28 Şubat Sürecinde Malatyayı Anlattı

Necip Cengil, 28 şubat sürecinde Malatya'da yaşanan entrika ve tahrikleri, yaşayan tanığı olarak anlattı.

28 Şubat Sürecinde Malatyayı  Anlattı Türkiye-Dünya

Yazarımız Necip Cengil, 28 şubat sürecinde Malatya'da yaşanan entrika ve tahrikleri, yaşayan tanığı olarak  Malatyada  mahalli yayın yapan SÜRMANŞET gazetesine anlattı.

‘‘Niyet okumalarla insanlar yargılandı’’

İnönü Üniversitesi eski Rektörü olan Prof. Dr. Ömer Şarlak’ın 28 Şubat sürecinin özellikle seçilen kişilerinden olduğu ileri sürüldü.

İnönü Üniversitesi eski Rektörü olan Prof. Dr. Ömer Şarlak’ın 28 Şubat sürecinin özellikle seçilen kişilerinden olduğu ileri sürüldü.

Malatya merkez’de makine mühendisi ve bir radyo yöneticisi olarak görev yapan Yazar Necip Cengil, içerisinde yer aldığı vakfın faaliyetlerine katıldığı ve radyosunda dini içerikli yayın yapılması gerekçesiyle 28 Şubat süreci ve sonrasında mağduriyet yaşadı. Cengil, ‘‘Bizim radyoda başörtüsü ile ilgili bir programdan dolayı tekerlekli sandalyede olan engelli bir arkadaşımız, ben ve yönetim kurulu başkanımız DGM’de yargılandık’’dedi.

‘‘O GÜN PARALAR NASIL UÇTU?’’

28 Şubat mağduru olduğunu savunan Necip Cengil, “ Öncelikle 28 Şubat sürecinin nasıl başladığını ve neyin amaçlandığını konuşmak gerekir. 28 Şubat; devlete egemen olmak isteyen bir ekibin tasarladığı ve özellikle dindar kesimi devre dışı bırakarak ülkeyi bir yerlere götürmek istediği bir sürecin adıdır. Bu süreçte hep işin askeri boyutu konuşuldu ancak akademik boyutu konuşulmadı, yargı boyutu konuşulmadı ve medya boyutu konuşulmadı. Böyle olunca çok 28 Şubat hakkındaki teşhisler hep yarım kaldı. 28 Şubat deyince, geçmiş tarihin derinliklerinde yaşanan kast sistemlerini hatırlamak gerekir. Ülkede bir kast sistemi oluşturmak isteyen kişiler askeri de kullanarak bir şeyler yapmak istediler. Aslında o vakte kadar işler çok iyi gidiyordu. Turgut Özal’lı yılların Türkiye’de açık zihin politikası oluşturma girişimleri önemli işleri başaracak noktaya gelmişti. Ama bu birilerinin hoşuna gitmedi. Ülkede bir açık zihin tartışması ve açık zihin ortamı istemeyen bir takım çehreler burada farklı bir oyun oynamayı denediler. Bu farklı oyun birçok yönüyle gündeme getirilebilir. Birincisi siyasi yönüyle, ikincisi medya, üçüncüsü yargı ve dördüncüsü askeri yönüyle. Ama hepsinin gelip varacağı yer kast sistemi. Kast sisteminde işin yargı boyutu vardır. Askeri boyutu vardır, üst memur boyutu vardır ve bir de vergi verenleri vardır. Bu vergi verenlerinde altında hiçbir işe yaramayan adam yerine konmayan halk kesimi vardır. Burada da böyle bir kurgu vardır. 28 Şubat’ta sağına soluna bakmadan bu kast sistemini nasıl oturtturabilirimin mücadelesi verildi. O ana kadar işler çok iyi gidiyordu. İnsanlar birbirleriyle konuşmaya başlamıştı. Fikirlerini rahatlıkla tartışabilecek noktada duruyorlardı. Farklı düşünüyor diye biri diğerine şaşı bakmamayı öğrenmişti. İşte bu, kast sistemini oluşturmak isteyen insanları aslında biraz gerdi. Ülke elimizden gidiyor düşüncesine kapıldılar. Tabi o zamanlar ülkemiz fakir bir ülke değil, ekonomik boyut oldukça güçlü.

Necmettin Erbakan hükümeti kurulmuştu. Erbakan hükümeti meseleyi biraz daha deşmeye başladı. Havuz sistemi oluşturuldu. Bu havuz sisteminde ülkenin tüm kurumlarının parası toplanacak, ihtiyacı olan parayı oradan alıp kullanacak ve yine oraya ödeyecekti. Oysa bankalar vardı. Gecelik yüksek faizlerle devlet kurumlarına borç veriyorlardı ve yüksek kazanç elde ediyorlardı. Bu havuz sistemi bankaların hoşuna gitmedi. Dolayısıyla bir takım tedbirler almaya sürüklemiş oldu. Ve bankalar burada 28 Şubat sürecinin güçlü bir ayağı olarak işler görmeye başladı. Ekonomik olarak ülkenin bağımsız bir politika izlememesini isteyen çevreler için bu kaos sistemi önemli bir işlev gördü ve 28 şubat’ı tasarlayan insanlar bunu da özellikle kullandılar. Erbakan hükümetiyle işler daha iyi yoluna girecek diye düşünürken birden tezgâh oluşturuldu ve 28 Şubat gecesi milyarlarca dolar uçtu, bu paranın nasıl ve nereye uçtuğu hala çözülebilmiş değil’’dedi.

‘‘SENARYO İSLAMİ KESİMİ AŞAĞILAMAK’’

28 Şubat’ın ekonomik yönü çok güçlü olan bir süreci içerdiğini anlatan Cengil, ‘‘28 Şubat sürecini tezgâhlayan çevreler kendilerine engel olarak İslami kesimi gördüler. Dindar kesim üzerinde bir takım oyunlar tezgâhlamaya başladılar. Dikkat ederseniz o dönemde ortaya çıkan ve televizyonlarda çokça konuşulan hadiseler ardı ardına gelince kurgu olduğu ortaya çıkacaktı. Bilindiği gibi o dönemde Müslüm Gündüz gündeme getiriliyor. Ali Kalkancı gündeme getiriliyor. Bir bakıyorsunuz olaylar birbirine benziyor. Hazırlanan senaryo İslami kesimi aşağılamak üzerine kurulmuş. Peki, onlar İslami kesimi temsil eden kişiler miydi?. Açık konuşmak gerekirse normal bir zamanda o birilerinin üzerinde yürürlüğe konan oyunlar hiçbir işe yaramazdı. Ama senaryo öyle güzel çizilmiş ki ve o kadar hedefler tek tek belirlenmiş ki ilk planları ardından ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü planlar devreye konulmuştu. Basın ayağı çok iyi işletildi. İlk senaryoları: Müslümanları aşağılamak. Ama baktılar ki; aslında bu çok da işe yaramıyor. Çünkü ülkenin hakikaten insan açısından zengin altyapısı var. Dışarıda görünmeyen ama aralarında gönül bağı güçlü yapılanmaları var. Süreç içerisinde ikinci plan devreye konuldu. Müslümanları inaktif edebilmek için. Önce aşağılamak sonra inaktif yöntemi. İnaktifte ne yapılabilinirdi?.Müslümanlara bu kez ağır bir tokat atmak…Ama hiç umulmayan bir anda tokat atacaktı…Cemaatler devre dışı bırakılacak, nesil tamamen başsız kalacak ve bu başsız kalan nesli istedikleri gibi yönlendireceklerdi. Cemaatler niçin devre dışı kalmalıydı?. Çünkü cemaatler bu ülkenin asli damarları, unsurları ve karşılıksız fedakâr duygularla hizmet üreten birimleridir. Bunlar devre dışı bırakılırsa ülkede o kast sistemini oluşturmak isteyen insanların işi biraz daha kolaylaşacaktı.’’ şeklinde konuştu.

‘‘NİYET OKUMALARLA İNSANLAR YARGILANDI’’

28 Şubat döneminde başörtüsü savunucularının tek tek fişlendiği belirten Cengil, ‘‘Üniversitelerde sorun olmayan başörtüsü o dönemde bir anda tekrar gündeme getirildi. Başörtüsünü savunan insanlar tek tek fişlendi. Hiçbir şiddet unsuru içermeyen gösteriler bile bu insanların karşısına daha sonra bir örgüt provası olarak çıkarıldı. Mesela el ele tutuşmuşsunuz, Türkiye’de bir el ele zinciri oluşturmuşsunuz; işte bunu örgüte sokmaya çalıştılar. Bir insanı ziyaret etmişsiniz, derdiyle dertlenmişsiniz ve adamın açlığını gidermişsiniz bunu örgüte sokmaya çalıştılar. Üçüncü adım olarak yargı boyutu devreye koyuldu. Tamamen niyet okumalarla insanlar yargılandı. Suçum ne diye sorduğunda senin suçun Türkiye’nin sistemini yıkmak dediler. Nereden çıkarıyorsunuz?. Hangi eylemimden dolayı çıkarıyorsunuz? diye sorulduğunda ise, şuanda böyle bir eylemin yok ama ileride böyle bir tehlike oluşturabilirsin dediler. Niyet okumalarla insanlar yargılandı.28 Şubat süreci aklı toplumdan çekip aldı. Bizler Malatya’da İslami Dayanışma Vakfı(İDV) olarak toplumun doğru din algısı için önemli adımlar atardık. O yıllarda Malatya ayağında hassasiyetler yüksekti ve İnönü üniversitesinde başörtüsü diye bir sorun yoktu. Kimsenin kimseyle sorunu yoktu. İnsanlar okullarına çok rahat gidiyorlardı. Üstelik bir başörtülü ile değerleri farklı olan bir kız öğrenci yan-yana kol-kola yürüyebiliyorlardı. Ama İslami hassasiyetlerin en güçlü olduğu illerden biri Malatya idi. Bu nedenle Malatya pilot bölge seçildi.’’dedi.

''ŞARLAK PAŞA KULLANILARAK ÜNİVERSİTE KARIŞTIRILDI''

Dönemin Malatya’daki yerel kanallarından olan CNM’deki programına dahi emniyetten müdahale edildiğini ifade eden Necip Cengil, ‘‘ Malatya Gündem gazetesini çıkarttığımız o dönemde ve daha sonraki Radyo Selam müdürlüğüm dönemimde belli periyotlarla emniyetten çağırılıp şu yazıda niye böyle oldu derlerdi. Bir televizyon kanalında CNM’de çıkıp gündeme dair belli bir konuda yorum yapıyordum. Ben çıkıyorum emniyet oraya giriyor ve metni istiyor. Yayına bakan bir bayan arkadaşımız var, beni arayıp ‘yine geldiler’ diyor. Ne istediklerini sorduğumda ise metni istediklerini söylüyorlar. Bende metin olmadığını, irticalen konuştuğumu söylüyorum, kaseti çekin verin diyorum. Anlayacağınız bu günlerce böyle devam edince televizyona bir zararı dokunmasın diye program yapmayı bıraktım. Amaçları zaten benim program yapmamamdı. Dolayısıyla hedefine ulaşmış oldular. Malatya Gündem’de yazı yazıyorum. O dönemde ben dâhil birçok arkadaşım özel tehditlerde aldılar. Başörtüsü konusunda vatandaşların öğrencilere sahip çıkması gibi bir kanı ortaya çıktı. Dönemin rektörü Ömer Şarlak’a (Şarlak Paşa) gittiler durumu izah ettiler. O güne kadar başörtüsü sorunu yoktu. Şarlak Paşa, 28 Şubat sürecinin özellikle seçilen kişilerinden biriydi. Ondan önceki rektör toplumla biraz daha iç içeydi. Ama o geldikten sonra işler değişmeye başladı. Normalde hiçbir sorun yok ama üniversiteyi karıştırdılar. İslami Dayanışma Vakfı üzerinde bir sürek avı başlattılar. Elbette o süreçte İslami Dayanışma vakfı tek başına bu sürüklenişin içerisinde değildi. Malatya’da sivil toplumun bir üst çatısı vardı. Ayda bir toplanıyorlardı. Gerek başörtüsü gerekse de Malatya’nın diğer sorunlarıyla ilgili ortak akıl üretmeye çalışıyorlardı. Başörtüsü hadisesinde de hiçbir vakıf direkt olarak olayların içerisine girmedi. Sadece öğrencisi olan veliler özellikle yapmaları gerekeni yaptılar. Gidip rektörle ve diğer yetkililerle görüştüler. Veliler gidiyor öğrenciler haklarını arıyorlar. Ama olayların kurumsal olarak içerisinde olmayan bir vakıf tokat yiyor. Ama bu vakıf kurumsal olarak bu olayların içerisinde değildi. Bu vakfın amacı doğru insanlar yetiştirmekti. Bu ülkeye faydalı olacak insanlar yetiştirmekti. Üstelik sivil toplumun oluşturduğu çatı da bu süreçteki insanların dikkatini çekmişti. Düşünün ki 30 tane sivil toplum örgütü Malatya’da bir araya gelmeye çalışıyor, ortak akıl yapmaya çalışıyor. Bu akıl üretimi bazılarının hoşuna gitmedi. İslami dayanışma vakfı burada faydalı çalışıyordu. Açları doyurmak, doğru insanları yetiştirmek doğru bir zihnin oluşmasına katkı sağlamak için çaba sarf ederken tüm vakıflarda yer alan veliler kendi öğrencilerinin haklarını ararken, sistem sadece belli vakıfları dövme kararı almıştı. Malatya’da İslami Dayanışma Vakfını dövme kararı alınmıştı.

Mesela Cuma olayları… vakıflar, sivil toplum bir hafta önce bir araya geliyor, karar alıyor. Cuma olaylarına kesinlikle taraf olunmayacak, işin içinde bir oyun var. Alınan ortak karar bu. Hiç kimse olayların içinde değil. Ama birileri bir olay kurguluyor. O kurguyu o gün sahneye koyan kişiler önemli elbette. O gün Malatya Emniyet müdürü Kemal İskender… O gün öyle bir şey var ki; en son asıl dayağın atılacağı gün yani İslami Dayanışma Vakfına atılacak olan dayak günü… Önceden karar alınmış, hiçbir vakıf ortalarda yok. Cuma namazı sonrası herkes dağılacak. Camilerin etrafı çevriliyor. Cemaat dağılacak çevreyolu tutuluyor. Cezmi Kartay’da tutuluyor. Bütün cami cemaatleri yani yeni cami, söğütlü cami cemaati ve diğerleri Akpınar’da toplanıyor. Cemaatlerin hiçbir hedefi yok. Herkes birbirine bakıyor. Ben radyonun müdürüyüm, tepeden balkondan Akpınar meydanına bakıyorum. Bakıyorum ne olacak? Bir topluluk var ve o topluluk hiçbir slogan atmıyor. Ama bir anda biri bir slogan attı. Emniyet bütün yolları kapatmış, herkesi oraya toplamış. Şimdi başörtüsü yasağı var, 28 Şubat sürecinde Türkiye’nin dört bir yanındaki İslami kesim var. Biri bir slogan attı ve arkası geldi. Ama dikkatimi çeken bir şey bütün yönlendirmelere rağmen kitle taşkınlık yapmadı. Cam kırmadı, taş atmadı, emniyete yada polis memurlarına kötü davranmadı. Ama sanki onlar oraya toplanmış gibi, basında öyle bir hava verildi. Yani ulusal basın olayı öyle verdi. Oysa orada yönlendirilen bir kitle vardı ve bu kitleyi ne İslami dayanışma vakfı ne de başka bir vakıf buraya yönlendirmedi. Camilerin etrafı çevrildi. İnsanların evlerine dağılması engellendi. Bunlarda mecburen Akpınar meydanına toplandılar. Ve orada olaylar öyle bir afişe edildi ki ulusal basında Malatya mutlaka dayak yemesi gereken bir ildi, Ahmet Taner Kışla’nın da o günlerde bir yazısı vardı, sanıyorum başlığı Merveler, Kangallar diye başlıyordu, o yazıda Malatya terbiye edilmesi istenen bir Kangal’a benzetiliyordu ve o yazı adeta Malatya’nın ipini çekilmesini hızlandırdı.’şeklinde konuştu.

CANLI YAYIN ARAÇLARI SOKAK SOKAK GEZDİLER

“…o günün Malatya Valisi Atilla Vural bir yazı çıkardı. Akpınar Meydanında gösteri yapanlar 146. maddeye göre yargılanacak.”

28 Şubat sürecinde ve Cuma olaylarında Malatya’nın dayak yediğini söyleyen Cengil,‘‘ 28 Şubat sürecinde ve Cuma olaylarında Malatya iyi bir dayak yedi. Üstelik sivil toplum şöyle bir karar aldı: biz olayların içerisinde olmayacağız. Burada bir oyun var. Bu oyunu bozmak gerekiyor. Ama oyunun bozulmasını istemeyen çevreler vardı. Dediğim gibi kitleleri oraya topladılar. Daha sonra o günün Malatya Valisi Atilla Vural bir yazı çıkardı. Akpınar Meydanında gösteri yapanlar 146. maddeye göre yargılanacak. Yani idamla yargılanacak. Ülke tarihinde 2911 gösteri yasasına göre ele alınabilecek olayları özellikle Malatya’da böyle büyüttüler. Akpınar Meydanında gösteri yapanlar idamla yargılanacak diye bir karar alındı. Dolayısıyla 28 Şubat ‘kast’ sistemini uygulamak isteyen kişiler burada kurguyu öyle bir yaptılar ki; Malatya iyi bir dayak yesin istediler. İslami kesim iyi bir dayak yesin ve bir daha kendine gelemesin istediler. Bir boşluk oluşsun ve istediğimiz gibi at oynatalım istediler. Malatya niye önemli… Osmanlıdan beri Malatya aslında ülkeye insan yetiştiren bir merkezdir. Tokat gibi Malatya gibi böyle merkezler vardır. Malatya’da bu merkezlerden bir tanesidir. Malatya ülkeye faydalı insanlar yetiştiriyordu. Malatya bu yüzden seçilen illerden birisidir. Malatya zihin oluşturan bir ildir. Yanılmıyorsam Gülay Göktürk’e soruluyor. Malatya ve irtica meselesi. Radikal dinciler olarak. Kadıncağız diyor ki; Türkiye’de en çok okuyan bir ili mi bana soruyorsunuz, gidin işinize? Maalesef şuanda da revaçta olan bazı isimler o gün Malatya’daki bu haberleri kendi bağlı oldukları ulusal basın kurumlarına çok yanlı bir şekilde gönderdiler. İşin tuhaf tarafı bu arkadaşlarımız metni öyle yazmamış olsa bile metin orada değiştirildi. Yani ulusal basının haber merkezinde bu haber değiştirildi. Mesela cumadan üç gün önce canlı yayın araçları Malatya’daydı. Sokak sokak gezdiler. Milletin ayakta olan duygularını biraz daha bilediler. Görevleri ve işlevleri buydu. Kışkırtıcı bir işlev gördüler. Son gün biz sivil toplum temsilcileri olarak Kemal İskender ile konuşmaya gittik. Dedik ki; “kimliği belirsiz isimler evlere telefon ediyor, kışkırtıcı konuşmalar yapıyor, ki bunları sizler çok iyi bilirsiniz. İsterseniz ortaya da çıkarırsınız. Evlere telefon ediliyor. Ne kadar duygusal provokasyon yapılacak cümleler varsa telefonda kullandılar. Ve bunları duyuyoruz. Biz duyduğumuza göre sizin de duymuş olmanız gerekiyor. Kim yapmış olabilir. Biz mi bileceğiz. Siz bunu bileceksiniz. Emniyetin başında siz varsınız. Sistemi burada siz yürütüyorsunuz, insanlar telefon ediyor. Özellikle taşraya telefon ediyor. Onları meydana çağırıyorlar. Kur’an yakılacak gelin dininize sahip çıkın. Öyle bir yönlendirme yapılıyor. Yani kurguyu yapan zihin Malatya’da özellikle bir dayak atmanın projesini çok güzel tasarlamış.” Dedi.

Radyoya birkaç ay takip edilmeksizn giremediğini kaydeden Cengil, ‘‘ Bizimle konuşmayı denemek yerine, sürek avına tabi tuttular, niye böyle diye sorabilirsiniz, o günün şartlarında İstihbarat ya da devletin tepesinde iş görebilecek kişiler yani söz gelimi İslami şahsiyeti öne çıkan bir insana gelecekler, konuşmak isteyecekler. Ya bu konuda ne düşünüyorsunuz diye soracaklar. Olacak şey değildi. Yani siz sivil toplum toplantılarıyla aslında işin ipuçlarını vermişsiniz. Demişsiniz ki biz ülkemizi seviyoruz. Birileri özellikle Malatya üzerinden Türkiye’yi karıştırmak istiyor. Birileri Malatya’ya dayak atarak Türkiye’de İslami hassasiyeti söndürmek istiyor. Bunu görmüşsünüz ve bunu birileri yapacak demişsiniz. Ve biz bu oyunda yokuz demişsiniz. Bu kararları almalarına rağmen yönlendirmeleri cuma hadisesi yaşanıyor. İslami Dayanışma vakfı ülke ve insan menfaatini gözeten tüm fedakarlıkları yapıyor lakim birileri dayak atmayı kafaya koymuş. Olaylar bu halde… Yönlendirmeli bir Cuma hadisesi sonrası gece baskınları başlıyor, kim toplanıyor; İslami dayanışma vakfının yönetimi ve yönetime yakın diğer isimler. Gece saat 3. Gece 3’te herkes uykusunda normal. Gece kimi kapılar kırılır. Bazı insanlar içeriye alınmamışsa bile günlerce aylarca arkasında hafiye dolaştırılıyor. Mesela ben radyonun sorumlusuyum. Arkamdan takip olmadan radyoya birkaç ay girememişim. Mutlaka beni izliyor. Geliyor kapıdan içeri giriyorum o da çıkıp gidiyor. İster istemez bir baskı var. Eşiniz şöyle düşünüyor. Acaba ne zaman götürecekler? Çocuklar bu işin farkına varmış. Acaba babamı ne zaman götürecekler? İşkenceleri duymuş, babamı götürürlerse ona da işkence edecekler mi? Benim o zaman iki çocuğum vardı. Ben günlerce onların yüzündeki sarılığa baktım, hani sarılık olmuş görüntü vardır ya o sapsarı yüzü ben günlerce izledim. Sadece ben değil, nice arkadaşımız izledi. 6 ay geçmiş ben bir özel kurumla iş anlaşması imzalamışım mühendis olarak. Beni yeşiltepe yeşil evlere kadar takip eden bir araç var. Bende kendi aracımla gidiyorum. Yıl 2004. o yıl da bu hala devam ediyor. Böyle bir süreç var burada. O gece evlerinde bulunan herkes alındı. Gece 3’te kapıma geliyorlar ben evde yokum. Misafirliğe gitmiştim. Başta İslami dayanışma vakfının başkanı Mustafa Kayan olmak üzere, Mehmet Koç, Namık Şahin, Mustafa Şahin, Mehmet Kayış, Fırat Dirikolu ve eşi, öğrenciler epeyce bir kitle evinden alındı.’’ ifadesinde bulundu.

‘‘ZEKERİYA ŞENGÖZ ÇOCUKLARINI GECE UYKUDA ÖPEN BİR İNSAN’’

O dönemde Anayasa Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in yazısını yorumladığı içinde emniyette ifadeye çağrıldığını belirten Necip Cengil, ‘‘O dönemde bir yargı süreci başladı. Yargının ilk kararı herkesin beraatı noktasındaydı. Ahmet Necdet Sezer’in bir yazısını yorumlamıştım. Yazının tamamı o günün anayasa başkanı olan Ahmet Necdet Sezer’e ait. Ondan dolayı bile beni çağırıyorlar. Her yazıda mutlaka çağırıyordum. Diğer arkadaşlarımız farklı nedenlerle çağırılıyor. Yargılamanın sürecinde bu arkadaşlarımız hepsi beraat ediyor. Ama o günün savcısı temyize gidiyor. Kitle olarak yargılanıyor. Bu insanlar tekrar yargılanıyorlar. Bunlar bildiğimiz arkadaşlar. O gece toplanan arkadaşlar. O temyize gitmeyen insanlar tekrar yargılandılar. Korkunç cezalar aldılar. Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur hepsi beraat etmişti bunların. Zekeriya Şengöz’ün ve Fahri Memur’un ve diğerleri de özellikle tabi tutuldukları işkenceler o kadar ağırdı ki; mesela devlet hastanesine götürüldüler ve tespit ettikleri doktorun dışında başka bir doktora göstermediler. Bunlara yaptıkları işkenceler asla basına yansımadı. En korkunç ve iğrenç işkencelere maruz kaldılar bu insanlar. Ama biz o gün haklarını arayamadık bu arkadaşlarımızın. O gün bu insanlar o işkencelerle öyle kaldılar. Bir yazar olarak kalemimi asla susturmadım. Konuşmam gereken yazmam gereken her şeyi yazdım. Bu noktada bir yazarın yapabileceği her şeyi yaptım. O yönden vicdanen rahatım. Ama diğer noktada bu insanların tabi tutuldukları işkenceler karşısında çaresiz kalmak farklı bir duygu. O çaresizliği yaşamak farklı bir duygu. Zekeriya Şengöz’ü düşünün. Bu insan çocuklarını gece uykuda öpen bir insan… Başka zamanı yok. Kendi işiyle uğraşıyor, geçimini sağlıyor, bir de ülkeye faydalı olacak doğru insanlar yetişsin diye uğraşıyor. Hiçbir insanı şiddete bulaşmamış, başkasına elini bile kaldırmamıştır. Zaten bu kast sisteminin içerisinde bulunanların da ürktüğü nokta buydu. Teröre ve şiddete bulaştırmadan bir insan yetiştiriyorsunuz. Bu insan, insan hayatına önem veriyor. Bu insan polise diş bilemiyor. Bu insan askere diş bilemiyor. Bu insan kendisini haksız yere yargılasa da yargıya bilemiyor. Yargı o süreçte niyet okuyarak bu insanlara ceza verdi. “Siz bunu yapacaktınız. Yani yaptınız değil, yapacaksınız…” dediler. Bu nedenle 28 Şubat yargısı yargı tarihi açısından özellikle hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak, negatif yargılama nasıl yapılır, akıl nasıl devre dışı bırakılır, nasıl idam edilir anlamında ders notu olarak okutulabilecek bir süreçtir. Niyet okumalarla bir insan nasıl yargılanır ve nasıl mahkum edilir?. Siz normal eleştiri hakkınızı kullanıyorsunuz. Ama o eleştiri hakkınızı kullanmanız dayak yemenize sebep oluyor. Bu anlamda mesela tarihin derinliklerinde hukukun felç olduğu ülkelerden bahsedilir.’’dedi. 

kaynak,Sürmanşet

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 8
Bugün : 527
Bu Ay : 5509
Toplam : 5509

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom