Necip Cengil

Necip Cengil

necip.cengil@hotmail.com

Beni Nasıl Bilirsiniz 1


“Ben” insanım, insanlığı düşünen, insan kalmak için didinen…
“Ben” vatandaşım, yaşadığı ülkeyi düşünen, mamur olması için kafa yoran, ülkenin her ferdi için saadet düşleri kuran…
“Ben” Müslüman’ım, kula kul olunmaması gerektiğini, çıkarlar uğruna insanlıktan çıkılamayacağını, insanlıktan çıkanın Müslümanlığı yaşayamayacağını, kimsenin zorla inanca davet edilemeyeceğini, terörün, caniliğin dinde olmadığını bilen…
“Ben” dünya üzerinde, nasibi Türkiye’de olduğu için bu topraklarda doğan, doğduğu toprakları emanet olduğunu bilen ve emanete ihanet edilmemesi gerektiğine inanan…
“Ben” ilk kelimemi telaffuzla birlikte öğrenmeye başlamış, öğrenmenin sürekliliğine inanan, öğrendiğini insanlığın faydasına değerlendirmek gerektiğini düşünen, bunu pratiğe aktarmak için gayret eden…
“Ben” köylüyüm, şehirliyim, işsizim, işçiyim, memurum, öğrenciyim, öğretmenim, doktorum, mühendisim, mimarım, iktisatçıyım, anneyim, babayım…
“Ben” kendi evini düşünmeyen mahallesini düşünemez, kendi mahallesini düşünmeyen şehrini düşünemez, kendi şehrini düşünmeyen ülkesini düşünemez, ülkesini düşünmeyen dünyayı ve İslâm ümmetini düşünemez diye inandım.
“Ben” değerlerimiz dedim, tarihi doğru okumaktan bahsettim, ülkesine ve insanına yabancılaşanların vereceği zararı anlatmaya çalıştım. Yadırgandım, yargılandım, yıllarımı sevdiklerimden uzak geçirdim.
“Ben” doğru insan yetişmezse anarşi oluşur, karmaşa terör getirir, terör ülkeyi her açıdan zafiyete düşürür, ülke insanlarını kaybeder dedim.
“Ben” ötekileştirilen kimse olmasın, kimse inançlarından dolayı dışlanmasın, farklılıklar içinde bir arada yaşayalım, beyin göçü oluşmasın dedim.
“Ben” komşusu açken tok yatan bizden değildir öğretisiyle büyüdüm. Bunu bir sosyal bilinç haline dönüştürmenin çabasını verdim, sosyal devlet anlayışının yanına, yardımlaşan toplum pratiğinin oluşmasına inandım.
“Ben” Allah’ın çağrısına sımsıkı sarılın, dağılmayın, yoksa devletiniz (gücünüz) elden gider, zayıf düşersiniz çağrısına muhatap oldum. Birliğin dirlik olduğunu öğrendim. Ayrılığın aç kurtlara yem olmak olduğunu…
“Ben” günahkâr bedenimi yeryüzünde dolaştırırken, üstünlüğün kimseye tepeden bakmamak olduğunu, bu dünyanın üstünlerin belli olacağı yer olmadığını öğrendim.
“Ben” sahip olduğum her şeyin, bir anlık nefesin dahi emanet olduğunu, emanetin korunması gerektiğini, emanete ihanetin bedelini kaldıracak bir sıkletimin olmadığını öğrendim.
“Ben” insanın hayırlısı insanlığa faydalı olandır düsturuyla yetiştim, varlığımı zarar hanesine çekmek isteyenlere uymadım. Geçirdiğim her badirenin akabinde, kimseyi suçlamadım, kendime suç buldum, daha doğrusunu yapmanın yollarını aradım.
“Ben” gözü makamlarda olmamayı, sorumluluk aldığında en iyisini yapmayı, mahallenin, şehrin, ülkenin, dünyanın yetimlerinin elinden tutmayı, garip-gurebanın haliyle hemdert olmayı öğrendim.
“Ben” yağmurun rahmet, karın bereket olduğunu, yağmur gibi topluma rahmet, kar gibi bereket olup yağmak gerekliliğini okudum, bunu uygulayıp memlekete faydalı olmayı öğrendim.
“Ben” her yağmur tanesini bir meleğin indirdiğini, bu nedenle çok yükseklerde inmesine rağmen canlılara zarar vermediğini, tıpkı bunun gibi hayatı şefkat inişiyle kucaklamayı, yağmurca rahmet yağışı olmayı öğrendim.
“Ben” şiddetin insanla gen uyuşmazlığı içinde olduğunu, bu nedenle şiddetin insanı insanlıktan çıkardığını ve savaşta bile merhamet kanatlarını indirmeyi öğrendim.
“Ben” Safa tepesine çıkıp “ey insanlar” diye çağırdığında sesine koşulan, “o el-emindir, mutlaka önemli bir söyleyeceği vardır” diye inanılan, kendisine karşı çıkıldığında dahi “onlar bilmiyor” diyerek muhatap olduğu insanı koruyan peygamberin izinin tozuna yüz sürmeyi öğrendim.
“Ben” dağların yürütüleceğine, kıyamet gününde başka hiçbir gölgenin olmayacağı günün geleceğine, günahlarımı sırtımda taşıyarak o gölgeye koşacağıma, yaptığım “gençlik iyiliklerinin” beni tanıtacağına, bu nedenle kovulmayacağıma inandım. Kovulma riskini düşünerek, bütün günahlarımla birlikte, benden adam olmaz demeden sadakatle, kararlılıkla, iyilik yürüyüşünü sürdürmek gerektiğini öğrendim.
“Ben” dillerin, renklerin, kavimlerin, coğrafi özelliklerin, her canlının, her insanın, insanlardan kadın ve erkeğin hepsinin birer ayet olduğunu, ayetlerin hayatın işaretlerini taşıdığını, bir ayeti diğerine üstün tutamayacağımı öğrendim. Bana öğretmeye çalıştıkları, herkes üstündür ama bazıları daha üstündür, bazılarının varlığı diğerlerinin gölgesinde mümkündür tezini elimin tersiyle ittim.
“Ben” bir kadının Meryem gibi, bir erkeğin Yusuf gibi saf, temiz, günahlara karşı ürkek ve korunma refleksine sahip olabileceğini, sığındıkları âlemlerin rabbinin onları koruduğu gibi, korunmak isteyen herkesi koruyacağını öğrendim. Meryem gibi her insanın bir arınma evinin olabileceğine, Yusuf gibi her insanın günahtan kaçarken zindana düşürülebileceğine, hiçbir kaçışın ve kavuşmanın rastlantı olmayacağına inandım.
“Ben” buyken, şimdi birileri kalkmış bana, sen bu olma diyor. Sen bu olma ki, seninle görünür olalım diyor. Sen bu ol ki, seninle gözlerden uzak olmayan, kaçma ve saklanma ihtiyacı hissetmeyeceğim bir yürüyüş yapabileyim diyor.
“Ben” buyken, şimdi birileri bana yar olmak yerine benden uzaklaşmanın kafasındaki hesaplar için daha doğru olacağına inanıyor.
“Ben” kendimi anlatmayı sürdüreceğim, siz beni nasıl bilirsiniz bilemem ama “ben” hayatta iken “iyi biliriz” seslerine inanırım. Benden uzak durmak isteyenlerin “onu iyi biliyoruz” dediklerine de inanmaktayım.
“Ben” üç cümlelik silgi ile silinebilecek bir hayata talip değilim.
Kendimi anlatmayı sürdüreceğim.


 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 5
Bugün : 748
Bu Ay : 15260
Toplam : 24518

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom