Satır başları...

Malatya'da gerçekleştirilen Anadolu Platformu etkinliklerinden bazı satırlar... Necip Cengil ve Ramazan Kayan'ın konuşmaları...

Satır başları... Malatya Kültür-Sanat

Necip Cengil'in konuşması

Birliktelik Ruhu

Muhterem hazirun!
Sözlerimin başında hepinizi Allah’ın selamıyla selamlar, bugününüzün ve yarınlarınızın O’nun hoşnutluğuna mazhar olmuş bir hayatla geçmesini temenni ederim.
Her biriniz memleketin farklı yerlerinden buraya geldiniz, hoş geldiniz, Safalar getirdiniz; yorgunluğunuz mükâfatınız olsun, akıttığınız terler dökülen günahlarınız…
Allah bugünümüzü ve yarınlarımızı bereketli kılsın. Bereketi yalnızca çoğalma değil, Kendi hoşnutluğunda, haram ve helal sınırlarını koruyan, tevhidin birliğinde bir verimlilik olarak anlayanların sayısını çoğaltsın.
Allah düşünce ufkumuzu sahih bir genişliğe, üretkenliğe tebdil eylesin.
Bir ve beraber olmanın ruhunu hayatın her anında, her alanında diri tutanlardan kılsın.

Muhterem kardeşlerim! 

İnsanlık bir uçurumun kenarındaydı âlemlerin rabbi onları kardeşlik iklimine taşıdı. İnsan seçici olmayı beceremiyor, aksatıyor veya önemsemiyordu Allah onlara “sadıklarla beraber olmayı” öğütledi.
İnsan çıkarların kirli gölgesinde ve nefsin haz duygusuyla birliktelikler arıyordu onlara “Allah için sevme” kıstasını getirdi.
İnsan sığınacak başka gölgeler arıyordu onları kelime-i tayyibenin, kelime-i tevhidin ulu gölgesine çağırdı.
İnsan münferit haz tatmini için yaşıyordu, onlara infakı, yardımlaşmayı öğretti.
İnsan giderek yaratılmayı tesadüfe, ölümü yokluğa bağlamaya başlamıştı, Allah dünyanın bir imtihan sahası olduğunu, asıl hayatın ahirette yaşanacağını bildirdi ve insanı cenneti yaşamaya, cennete koşmaya çağırdı.
Allah insanı erkek ve kadın olarak, her birini bir ayet, işaret olarak yarattı sonra içinde iltimas olmayacak bir ölçüyü var ederek, o ölçü muvacehesinde yaşamaya çağırdı. Bu ölçünün adı takvaydı.
Allah insanı en güzel surette yarattı, insan bu güzelliği doruğa çıkartabildiği gibi aşağıların aşağısına dönüştürebileceğini de hayatıyla ortaya koydu. Aşağıların aşağısından kurtulmanın reçetesi olarak Allah İman ve Amel-i Salihi gösterdi.
Kabule şayan işlerdi Salih Amel! Kabule şayan adımlar, birliktelikler, ortak ruh, ilkeli duruş, ilkellikten uzaklaşma, cahillikten kaçış, Allah’ın rızasına sığınma…
 

Ve Allah insanı tek kılmadı, eşini verdi yanına; sonra çocuklara vesile kıldı. Aile oluştu. İnsana birlikte yaşama ruhu kazandırıldı. Her doğan bir aile içinde değer kazandı, yolunu müstakim buldu. Yuvadan kopmamayı öğrendi, yuvayı birlikte onarmayı belledi.
 

Aileyle, birliktelik ruhu kazandı insan…
Aileler aynı sokağı, aynı mahalleyi, köyü, beldeyi, şehirleri paylaştı.
Sonra onlara “hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve dağılmayın, dağınık bir görüntü oluşturmayın yoksa gücünüz yok olur, işe yaramaz hale gelir” denildi.

Muhterem kardeşlerim!
 

Bize şöyle denildi: “Ey iman edenler! Allah’a nasıl ibadet ve itaat etmek gerekiyorsa öylece takvayı yaşayın ve sadıklarla birlikte olun.”
Bu aynı zamanda şu demekti, sadıklardan başkasıyla birlikte olursanız Allah’a hakkıyla ibadet ve itaat edemez, sakınmanız gereken noktalarda sakınmazsınız. Takva yolu ancak sadıklarla birlikte yürünür.
Elmalılı merhumun tabiriyle ; “İmanlarında, ahitlerinde, hak dine olan bağlılıklarında, gerek niyet, gerek söz veya fiil olarak, yani her hususta doğru ve dürüst kişilerle beraber olunuz. Onlarla yakınlık kurunuz, onların tarafını tutunuz, hâsılı onlardan uzaklaşıp ayrı kalmayınız. Açıkçası, münafıklardan sakınıp Hz. Peygamber`in ve ashabının yanında olanların safında yer alınız. Onlar gibi, özü doğru, sözü doğru, işi doğru olunuz. Onlarla beraber olunuz ve onlara uyunuz.”
Bu neden önemliydi?
Çünkü o günkü şartlarda, bazı Müslümanlar uydukları kimi kişilerin nifaklarını görmemiş, peygamber ve beraberindekilerin çıktığı seferden uzak kalmış, sonra yaşadıkları nedamet dönemi onları epey yıpratmıştı.
Bilinmelidir ki; her dönemin, yoldan alıkoymak isteyen bir güruhu olacaktır. Her dönemin, her birimizi Allah’a ve resulüne teslim olmuş insanlardan uzak kılmak isteyenleri olacaktır. Her dönemin “boş ver, uydururuz bişeyler, insanlar, Müslümanlar nezdinde temize çıkarız” diyenleri olacaktır. Ne “boş ver” diyecek bir vaktimiz, ne de “uydururuz bişeyler, kendimize inandırırız” diyeceğimiz bir günah çukuruna düşme tercihimiz olabilir.
 

Yaratılışın “en güzel suretini” ömür boyu yaşatmanın çabasından başkasını tercih edemeyiz.
Bu sebeple, yolu birlikte paylaşacağımız, birlikte yürüyeceğimiz, birlikte arınacağımız, ortak dertlerimizin olacağı, ortak dertlerimizin Allah’ın hoşnutluğunu getirecek dertler olacağı bir sadıklar topluluğu oluşturmak durumundayız. Bu işi bir dert edinmeli ve derdimizi sevenlerden olmalıyız.
 

Biribirlerini yıkayan iki el, biribirlerini yansıtan iki ayna, bu birliktelik ruhunun kazandıracaklarıdır. Kendisinde beni görüp kendime çeki düzen vereceğim, bende kendisini görüp kendisine çeki düzen verecek iki arkadaş…
Ve teslimiyeti samimi, arınması kaçamak duygularla aksatılmamış insanların oluşturacağı, birbirlerine kenetlenmiş, harcı sağlam, ölçüsü şaşmayan tuğlalardan oluşmuş sağlam bir duvar…
 

Sarsılması mümkün, yıkılması zor, onarılması zaman alsa da imkânsız olmayacak bir duvar…
Sarsılması neden mümkün? Çünkü imtihan insanı sarsar, toplulukları sarsar ama zamanla onarımlar görse de, kıyamete kadar o duvar, sadıkların kenetlenmesi devam eder. Tarihi süreç içerisinde, yaşananlara, aldığı darbelere bakarak kendisini onaran bir duvar, bir birliktelik ruhu çıkar ortaya… Bu ruh “gevşemeyin, üzülmeyin eğer gerçekten inanmışsanız üstün olan sizsiniz” ayetiyle beslenir. Yani eğer mutlaka bir üstünlükten bahsedilecekse o inanmışlıkta, inanmışlığın samimiyetinde, takvayla donanmış olmasındadır.
 

Bedir’de sevinen sadıkların, Uhut ile üzülmeleri, Huneyn ile sarsılmaları mümkündür. Ama her seferinde birbirlerine Allah’ı ve resulünü hatırlatarak kendilerini onarmaları da mümkündür. Bu onarım, inşa “bugün size bir yara dokunduysa, daha önce onlara da dokunmuştu, biz günleri aranızda dolandırırız” hatırlatmasıyla umutsuzluğu yok eder ve bu hatırlatma her zaman, fiziki anlamda mutlak üstünlük hayal etmemek gerektiğini bildirir.
 

İşte o onarımı gerçekleştirecek olan, bütün sarsılmalara rağmen, varlık sebebinden vazgeçmeden kıyamete kadar sürecek yolculukta kararlı bir duruşu gerçekleştirecek olan şey kardeşliğimizdir. Ortaya koyacağımız birlik ruhudur.
Bu kardeşlik ruhu, Afrika’da siyahî tonla, Asya’da çekik gözlerle, Avrupa’da başka renklerle, Amerika kıtasında daha farklı tonlarla zenginleşir. Her toplumun kendi özelinde, birbirleriyle anlaşmak için kullandıkları, Allah’ın kendilerinde var ettiği dil, şive, lehçe varlığımızın ortak mirasıdır. Hem dillerimiz, hem renklerimiz, hem zaman içerisinde birbirimizi tanımak için oluşan kavimler, hepsi Allah’ın birer ayetidir. Zaten bizler de erkek ve kadınlar olarak Allah’ın birer ayetiyiz. Her ayet Allah’ın hayata koyduğu bir işarettir. Allah’ın hayata koyduğu her işaret önemlidir.
Allah hiçbir ayetini ötekiyle çarpışsın diye, üstünlük kibri oluştursun diye yaratmadı. Tanışıp anlaşsınlar, kaynaşsınlar, kıyamete aynı ruhla, kardeşlik ikliminde kardeşlik ruhuyla girsinler diye yarattı.
Buradan hareketle söylersek;
 

Tarihi yönlendirmek, bugünümüzü kardeşlik ikliminden uzaklaştırmak ve yarınımıza ipotek koymak isteyenlerin bütün stratejilerine karşı, her zaman ve zeminde, tarihi kendi değerlerimiz doğrultusunda yeniden ele almak, yorumlamak, uçurumun kenarını fark edip uzaklaşmak, toparlanıp yekvücut olmak durumundayız.

Muhterem kardeşlerim!
 

Son peygamberin sancağı altında kardeşlerle buluşmak, hiçbir gölgenin olmadığı günde, Allah’ın gölgelediği, koruduğu insanlardan olarak kıyamet saatine, ahiret yurduna birlikte yürümektir bizden istenen… Sürekli ben diyerek bencilleşmeyen… Bizi doğru yola ilet diyerek dualarına birbirlerini dâhil eden ve biz olabilen… Aralarında bir sevgi ve hürmet bağı oluşan… Hiçbir sisli ortamda paniklemeyen, kimse görünmüyorsa, sis herkesi gizlemiş olsa bile “sen bittin, siz bittiniz” diyen şeytani sesi elinin tersiyle itip, “ben Müslümanların ilkiyim” kararlılığını ortaya koyabilen ve bu ruhla kardeşlerini aramaya çıkanlardan olabilmektir…
 

Muhterem beyler ve bayanlar, değerli kardeşlerim!
Şuradaki duruşumuz, biz olabilmenin bir çatısı olmak için vardır. Kardeşlik iklimini doyasıya solumanın, Allah için sevmenin ve sevilmenin, sözü dinleyin ve en güzeline uyun emrini yaşamanın, yeryüzünü imar için yapılacak işlerin, ülkemize ve dünyaya selameti yaymanın adımlarını atacak, bu istidadı sergileyebilecek insanların ortak yuvası olmak için vardır.

Değerli kardeşlerim!
 

Saidi Nursi’nin de üzerinde durduğu gibi; kardeşlik her şeyiyle yeknesaklık değil maksatta birliktir. Gayenin aynı olmasıdır. Yani kardeşler arasında farklı renkler olabilir. Ancak duruş, tavır, gaye, maksat birlikteliği vardır. Gaye Allah için yaşamaktır, Onun rızasına vasıl olmanın yollarını birlikte aramaktır. Kardeşliği ihlal eden fiil, düşünce ve paranoyadan uzak durmaktır. Birlik ruhunu Allah ve resulüyle beslemektir.
Bilinmelidir ki; birliktelik zorla değil gönüllülük ile beslenir. Kin, husumet ve adavetten uzak durarak var olur, kendisini onarır. Bu nedenle Allah için yaşadığını söyleyen, kardeşlik iklimine zarar verici icraatlardan uzak duran her Müslüman ile aynı kardeşlik ruhunu taşımanın huzurunu yaşarız.
 

Bizim için ilkeyi Allah resulü açıklamıştır;
"Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah`ın kulları kardeş olunuz." (Müslim İhya`u Ulum`id-Din Huccetü`l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.407)
"Mü`minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
İçinde yaşadığımız şu topraklardaki bütün kardeşlerimize, aynı coğrafi sınırları paylaşmadığımız diğer kardeşlerimize bakışımız bu ilkeler doğrultusunda olmalıdır.

Değerli kardeşlerim!
 

Her güzel şeye ulaşmanın bir bedeli vardır. Birlik ruhuna ulaşmanın da öyle… Bu hal kendimizi, ailemizi, çevremizi ihmal etmeyen bir çalışma ister. Hayatı zevk sınırlarının ötesinde yaşamak ister. Yani nefsin tahakkümüne boyun eğmemek ister. Bu yol sürekli beslenmek ister. Bu yolu beslemek ve bu yolda beslenmek okumakla, tefekkür etmekle, ulaşılan doğruları paylaşmakla, korku ve ümit dengesini diri tutarak mümkündür.
Ve sevmekle…
 

Hepisinden iyice bir gönüle girmektir diyen Yunus’un sözlerinden hareketle, hepisinden iyice bu yolu yüreğe işlemekle mümkündür. Hiçbir işimizi rehavete kurban etmemekle mümkündür. “Başkası yapsın” nemelazımcılığına mağlup olmadan, “olmasa da olur” “o da kimmiş” demeden kardeşleri kucaklamakla mümkündür.
“Ben olmasam her şey biter değil ben de olmalıyım, bu birliğin bana benim de bu ruha ihtiyacım var” demekle mümkündür…
Her kardeşimiz bir değerdir. Her değerimiz elzemdir. İnsanı kazanmak, bugünümüzü ve yarınlarımızı birlikte onarmak derdimizdir. Bizim için en güzel kazanmalardan bir tanesi de birbirimizi kazanmaktır. Birbirimizi kaybetmek kabul edilesi değildir.
 

Müminler ancak kardeş olabilirler, iman kardeşliği getirir, kardeşliği beslemeyen iman olmaz. Mümin olmaya yakışan kardeş olmaktır. Her biri bir ayet olan insanlara, gönderdiği ayetlerde Allah şöyle buyurur: “Mü`minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah`tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” Elmalılı merhumun tefsirinde şöyle denir: “Bütün müminler ancak kardeştirler. Zira hepsi ebedi hayata sebep olan iman esasında birleşir din kardeşidirler. Onun için iki kardeşiniz arasını düzeltin, gerek iki fert, gerek iki mümin topluluk bozuştuklarında hemen aralarını bulup barıştırın, dinde kardeşliğin gereği budur. Ve Allah`tan korkun, yani bu düzeltme ve kardeşlik takvadandır. Bozuşmaktan korunun, müminlerin kendi aralarında barış ve iyilik bulunmazsa, kardeşlikleri kuvvetli olmazsa kâfirlere karşı mücadele edemezler, Allah`ın azabından iyi korunamazlar. Onun için Allah`tan korkun, bozuşmayın, bozuşursanız, barışmaktan, barıştırmaktan kaçınmayın, her işinizde takva yolunu tutun ki rahmete erdirilesiniz.”
 

Ve kimse diğeriyle alay etmesin. Alay etmek kardeşliği kirletir. Kirlenen kardeşliğin görüntüsü huzur vermez. Rivayet edilir ki Ebu Cehilin oğlu İkrime Müslüman olduğunda bazı kişiler “bu, bu ümmetin firavunu olan ebu cehilin oğludur” dediler. İkrime Resulullah’a durumdan şikâyet etti. Ve bunun üzerine “alay etmeyin” ayeti nazil oldu.
Bu durumda şunu söyleyebiliriz; dilimiz öfkemizden beslenmemeli, intikamcı bir üslup oluşmamalı aramızda… Elbette Ebu Cehil bu ümmetin firavunudur ama oğlu Müslüman olmuştur. Üstelik hiç kimse babasından veya annesinden dolayı suçlanamaz. Bu kardeşil birlikteliği öyle bir birlikteliktir ki, orada Ebu Cehil’in oğlu da, Hamza’yı şehid eden Vahşi de, Uhud’da Müslümanları arkadan kuşatan Halit bin Velit’te yer bulabilmiştir. Kişinin hangi aileden geldiği değil, Müslüman oldum dedikten sonra ulaştığı ruh önemlidir.
 

Kardeşlik ruhunu zedeleyecek davranışlardan uzak durmak gerekir. Zariyat suresinde “Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.” Denir. Şüphesiz ki bu, Allah gökleri ve yeri yaratmıştır dedikleri halde kendilerine putlar edinip onlarla zaman geçirenlere dikkat çeker. Lakin kardeşlik ikliminden bahsedip, kardeşliği ihlal etmek için yol arayanlara da, bu bir hatırlatma olamaz mı?
Birliktelik ruhu çelişkilerden kurtulmayı gerektirir. Özü sözü mutabık olmayı gerektirir. Ve kardeşlik acıkınca yenilen bir puta dönüşmemelidir.

Muhterem kardeşlerim!
 

Celalettin-i Rumî “ Nice insanlar gördüm üzerlerinde elbise, nice elbiseler gördüm içlerinde insan yoktu” der. Biz elbisenin içindeki insanı yaşatmanın yollarını aramalıyız. Eğer bir birliktelik elbisesi giymişsek, bu elbiseyi temiz tutmak hepimizin mesuliyetindedir. Bizi görenler “bu elbisenin içinde insan var, sorumluluk bilinçleri diri, bunlarla yola çıkılır” diyebilmeli. Söylemleri ve duruşları çelişkili dememeli…
Yine “siz insanların içinden çıkarılmış öyle bir topluluksunuz ki, hakkı ayakta tutar, onunla adaleti tesis edersiniz” tarifine layık olmanın, adaleti, müsavatı hayatın her yanında, her alanında canlı tutmanın özlemi içinde olmalıyız.
Bizde birlik önce tevhid kelimesidir. Bizde adalet önce Allah’a karşı yerine getirilmelidir. Bizim öğrendiklerimiz bize şunu söyletir; Allah’a karşı adaleti yaşatamayanın insanlar arasında adaleti tesis etmesi mümkün değildir. Haliyle bizim birliktelik ruhumuzun besin kaynağı tevhittir. Her insan dilediği gibi inanmakta serbesttir ve dinde zorlama yoktur ama Müslüman’ın baktığı pencereden görülen budur.
 

Yine biz biliriz ki “ahlakı olmayanın adaleti, adaleti olmayanın ahlakı” olmaz.
Belki adalet kişiliği test etmede en önemli kıstastır. Veya dürüstlük ve ahlak sahibi diye nitelenebilecek insanlara uygulanacak son bir testtir. Bu testin sonucu “hamdım, piştim, oldum” ifadesinin gerçekleşip gerçekleşmediğini gösterecektir.
Bu son test içindir ki şu ifadeye dikkat etmek gerekir: “Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa, (karşınızdakiler)  zengin veya fakir de olsalar Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun… Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaleti yerine getirmek için hevâ ve hevesinize uymayın.”
Tevhid ve adalet birbirinden kopmaz.

Değerli kardeşlerim!
 

En zor zamanlar birliktelik ruhuna daha fazla ihtiyaç duyulur.
En zor zaman, insanın bazen kendisini kazandım demeye en yakın hissettiği, bazen bu kadar kaybetmekte yeter dediği zamanlardır. Ve en zor zamanların birlik ruhu sekinetten beslenir. Zira en zor zamanlar sekinetten beslenen kararlar gerektirir. Tıpkı Hudeybiye’yi yaşamak gibi… Müşriklerin atlarını şaha kaldırıp Müslümanların üzerine yürüttükleri ve Müslümanların karışık duygular içinde oldukları o an Allah, işte o an Müslümanların üzerine sekineti indirdi.
Fetih suresinde buyrulduğu gibi: “Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde, `öfkeli soy koruyuculuğu`nu (hamiyeti), cahiliyenin `öfkeli soy koruyuculuğunu` kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü`minlerin üzerine sekineti `(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu` indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde `kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
 

Biz cahiliye hamiyetinin ölmediğini biliyoruz. Cahiliye hamiyetiyle insanları kışkırtmak isteyenlerin hep dolaşacağını da biliyoruz. Arif Nihat Asya’nın bir şiirinde “Ebu Cehil ölmedi Ya Resulullah, ebu lehep kıtalar dolaşıyor” denildiği gibi, cahiliye hamiyeti de kıtalar dolaşıyor. Bu hamiyete karşı bizim birliğimizin yolu Allah’ın var ettiği, asla ölmemesi gereken, kıtalar dolaşıp irşat etmesi gereken sekinet ve takva sözüdür. Bu zamanlarda takva sözünün yaşaması sekinete bağlıdır. Sekinet takvayı takva sekineti besleyecektir. Çünkü ayette de ifade edildiği gibi orada, Hudeybiye kuyusunun başında bulunan Müslümanlar buna layık ve ehil idiler. Öyleyse bizim de bu sekinete ve takva sözüne bu zamanda layık ve ehil olarak birliktelik ruhunu derinleştirmemiz gerekir. Bu sekinet ve takva ile beslenecek birliktelik ruhu, huzuru ilahide inşallah şahidimiz olacaktır.
 

Ezcümle…
Her insan hayata başlarken hamdır, yanar ve oldum denilecek noktaya ulaşır.
Kurulan her bina için önce ham toprak atılır, sağlam zemine ulaşılır, zemin dâhil her biri gerekli projeler çizilmiştir onlara uyulur, iskeleti oluşturulur. Her aşamada özen ve kontrol vardır. Bütün bunlarla bina oluşturulur.
Binayı sağlam zemini bulmadan, ham toprağa oturtursanız en ufak sarsıntıda yıkılır veya yıkılmaya yüz tutar.
Bizim kardeşlik binamızın sağlam zemini kardeşliğimizden güç alacaktır. Bütün safhaları ve yürürlüğe konacak projeleriyle birliktelik ruhu binamızı güçlü kılacaktır.
Sadıklar topluluğu zeminin sağlamlığıdır. O olmadan olmaz.
Biz önce kendimiz, sonra neslimiz için, bize emanet olan ülkenin üzerinde yola çıkan gönüllüleriz.
Gün gelecek “bu gözler neler gördü, bir bilseniz” diyenlere şahit olacağız, oysa biz hepimiz, yaşarken aynı şeylere şahit olmuşuzdur. Her şey ben, sen, o, bizler yaşarken olacak. Hiçbir şey kötünün mutlak iktidarını getirmediği gibi, iyinin ve iyilerin de mesuliyeti bitmeyecektir.
 

Bu bir yürüyüştür, koşudur, Allah hepimizi, hep birlikte cennet yürüyüşüne çağırmaktadır. Allah’a koşun derken, bir tek insana seslenilmediği gibi, boyutları yerlerle gökler gibi olan cennete koşunuz derken de bir tek insana seslenilmez. O koşuya birlikte katılmak durumundayız çünkü çağrı tekil değil, hepimize…
Tecrübelerimizi bugünün ve yarının nesillerine taşımak vazifemizdir.
 

Unutmayalım bu bir cennet koşusudur.
Zariyat suresinin ilk ayetlerini hatırlatarak konuşmama son vermek istiyorum:
“Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
Size va`dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.”
İşte o gün geldiğinde mazeretlerimizi hazırlamış olarak çıkmak için buradayız.
Biz birlikte mazeretlerimizi hazırlayacağız. Mazeretlerimiz “ya rabbi, sen şahitsin ki biz çalıştık, yılmadık, süreçlerin savrulmasına uğrasak da vazifemizi unutmadık” diye anlatacağımız hayat hikâyemizdir.
Biz diri olalım, yarın bizim hikâyemizi okuyacak nesil diri olsun, biz hayata şahitlik yapalım, bizden sonraki nesiller ve işlerimiz bize şahitlik yapsın.
Vel ahiri davana enilhamdulillahi rabbil âlemin…
 

Ramazan Kayan Hoca'nın konuşması...

Başından gecen bir anısından bahsederek konuşmasına başladı: 

Size bir anımı anlatarak sözlerime başlamak istiyorum imam hatipte henüz öğrenciyim yazın tuğla ocaklarında çalışmaya gitmiştim tuğla ocağında çalışırken Cuma günleri çalıştığımız yere yakın bir köy vardı. Cuma namazına gidiyorduk bir gün nasıl bir aşk, nasıl bir sevda doğdu ise içimden yeni bir duygu, gidim şu hocadan rica edeyim eğer müsaade ederse bugün Cuma hutbesini ben okuyayım hutbeyi yazmak için o ortamda kağıt aradım bulamadım, kalem aradım bulamadım ve orada bulduğum bir çimento torba kağıtın dan bir parça kopardım ve zor bela temin ettiğim bir kalemle o çimento torba kağıtının üzerine hutbe yazdım ve o gün Cuma hutbesini okudum. Tabi okuduğum hutbeyi bizimle beraber çalışan arkadaşlar memnuniyetlerini bildirdiler, köylülerde memnuniyetlerini dile getirdiler.

Yazın yaz okulu çalışmasında çocuklara yönelik çalışmalarımız olması gerekli ve camilerde çocuklara yönelik yaz çalışmaları yapmamız gerekirken yapmadıklarımız yarın ilgilenmediğimiz bu çocuklar farklı bir kimlikle karşımıza çıktıklarında Allah´a vereceğimiz hesabı düşünmemiz ve hesabın içinden nasıl çıkmamız gerektiğini düşünmemiz gerekir. Çocuklara yönelik yaz çalışmalarının yanında onlara yönelik sosyal etkinliklerinin olması ve çocuklarımızı yarılara en iyi şekilde yetiştirmemiz gerekir.

 Allahu teala buyuruyor ki! siz insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz yani dünya’ya çıkarılış amacınız Sadece kendiniz için değil, sadece aileniz için değil, sadece çocuklarınız için değil
sadece evimize aş taşımak için değil o eve bir aşk’ta taşımak gerekiyor işte o aşkın ateşini bizim fitillememiz gerekiyor.

İnsanlık için çıkarıldığımızı Allah azze ve celle bize bildiriyor biz insanlığa karşı borçluyuz.
İnsanlarımızı tehdit eden bireyselleşmenin bencilleşmenin dünyevileşmenin gittikçe bizleri ortak sorunluluk alanlarımızdan kopardığını katı bireycilik anlayışını kollektif ruhunun tehdit ettiğini de altını çizmek istiyorum. Öyle kritik bir zamanda yaşıyoruz ki yaşadığımız şu zaman diliminde sadece kendi cennetimizi düşünecek kadarda hedefimizi küçültememeyiz. Sorumluluğu üzerimizde olan nesillere ve toplumlara sorumluluklarınızın gereğini yerine getirmeden hakkını vermeden cennete gitsek bile içimizde bir ukte olarak o uktenin verdiği ızdırapla cennete girmemiz söz konusu olması lazım.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Malatya Platformu

Malatya Hava Durumu

malatya hava durumu malatya hava durumu

Site İstatistikleri [05.07.2017'den beri]

Çevrimiçi Ziyaretçi : 7
Bugün : 488
Bu Ay : 20560
Toplam : 29818

Son Eklenen Firmalar

Büyük Otel

FİRMA DETAYI

Hayat Hastanesi

FİRMA DETAYI

Park Hospital

FİRMA DETAYI

Çapa Tarım

FİRMA DETAYI

Çınar Koleji

FİRMA DETAYI

Lojman Taksi

FİRMA DETAYI
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom