi bir yandan genel anlamda halk zenginlikten pay sahibi olacak. Özel anlamda sermayeyi ellerinde tutan şirketler zenginliklerini daha orta düzeyde ve göstererek yaşayabilecek. Diğer taraftan Müslümanlar kendi inançlarını, aşağılanmadan ve yasaklara takılmadan daha bir görünür kılabilecekler. Bunlarla birlikte bütün tepkisel inançlar ve ideolojilerde bu kalabalıkla birlikte yürüyebilecek.

Yeni sürecin kime nasıl dokunacağı, Türkiye’nin bundan nasıl etkileneceği net değil. Fakat ülkeyi yönetenler çok yönlü ve tarihi misyonu hatırlamış olarak yeni bir enerjiyle çalışıyorlar. Haklarını yememek gerekir. Hasta adam profilinden bugüne çok uzun yıllar geçmeden Türkiye yeni bir “enerjisi dorukta adam” rolüyle hareket ediyor. Bunda diğer ülkelerin, özellikle egemenlik oyunu oynayanların, dışarıya hissettirmeden tedavi etmeye çalıştıkları kendi hastalıklarının da etkisi var. Avrupa, ABD yani batı bir yandan alıştığı egemenliği sürdürmek istiyor, bir yandan da hasta ama bu hastalığının bir “küresel anarşiye” yol açmamasını istiyor. Anlayacağınız bütün ülkeler birbirine muhtaç ve bu muhtaçlar dengesi içerisinde, sağlıklı bir yol alabilmek için, öfkeli ve isyankâr ve bir yandan da kin besleyen küskün halkların yönetime dâhil edilmesi gerekiyor. Bunun içi diktatörlerin gitmesi gerekiyor.

İsrail’e gelince, o asla bir devlet olamadı ve devlet olma şartlarını taşımadığı için, bölgede, yeni sürecin koruması altında varlığını sürdürecek veya şımararak tepki çekecek sonra korkunç bir yok oluşla karşılaşacak. Hangisini tercih edeceği, devlet aklına ulaşıp ulaşmadığı bu süreç içinde ortaya çıkacak yöneticilerine bağlı.

Şimdi Tunus ve Mısır’ı konuşuyoruz. Bu süreçte yarın hangi ülkeyi konuşacağız veya hangi ülke kendisinin konuşulmasına müsaade edecek. Bu önemli. Belki de, beklenen ülkeler, kendi halklarıyla barışıp, kendi elleriyle diktatörlüklerini bitirecekler. Suriye Hama katliamıyla aldığı ahın karşılığını ne zaman ve hangi şartlarda verecek. Ortadoğu’nun devletçikleri, kendi ülke nüfuslarını aşan sermayelerini nasıl paylaşacak ve yoksul kitlelerin o sermayedeki hakkını görecekler mi? Petrol ve diğer enerji kaynakları parçalanmış toprakların yönetimine mi bırakılacak yoksa bir bölgesel kontrol gücümü oluşturulacak? Belki bu kadar açık konuşulmayacak ama ülke liderleri arasında, sermayenin değerlendirileceği topraklar oluşturulacak ve o sermayeden bir milyon değil milyonlarca insan faydalanacak. Özelleştirmenin bir anlamı da küçük topraklara sıkışan ve bir avuç insanın faydalandığı ekonomik gücün dünya insanına açılması olacak.

Tunus ve Mısır’ı konuşurken ötesini de konuşmak gerekir. Yeni ekonomik imparatorlukları göz önüne alan bir zihniyet, bir akıl inşa etmek gerekir. İslâm’ın rolü ise doğru insana ulaşmak yani bütün bu geniş barış havası için doğru insanı yetiştirmek, ötekinin hayatını önemseyecek insanı yetiştirmek ancak İslâm ile mümkün. Bu kadar geniş düşünen beyinler, İslâm olmadan dünya insanına adaleti götüremeyeceklerini, adalet olmadan insanın mutlu olamayacağını elbette anlayacaklar.

Bize düşen başta yerelde olmak üzere, kendi insanımıza tuzaklar hazırlamamak, sermayenin globalleştiği bir ufuk çizgisinde, ötekini düşünmeyen küp doldurmalarından uzaklaşmak. İnsana yatırımı önemsemek… Elde ettiği yerel ve bölgesel ve ülke iktidarını doğru kullanmak… Küçük beyinleri tanımak ve büyük beyinler yetiştirmek…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 608
Bu Ay : 19695
Toplam : 28953

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom