Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Nefsi Emmare Siyaseti

Başlangıçta her şey güzel gider; temiz, duyarlı, eşitlikçi, emanet hassasiyeti olan bir siyasi anlayıştan bahsederiz. Parti ismi fark etmez, her siyasete soyunan insan, bir adım sonrasını, yani henüz atmadığı adımın hesabını açıklarken, yüzü ak bir siyasetten dem vurur.

Aradan günler geçer, seçimler tarihteki yerini alır, tarihin önüne “söz vermiş insanlar” çıkar. Yanlış anlaşılmasın, Meclisteki yemin töreninden bahsetmiyorum. Mahalle gezilerindeki, gülen, biz hakkın hizmetkârı olacağız diyen, ilk refleks siyasetinden bahsediyorum. Bu ilk refleks siyaseti, zamanla soğur, hala canlılığını yitirmemiş son sinirlerde kaybolunca, halkın şikâyet ettiği halleri yaşamaya başlarız.

Halkın her şikâyet ettiği şeyde yanlış olmayabilir, bu şikâyetin gerisinde hakkın üstünlüğü olmayabilir ama asıl önemli olan “söz vermiş insanların” yaşadığı, daha sonra yaşayacakları ikilemdir.

Neden böyle olur? Niçin mahallenin, güleç, hak gaspı yaşamamış insanı gider, yerine, bildiğiniz gibi değil kardeşim, bu işler zor, kuralına göre oynamak gerekir, diyen yeni yüz gelir? Bu arada meseleyi yalnızca vekil bazında algılamayın, biz yetkiden önce başka, yetkiden sonra daha başka oluyoruz. Karşımıza da birileri çıkıp, nefsinize yeniliyorsunuz demiyor. Aksine, biz nefsimize yenildikçe alkışlanıyoruz. Böyle olunca da, bir toplum kendi özündekini değiştirmedikçe, her alanda gerçek bir dönüşüm yaşayamaz ilkesinin canlı şahitleri oluyoruz.

Biraz düşününce aklıma bir tanım geliyor; yaşadıklarımıza, şikâyet ettiklerimize ve alkışladıklarımıza bakınca, en uygun tarif “nefsi emare siyaseti” diye düşünüyorum. Kendisini düzeltmeyen ve şikâyet eden, verdiği temiz sözünün üzerine kül atan siyasete en uygun tarif bu olsa gerek; nefsi emare siyaseti!

Nefsi emare dediğiniz; nefsin dizginleri ele aldığı benlik, kişilik gelmelidir. Bir güzel kadına rastladığında, hemen ona yönelen, gözünü ondan alamayan, bütün kutsallarını unutan nefiste bu gruptadır. Mal deyince hoplayan, benim olmalı diyen ve mal yarışına girerken, haram-helal çizgisini rafa kaldıran veya İslâm’ı bir masal formatında, kahramanlarının yaşadığı, okuyan ve dinleyenlerin, vay be ne adamlarmış, biz kim onlar kim dediği ve kendini o hayattan peşinen dışlayan, İslâm’ı o kahramanların yaşadığı bir dönemin güzelliği gibi gösteren nefiste…

Nefsi emare siyaseti kutsalı olmayan siyasettir. Temiz sözün unutulduğu, benim adamlarım ne yapsa yeridir, ne yani onlar değil başkalarımı sofranın zenginliğini götürsün ilkesinin pratiğe döküldüğü siyaset… Nefsi emare siyaseti, kuralları bazılarına uygular bazılarına uygulamaz, güya kayırır ama gerçekte kayırdığını sandığı kişi veya kişileri, kuralsız hayata alıştırır, onlara kötülük yapar.

Hatırlanması gereken çok şey var. Bunlardan biri Behlül’ün sınıflara ayırmaya çalıştığı kafatası hikâyesidir. Harun Reşit’in veziri, bir mezarlığın yanından geçerken, Behlül’ü görür. Behlül, kafataslarını, bir oraya bir buraya aktarıp durmaktadır. Sorar; nedir bu, ne yapıyorsun? Cevap alır; deminden beri kafataslarını sınıflamaya çalışıyorum. Başkanlar, vezirler, danışmanlar, vatandaş… Bir türlü başaramadım, bütün kafatasları kuru, cansız ve hepsinin kabri toprak dolu…

Diyelim ki siz bir ekipsiniz, siyasete, yönetime yön vermeye çalışıyorsunuz. Kıstasınız hak değil, nefsi emare ve buna göre hiçbir kutsala danışmıyor, haram ve helal çizgisini de, taraf ve taraftar olmayan diye bir kıstasa göre çerçeveliyorsunuz. Yarın Behlül’ü sizin kafataslarınızı sınıflamaya çalışırken tahayyül edin, bu bile şu gününüzü gözden geçirmeniz için yeter.

Bu bir genel tespit…

Bu tespitlerin açık örneklemeleri de var. Fakat bu açık örneklemeleri yaptığınızda, düşünmesini istediğiniz kişiler, savunma refleksine mağlup olabiliyor. Oysa siz bir yazıyı yazarken azami fayda hesabıyla hareket ediyorsunuz. Bu arada, nefsi emare siyasetinden bizar insanlardan, bu hallerini hak çizgisini dikkate alarak aktaran olursa, onları da uygun bir üslupla aktarabiliriz.

Şimdilik bu yazı yalnızca bir hatırlatma olarak vazifesini yapsın.

Kafasındaki deriyi ve saçı ve içindeki beyni, ayrıca işlerine hak ölçülerde karıştırmadığı yüreğini, sonsuza kadar bu dünyada taşıyacağını düşünen varsa, şikâyet edilen haline devam etsin. Siz hala orda mısınız, malı götüren götürüyor, siz peşinden bakıyorsunuz demeyi sürdürsün. Malın bir yere gittiği yok. O taşıyan birazdan düşürecek ve bir başka el buldum diye sevinecek. Malın yerine başka kelimeleri koyun ve bu satırları bir daha okuyun.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 31
Bu Ay : 2234
Toplam : 2234

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom